Basının saygınlık bunalımında rolü olan bir etmen de özellikle Özal döneminde kaynak-muhabir ilişkilerinin yozlaştırılmasıdır. Basının demokrasi içindeki yaşamsal işlevlerini yerine getirebilmesi için özgür olduğu kadar bağımsız da olması zorunludur. Bunun için basın mensupları ile haber kaynakları arasında (özellikle güçlü haber kaynakları arasında) saygılı ve mesafeli bir ilişkinin bulunması gerekir. Gazeteci kaynaktan aldığı bilgiyi olduğu gibi yayınlamaz, onu mesleki deneyimi çerçevesinde değerlendirir, doğrulatır, bağlam içinde yerleştirir.
Kaynağıyla arasındaki mesafeyi kaybeden muhabir manipüle edilmek, birilerinin maşsı olmak tehlike ile karşı karşıya kalır. Bir kaynakla fazla sıkı fıkı olan muhabir haberini yazarken okurunu bilgilendirmek yerine kaynağını kollamaya başlar. Hatta gazeteler tüm olaya kaynağın gözünden bakmaya alışır. Bu gibi yaklaşımlar gazetecilerin kuryelik, danışmanlık, akıl hocalığı gibi meslekleriyle bağdaşmayan rollere soyunmalarına neden olur. Böyle tehlikeli yakınlaşmalar, eninde sonunda okur tarafından keşfedilir. O zaman okur muhabire bağımsız bir haber işleyicisi olarak değil birilerinin borazanı gözüyle bakmaya başlar. Böyle bir şüphenin saygınlık üzerindeki etkisi ağırdır. Nitekim;basınımızda da öyle olmuş, bir takım gazeteciler bazı büyüklerin mütemmed adamı sayılmıştır.
İletişim Fakültesi, Yeni Medya, Gazetecilik, Habercilik, Yakınsak Medya, Görsel İletişim Tasarımı
gazetecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazetecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Kasım 2009 Perşembe
Reklam Olan Haberler
Yaygın medyada çalışanlar çok iyi bilirler ki, bazen gazetelerin iç sayfalarında yada akşam haber bültenlerinde yayınlana çok küçük bir haber bile kitleler üzerinde önemi küçümsenmeyecek bir talep yada reddediş yaratabilir.günümüzde, haberin bu gücünü en iyi bilen ve sonuna kadar kullananlar reklamcıdır.
Gazetelerin yada haber bültenlerinin içeriklerine dikkatlice bakıldığında, kitleleri bilgilendirmekten ziyade belli bir ürün yada hizmet olan talebi kışkırtmak amacıyla üretilmiş çok sayıda haber görülecektir.
Reklamcılar ile yapılan belli anlaşmalar sonucu hazırlanan bu haberler, bazen öylesine ustalıkla üretilir ki, seyirci yada okuyucu bir gizli reklam olduğunu anlamaz bile. Reklamın haber formatı içinde sunulmasının en önemli tarafı da budur zaten. Çünkü kitleler reklamlardan çok yaygın medyada yayınlanan haberlere güvenmek eğilimindedirler.
Son yıllarda gazetelerin sektör ekleri, dergilerin haber sayfaları ile birlikte sunulan “info” lar reklam-haberlere en güzel örnektir. Batıda Time, News Week gibi çok dergi, sayfalarını reklam amaçlı olarak kiralamakta ve bundan para kazanmaktadır. Ancak, bu dergiler, kiralanmış sayfaların üzerine bunun bir reklam metni olduğunu yazarak okuyucu uyarılır.
Oysa Türkiye’de yayınlana bir çok sektör sayfası eki yada reklam amaçlı haberlerde bu belirtilmez. Bunun en temel nedeni, okuyucunun metni okurken gazeteci tarafından üretilmiş bir haber olarak algılanması sağlamaktadır. Günümüzde bu yöntemin dergi ve gazetelere paralı ilan vermekten daha avantajlı olduğunu gören bir çok firma, paralı haber yatırmayı tercih etmektedir. Böylelikle haberin dolaylı olarak bir talebi kışkırtması yada bir malı övmesi yanında direkt olarak para karşılığı yazılması gibi, aslında hiçte etik olmayan bir süreçte başlamıştır.
Gazetelerin yada haber bültenlerinin içeriklerine dikkatlice bakıldığında, kitleleri bilgilendirmekten ziyade belli bir ürün yada hizmet olan talebi kışkırtmak amacıyla üretilmiş çok sayıda haber görülecektir.
Reklamcılar ile yapılan belli anlaşmalar sonucu hazırlanan bu haberler, bazen öylesine ustalıkla üretilir ki, seyirci yada okuyucu bir gizli reklam olduğunu anlamaz bile. Reklamın haber formatı içinde sunulmasının en önemli tarafı da budur zaten. Çünkü kitleler reklamlardan çok yaygın medyada yayınlanan haberlere güvenmek eğilimindedirler.
Son yıllarda gazetelerin sektör ekleri, dergilerin haber sayfaları ile birlikte sunulan “info” lar reklam-haberlere en güzel örnektir. Batıda Time, News Week gibi çok dergi, sayfalarını reklam amaçlı olarak kiralamakta ve bundan para kazanmaktadır. Ancak, bu dergiler, kiralanmış sayfaların üzerine bunun bir reklam metni olduğunu yazarak okuyucu uyarılır.
Oysa Türkiye’de yayınlana bir çok sektör sayfası eki yada reklam amaçlı haberlerde bu belirtilmez. Bunun en temel nedeni, okuyucunun metni okurken gazeteci tarafından üretilmiş bir haber olarak algılanması sağlamaktadır. Günümüzde bu yöntemin dergi ve gazetelere paralı ilan vermekten daha avantajlı olduğunu gören bir çok firma, paralı haber yatırmayı tercih etmektedir. Böylelikle haberin dolaylı olarak bir talebi kışkırtması yada bir malı övmesi yanında direkt olarak para karşılığı yazılması gibi, aslında hiçte etik olmayan bir süreçte başlamıştır.
Haberin Metalaşması
Öteden beri insan, doğru eksiksiz, taze haber açlığı içindedir ve liberal anlamda rekabet en açık şekliyle haberlerin çabukluğunda söz konusudur. Bir haber, tarihin başlangıcından bugünkü borsa hareketlerine kadar tüm değerini geçici tekeline sahip olduğunda kazanır. Oysa enformasyon çağı olarak adlandırılan günümüzde, haberin çabuk verilmesinden doğan rekabet değeri ve haberi haber yapan esas değerlerin yanı sıra, haberin bir de meta değeri diyebileceğimiz , alınıp satılma değeri ortaya çıkmıştır.
Haberin meta olarak değeri, kuşkusuz gazetecinin kamuya karşı sorumluluğu olan halkı bilgilendirme ve gizli kalan gerçeklerden haberdar etme uğraşının dışında ve ötesinde tanımlanmalıdır. Çağımızda medya sahipliğinin ulaştığı yeni ekonomik yapı neticesinde, haberin öncelikli olarak verilmesinden doğan rekabet değeri, yerini piyasa ekonominsin içinde, yeniden oluşan kar amaçlı bir değerlendirme mekanizmasına bırakmıştır.
“serbest düşünce pazarından, liberalizmden anlaşılan, düşüncelerin güç ve zenginlikten tecrit edilerek değişebilmesidir. Ama gerçekte, Pazar düşüncesi politik enformasyonun üretimi ve gizlenmesi yönünde daha çok merkezi ve ekonomik ve politik güce yakındır. Burada derin bir ironi vardır. kitle üretimi bir yandan haberi demokratikleştirmiş, ama öbür yandan da gazete yapımını Marx’ın söylediği gibi doğal gazdan ucuz hale getirmiş ve haber üretimini merkezileştirerek basını kontrol altına almış, genellikle de monopol yapıdaki medya sahipliğini yaratmıştır.
Bu monopol yapıdaki medya sahipliğinin en önemli özelliği, gazeteciliği ve dolayısıyla haber üretimini, kamuoyunu hızlı ve doğru bir şekilde bilgilendirerek kazanç sağlanacak bir iş alanı olarak değilde, serbest piyasanın ‘bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler’ mantığının hakim olduğu bir maksimum kar alanı olarak görmesidir. Düşüncenin üretimi ve bilgilendirme işlevi ve bunların yayılmasını içeren ekonomik faaliyetler elbette bunlardan yararlananların çoğu tarafından bilinmektedir. Ancak bu faaliyet bir “kamu hizmeti” niteliğinde olduğu için, ekonomik faaliyet olarak ele alındığında bile özel bir anlayış gereklidir. Oysa günümüzde, medya endüstrisine şöyle bir göz attığımızda, haberci medyanın üretim kalıplarının, seri üretim yapan bir diğer iş kolundan çok da farklı olmadığı görülmektedir.
Teoride haberci medyanın sosyal ve politik olayları halka duyurarak demokratik sürecin doğru ve düzenli işlemesine katkıda bulunacağı öngörülür. Haberci medyadan aslı beklenen, iyi araştırılmış haberlere iyi bilgilenmiş yurttaşlar yaratması ve bu bilgilerin seçim dönemlerinde tüm yurttaşlar lehine seçim sandıklarına yansımasıdır. Oysa haberin ticarileşmesi sürecinde, gazetecilerin asıl işlevi olan halkı bilgilendirme görevi bir kenara itilmiş, haber üretimi piyasa koşullarının belirlediği arz-talep dengelerine gör şekillenmeye başlamıştır.
John H. McManus’a göre, piyasaya sürülen diğer ürünler gibi haberler de her gün bir tür işlenmiş ürün/meta olarak pazardaki yerini almakta, okur ya da izleyici ‘müşteriye’ dönüşmekte, dağıtım veya reyting dediğimiz mekanizma ise pazarı temsil etmektedir.
Haberin meta olarak değeri, kuşkusuz gazetecinin kamuya karşı sorumluluğu olan halkı bilgilendirme ve gizli kalan gerçeklerden haberdar etme uğraşının dışında ve ötesinde tanımlanmalıdır. Çağımızda medya sahipliğinin ulaştığı yeni ekonomik yapı neticesinde, haberin öncelikli olarak verilmesinden doğan rekabet değeri, yerini piyasa ekonominsin içinde, yeniden oluşan kar amaçlı bir değerlendirme mekanizmasına bırakmıştır.
“serbest düşünce pazarından, liberalizmden anlaşılan, düşüncelerin güç ve zenginlikten tecrit edilerek değişebilmesidir. Ama gerçekte, Pazar düşüncesi politik enformasyonun üretimi ve gizlenmesi yönünde daha çok merkezi ve ekonomik ve politik güce yakındır. Burada derin bir ironi vardır. kitle üretimi bir yandan haberi demokratikleştirmiş, ama öbür yandan da gazete yapımını Marx’ın söylediği gibi doğal gazdan ucuz hale getirmiş ve haber üretimini merkezileştirerek basını kontrol altına almış, genellikle de monopol yapıdaki medya sahipliğini yaratmıştır.
Bu monopol yapıdaki medya sahipliğinin en önemli özelliği, gazeteciliği ve dolayısıyla haber üretimini, kamuoyunu hızlı ve doğru bir şekilde bilgilendirerek kazanç sağlanacak bir iş alanı olarak değilde, serbest piyasanın ‘bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler’ mantığının hakim olduğu bir maksimum kar alanı olarak görmesidir. Düşüncenin üretimi ve bilgilendirme işlevi ve bunların yayılmasını içeren ekonomik faaliyetler elbette bunlardan yararlananların çoğu tarafından bilinmektedir. Ancak bu faaliyet bir “kamu hizmeti” niteliğinde olduğu için, ekonomik faaliyet olarak ele alındığında bile özel bir anlayış gereklidir. Oysa günümüzde, medya endüstrisine şöyle bir göz attığımızda, haberci medyanın üretim kalıplarının, seri üretim yapan bir diğer iş kolundan çok da farklı olmadığı görülmektedir.
Teoride haberci medyanın sosyal ve politik olayları halka duyurarak demokratik sürecin doğru ve düzenli işlemesine katkıda bulunacağı öngörülür. Haberci medyadan aslı beklenen, iyi araştırılmış haberlere iyi bilgilenmiş yurttaşlar yaratması ve bu bilgilerin seçim dönemlerinde tüm yurttaşlar lehine seçim sandıklarına yansımasıdır. Oysa haberin ticarileşmesi sürecinde, gazetecilerin asıl işlevi olan halkı bilgilendirme görevi bir kenara itilmiş, haber üretimi piyasa koşullarının belirlediği arz-talep dengelerine gör şekillenmeye başlamıştır.
John H. McManus’a göre, piyasaya sürülen diğer ürünler gibi haberler de her gün bir tür işlenmiş ürün/meta olarak pazardaki yerini almakta, okur ya da izleyici ‘müşteriye’ dönüşmekte, dağıtım veya reyting dediğimiz mekanizma ise pazarı temsil etmektedir.
Gazeteciliğe yönelik güven kaybı
Gazeteciliğe yönelik güven kaybı sadece sıradan insanlara ait bir duygu değildir. 20. yüzyılın sonlarından beri, gazetecilik ve medya üzerine araştırmalar yapan akademisyenler de, gittikçe artan oranda, medyanın artık doğruyu söyleme işlevini yerine getiremez olduğunu söylüyorlar. İyi ve doğru bilgilendirilmiş, eleştirel bir vatandaşlığın yaratılması işlevini medya yerine “bağımsız ve dinamik bir akademinin” üstlenmesi gerektiğini savunanlar var.
Bunlardan biri olan İngiliz iletişim Bilimci Golding şunları yazıyor; “Medya mesleği ideolojilerinin, bu işin kamunun bilgi gereksinimini karşıladığı iddialarının aksine, araştırma bulgularının toplamı, medyanın, vatandaşların vatandaşlık görevini yerine getirebilmelerine yeterli bir temel sunmadığını gösteriyor. Popüler basın eğlence sektörüne iyice entegre oldu ve kamu yayıncılığı da, hem biçim hem de amaçları itibariyle, iyice yaralanmış durumda. Yeni teknolojiler bir “bilgi toplumu” yaratmaktan çok, zengin ve yoksullar arasındaki uçurumun derinleştiği bir medya toplumunu besliyor. Bu başarısızlıklar, tarihe tanıklık etmek açısından, eleştirel toplumsal araştırmalara daha büyük sorumluluklar yüklüyor. Ancak bunu başarmamız hem akademi içinde, hem de akademi dışında bağımsız araştırmaya yönelik tehditleri savuşturmamıza bağlı”
Bunlardan biri olan İngiliz iletişim Bilimci Golding şunları yazıyor; “Medya mesleği ideolojilerinin, bu işin kamunun bilgi gereksinimini karşıladığı iddialarının aksine, araştırma bulgularının toplamı, medyanın, vatandaşların vatandaşlık görevini yerine getirebilmelerine yeterli bir temel sunmadığını gösteriyor. Popüler basın eğlence sektörüne iyice entegre oldu ve kamu yayıncılığı da, hem biçim hem de amaçları itibariyle, iyice yaralanmış durumda. Yeni teknolojiler bir “bilgi toplumu” yaratmaktan çok, zengin ve yoksullar arasındaki uçurumun derinleştiği bir medya toplumunu besliyor. Bu başarısızlıklar, tarihe tanıklık etmek açısından, eleştirel toplumsal araştırmalara daha büyük sorumluluklar yüklüyor. Ancak bunu başarmamız hem akademi içinde, hem de akademi dışında bağımsız araştırmaya yönelik tehditleri savuşturmamıza bağlı”
Enformasyon Bir Meta Değildir
Enformasyonun temel bir hak olarak görülmesi düşüncesinden, onun bir meta olarak kabul edilmemesi ya da ele alınmaması gerektiği çıkarsanabilir. Eğer enformasyon temel bir hak olarak kabul edilmezse, pazarın yasalarına tabii olan ve medya sahiplerinin, editörlerin, gazetecilerin özel çıkarları doğrultusunda zorla kabul ettirilen bir meta haline dönüşür.
Enformasyon Ve Etik
Medyadaki enformasyon bir monoloğa indirgenmiştir: yüz yüze konuşma durumunun aksine, medyada alıcının yanıt verme ya da farklı görüşte olduğunu açıklama fırsatı yoktur. İnandırmak etimolojik olarak tartışma sırasında karşı tarafın bakış açısını değiştirerek desteğini almayı ifade eder. Yani, tartışmada üstünlük sağlanabilmesi için bir başka kişinin katılımı gereklidir. İkna etme ise, diyaloğa dayanmayan daha güçlü ve tek yönlü bir süreçtir. Alıcı diyalogda etkin taraf iken, iknada edilgin bir rol üstlenir. Medya, özellikle de görsel medya aracılığıyla aldığımız enformasyonu tehdit eden şey, iknanın bu özelliğidir. Öyleyse tüm medya yayıncılarının ve gazetecilerinin karşı karşıya kaldığı ahlaki eylem şudur; ya her türlü yolu kullanarak izleyicileri ve dinleyicileri belirli bir kanalı izlemeye veya gazeteyi okumaya ikna etmek ya da doğru ve tarafsız enformasyonla ve etik kanılarla onları inandırmak. Ahlak, enformasyon ve iletişimin kökeninde yer almaktadır. Bir toplumun ahlakı, büyük çapta enformasyonun elde edilme tarzına dayanmaktadır.kitle iletişim araçları sadece insanların bilgisini genişleten ve zenginleştiren enformasyonu aktarmamakta, aynı zamanda belirli bir görüşü ortaya koymaktadırlar. Buradaki sorun, gerçekliğe ilişkin bilgilerin tam olarak medya tarafından sağlanmasından dolayı, enformasyon sürecinde gerçeklikten herhangi bir sapma olduğunda, çoğu kez bu sapmanın yurttaşlar tarafından düzeltilememesidir. Bu nedenle, medyanın çok büyük ahlaki sorumluluğu söz konusudur.
Kitle iletişim araçları en geniş izleyici kitlesini kendilerine çekme tasası içindedir. İzleyici kitlelerinin büyüklüğü kitle iletişim araçlarının reklam gelirlerini arttırmaktadır. Buradaki risk, izleyici (okur/dinleyici vb) kavramıyla müşteri kavramının karıştırılmasıdır. Örneğin, okuyucuların, dinleyicilerin yada izleyicilerin sayısı sık sık Pazar payı olarak dile getirilir. Enformasyon ve iletişimin, aktarılan yanlı imgeler seline direnememe tehlikesi burada yatmaktadır. Gazeteciler en sansasyonel başlıklar için yarışmakta ve televizyon izleyicileri üzerinde doğrudan duygusal etki yaratmak amacıyla düzenlenen en çarpıcı görüntüleri gösteren bir gösteri aracı haline gelmektedir. Biz, imgenin göz kamaştıran büyüsü altında doğruluk ve geçerliliği hoş ve çekici olanla karıştırma riskiyle karşı karşıyayız. Bu bağlamda enformasyon ve iletişim bir imgeler dizisine indirgenebilir. Gazetelerin haber başlıklarının diline ve fotoğraflara öylesine alıştık ki, bu dil ve sözcükler görsel imgelerle desteklemediklerinde güçlerini yitirmektedirler. İmge özden çok daha önemli hale geldi.
kaynakça:Manuel Nunez Encabo, Gazetecilik Etiği Ve demokrasi, Derleyen; Süleyman irvan, Medya Kültür Siyaset, Bilim Sanat Yayınları, Ankara, 1997
Kitle iletişim araçları en geniş izleyici kitlesini kendilerine çekme tasası içindedir. İzleyici kitlelerinin büyüklüğü kitle iletişim araçlarının reklam gelirlerini arttırmaktadır. Buradaki risk, izleyici (okur/dinleyici vb) kavramıyla müşteri kavramının karıştırılmasıdır. Örneğin, okuyucuların, dinleyicilerin yada izleyicilerin sayısı sık sık Pazar payı olarak dile getirilir. Enformasyon ve iletişimin, aktarılan yanlı imgeler seline direnememe tehlikesi burada yatmaktadır. Gazeteciler en sansasyonel başlıklar için yarışmakta ve televizyon izleyicileri üzerinde doğrudan duygusal etki yaratmak amacıyla düzenlenen en çarpıcı görüntüleri gösteren bir gösteri aracı haline gelmektedir. Biz, imgenin göz kamaştıran büyüsü altında doğruluk ve geçerliliği hoş ve çekici olanla karıştırma riskiyle karşı karşıyayız. Bu bağlamda enformasyon ve iletişim bir imgeler dizisine indirgenebilir. Gazetelerin haber başlıklarının diline ve fotoğraflara öylesine alıştık ki, bu dil ve sözcükler görsel imgelerle desteklemediklerinde güçlerini yitirmektedirler. İmge özden çok daha önemli hale geldi.
kaynakça:Manuel Nunez Encabo, Gazetecilik Etiği Ve demokrasi, Derleyen; Süleyman irvan, Medya Kültür Siyaset, Bilim Sanat Yayınları, Ankara, 1997
Gazetecilik Etiği
Gazetecinin haber kaynağı ile olan ilişkisi, haberi nasıl, ne pahasına ve niçin ürettiği, etik değerler açısından büyük önem taşımaktadır.
Gazetecilikte etik denince akla gelen ilk dört şey adil, gerçek, objektif ve doğru olmaktadır. Etik meziyetler ise, “dürüst”, “hassas”, doğru sözlü” gibi tipik meziyetlerdir.
Etik değerin tartışılabileceği bir platform araştırmacı gazeteciliktir. Araştırmacı gazetecilikte dürüstlük konusu, dürüstlüğün gazetecilerden neleri yapmalarını gerektirdiği, neleri yapmalarına izin verdiği sorularını kapsar.
Magazin ve sansasyonel habercilik, gizli habercilik ve sorumluluktan yoksun olan habercilik, araştırmacı gazetecilik ile bağdaşmamaktadır.
Gazetecilik Etiği, haklar ve sorumluluklar çerçevesinde gerçekleşebilir.bu bağlamda önemli olan sınırın nasıl ve kimin tarafından saptanacağıdır.
Bunların yanı sıra, satış savaşı ne kadar şiddetli olursa, editörler üzerindeki ticari baskı da o kadar artacak; gerçeklik ve etik açıdan gazetecilik standartları zarar görecektir.
John O’Neill, Piyasada gazetecilik Yapmak, De. Andrew Belsey Ve Rud Chatwick, Medya ve Gazetecilikte Etik Sorunlar, Çev. Nurçay Türkoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1994
Gazetecilikte etik denince akla gelen ilk dört şey adil, gerçek, objektif ve doğru olmaktadır. Etik meziyetler ise, “dürüst”, “hassas”, doğru sözlü” gibi tipik meziyetlerdir.
Etik değerin tartışılabileceği bir platform araştırmacı gazeteciliktir. Araştırmacı gazetecilikte dürüstlük konusu, dürüstlüğün gazetecilerden neleri yapmalarını gerektirdiği, neleri yapmalarına izin verdiği sorularını kapsar.
Magazin ve sansasyonel habercilik, gizli habercilik ve sorumluluktan yoksun olan habercilik, araştırmacı gazetecilik ile bağdaşmamaktadır.
Gazetecilik Etiği, haklar ve sorumluluklar çerçevesinde gerçekleşebilir.bu bağlamda önemli olan sınırın nasıl ve kimin tarafından saptanacağıdır.
Bunların yanı sıra, satış savaşı ne kadar şiddetli olursa, editörler üzerindeki ticari baskı da o kadar artacak; gerçeklik ve etik açıdan gazetecilik standartları zarar görecektir.
John O’Neill, Piyasada gazetecilik Yapmak, De. Andrew Belsey Ve Rud Chatwick, Medya ve Gazetecilikte Etik Sorunlar, Çev. Nurçay Türkoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1994
Basında Ahlaki Açıdan Yapılan Hatalar
Haber ve haberci kimlikleri arka planda kalmaktadır. Gazeteciler acil haber sunmakla yükümlü birer eleman niteliğine bürünmüşlerdir.
Gazete üst yönetimlerinde görülen çok yüksek ücretlerin yanı sıra, gazetecinin omurgasını yada alt yapısını oluşturan haber biriminde çalışanların ücretleri genellikle düşük kaldı. Böylece muhabirlerin, haber kaynaklarına karşı etkinliği ve saygınlığı da aşınmaya uğratıldı. Düşük ücretli, deneyimsiz stajyer muhabirlerin muhabir gibi çalıştırılmaya kalkışılması da bu aşınmayı arttırdı.
Gazetecilik, Pazar ve kar motiflerinin peşine düşmüştür. Haber “mal”, okur-izleyici “müşteri”, gazeteci “bant işçisi” olmuştur. Francis Balle’nin “çifte aidiyet” dediği kavramda, bir tarafta, mesleki kural ve ilkeler vardır., öteki tarafta da, bir yere bağımlılık, teslimiyet, sadakat “çifte aidiyet” her zaman çifte “sadakatsizlik riski” de taşır.
Tekelleşme, gazetecinin temel görevi olan objektif bilgiyi taşıma ve aktarma işlevini bozar. Dürüst ve doğru haber veren araştırmacı gazeteciler tekelci basında kendilerine yer bulamazlar.
İşten atılma ve iş bulamama korkusu, basın emekçisinin, patronların meslek ahlakıyla bağdaşmayan tavırlarına ve baskılarına karşı çıkmalarına engel olmaktadır. Basın sektöründe emek sömürüsü had safhadadır. Kaçak işçilik; basın emekçilerini uzun yıllar sigortasız ve sözleşmesiz olarak çalıştırmaktadır. Üç alık staj süresi, basın-yayın organları tarafından sömürü aracı olarak değerlendirilmekte ve bu süre kimi zaman dört ya da beş yıla ulaşılmaktadır. Bu ortam, basın emekçilerini adeta köle durumuna sokmaktadır.
kaynak.Tuncay Özkan, Medya Nereye?, Yeni Türkiye 11, Medya Özel Sayı
Nail Güreli, Basında Sorumluluğun çeşitli Boyutları, Yeni Türkiye 11, Medya Özel Sayı 1,
der:kenan evren duman
Gazete üst yönetimlerinde görülen çok yüksek ücretlerin yanı sıra, gazetecinin omurgasını yada alt yapısını oluşturan haber biriminde çalışanların ücretleri genellikle düşük kaldı. Böylece muhabirlerin, haber kaynaklarına karşı etkinliği ve saygınlığı da aşınmaya uğratıldı. Düşük ücretli, deneyimsiz stajyer muhabirlerin muhabir gibi çalıştırılmaya kalkışılması da bu aşınmayı arttırdı.
Gazetecilik, Pazar ve kar motiflerinin peşine düşmüştür. Haber “mal”, okur-izleyici “müşteri”, gazeteci “bant işçisi” olmuştur. Francis Balle’nin “çifte aidiyet” dediği kavramda, bir tarafta, mesleki kural ve ilkeler vardır., öteki tarafta da, bir yere bağımlılık, teslimiyet, sadakat “çifte aidiyet” her zaman çifte “sadakatsizlik riski” de taşır.
Tekelleşme, gazetecinin temel görevi olan objektif bilgiyi taşıma ve aktarma işlevini bozar. Dürüst ve doğru haber veren araştırmacı gazeteciler tekelci basında kendilerine yer bulamazlar.
İşten atılma ve iş bulamama korkusu, basın emekçisinin, patronların meslek ahlakıyla bağdaşmayan tavırlarına ve baskılarına karşı çıkmalarına engel olmaktadır. Basın sektöründe emek sömürüsü had safhadadır. Kaçak işçilik; basın emekçilerini uzun yıllar sigortasız ve sözleşmesiz olarak çalıştırmaktadır. Üç alık staj süresi, basın-yayın organları tarafından sömürü aracı olarak değerlendirilmekte ve bu süre kimi zaman dört ya da beş yıla ulaşılmaktadır. Bu ortam, basın emekçilerini adeta köle durumuna sokmaktadır.
kaynak.Tuncay Özkan, Medya Nereye?, Yeni Türkiye 11, Medya Özel Sayı
Nail Güreli, Basında Sorumluluğun çeşitli Boyutları, Yeni Türkiye 11, Medya Özel Sayı 1,
der:kenan evren duman
Basın Ahlakı
Basının devlete karşı özgürlüğünü savunabilecek, toplum önünde basının saygınlığını koruyabilecek bir kuruma ihtiyacı vardır. Bu da basın ahlak yasalarının hazırlanması ve özdenetim kurumlarının ABD’de gazetecilerin oluşturulmasıyla mümkün olabilir. Los Angeles Tımes yazarlarından David Show, gazetecilerin herkesten daha çok ahlaklı olmak zorunda olduklarını yazar; çünkü yalancı bir politikacının foyalarını ortaya çıkardıktan sonra gazetecinin yalan söylemesi büyük bir çelişki olacaktır. Ahlak tartışmalarından olabildiğince uzak kalabilmek için kabul edilen iki vazgeçilmez kural vardır: doğruluk ve hakkaniyet.
Bir gazeteci haber izlerken gerek zaman baskısı altında, gerekse atlatılmak korkusuyla yanlış yapabilir. Associated Press’te kabul edilmiş bir formül, “Haberi önce al, fakat önceden doğru ol” der. Doğru kuralıyla bir başka sorun, okuyucuların beklentileridir. Olan bir şeyi okuyucusuna ileten gazeteci zaman baskısı altında her zaman o haberin arkasındaki gerçeği yakalamayabilir. Ne olursa olsun, haber kovalarken ve yazarken gazeteci, tarafsız olmalı. Hakkaniyet kuralı da bundan gelmektedir.
Harvard Üniversitesi Niemon burslarının yirminci yıldönümü nedeniyle yapılan bir konuşmada vicdan geleneği şöyle açıklanmaktadır: Haber, dünyada olup bitenlerin kronolojik bir sıra içinde fakat ahlak ölçülerinden geçirildikten sonra yayınlamış şeklidir.
“Haber eşittir para”, basın anlayışı varolduğu sürece, basın ahlakından sözetmek imkansızdır. Basında sansasyonel habercilik, tiraj, promosyon ve reklam savaşları habercilik anlayışını metalaştırdı. medya bir silah olarak kullanılıyor. Oysa medya amaç değil, bir araç olarak kullanılmalı. Sözü edilen sorunları çözmek için , “etik raporu” oluşturulabilir. “Etik raporu”, istihdam ve transfer gibi durumlarda göz önünde bulundurulmalı. “etik raporu”, süzgeç işlevi yaparak, ahlaki gazeteciler için geçiş hakkı sağlayarak, ahlaksız olanları da devre dışı bırakacak. Basın ahlakı özetle, gazetecinin kendi ahlakına bağlıdır
kaynak:Vedat Demir, Türkiye’de Medya ve özdenetim
derleyen:kenan evren duman
Bir gazeteci haber izlerken gerek zaman baskısı altında, gerekse atlatılmak korkusuyla yanlış yapabilir. Associated Press’te kabul edilmiş bir formül, “Haberi önce al, fakat önceden doğru ol” der. Doğru kuralıyla bir başka sorun, okuyucuların beklentileridir. Olan bir şeyi okuyucusuna ileten gazeteci zaman baskısı altında her zaman o haberin arkasındaki gerçeği yakalamayabilir. Ne olursa olsun, haber kovalarken ve yazarken gazeteci, tarafsız olmalı. Hakkaniyet kuralı da bundan gelmektedir.
Harvard Üniversitesi Niemon burslarının yirminci yıldönümü nedeniyle yapılan bir konuşmada vicdan geleneği şöyle açıklanmaktadır: Haber, dünyada olup bitenlerin kronolojik bir sıra içinde fakat ahlak ölçülerinden geçirildikten sonra yayınlamış şeklidir.
“Haber eşittir para”, basın anlayışı varolduğu sürece, basın ahlakından sözetmek imkansızdır. Basında sansasyonel habercilik, tiraj, promosyon ve reklam savaşları habercilik anlayışını metalaştırdı. medya bir silah olarak kullanılıyor. Oysa medya amaç değil, bir araç olarak kullanılmalı. Sözü edilen sorunları çözmek için , “etik raporu” oluşturulabilir. “Etik raporu”, istihdam ve transfer gibi durumlarda göz önünde bulundurulmalı. “etik raporu”, süzgeç işlevi yaparak, ahlaki gazeteciler için geçiş hakkı sağlayarak, ahlaksız olanları da devre dışı bırakacak. Basın ahlakı özetle, gazetecinin kendi ahlakına bağlıdır
kaynak:Vedat Demir, Türkiye’de Medya ve özdenetim
derleyen:kenan evren duman
Editoryal Bağımsızlık
Gazetelerin yada medya kuruluşlarının siyasal iktidara, her türlü güç odağına ve kendi sahibinin çıkarlarına karşı gazeteciliğin temel ilkeleri,etik değerleri ve kamusal hizmet anlayışı gereği haber ve yayın politikası açısından bağımsız olması önemli bir ilkedir.
Editoryal bağımsızlık, sadece yazı işleri kadrosunun değil bizahati muhabirin de yazı ilerine karşı habercilik ilkeleri çerçevesinde bağımsız olmasını, haberine karışılması durumunda söz sahibi olmasını da gerektirir. Gazeteciliğin bir meslek olarak ve haberlerin işlenişi açısından dikey olmaktan ziyade yatay ilişkilere olanak tanıması okur, muhabir ve yazı işleri kadrosu arasında demokratik bir ilişki kurulması zeminini de sağlamaktadır.böyle bir ilişki aslında Editoryal bağımsızlığında güvencesi sayılabilir.
Bir medya patronunun yatırım yaptığı medya kuruluşunu kar getirecek bir işletme olarak görmesi bu sistemin mantığı içinde son derece doğaldır. Ancak bir medya kuruluşunun kar uğruna gazetecilik mesleğinin ilkelerine ters işler yapması, bir hastanenin daha fazla para için sağlık yerine hastalık dağıtmasıyla kıyaslanabilir. Bu nedenle halkın doğru bilgilendirilmesi ve demokrasinin daha iyi işleyebilmesi için Editoryal bağımsızlık, gazeteciler için yaşamsal bir kurumdur. Bu kurumun oluşması yada başka bir anlatımla bu kavramın yerleşmesi için gazetecilerin öncelikle medya sahipleri karşısında özerk bir konumda olmaları gerekmektedir.
Gazetecilik tarihi aslında bir editör bağımsızlığı tarihidir. Gerek siyasal iktidarların, gerekse gazete sahiplerinin baskıları karşısında gazetecilik ilkelerinden taviz vermeyen editörlerin istifaları, bu tarihin örnekleri arasında yer alır. Ancak günümüzde, editöryal bağımsızlık uğruna istifa eden gazeteci son derece az görülmektedir.
1995 yılında Türkiye’nin büyük gazetelerinden birinin genel yayın yönetmeninin söylediği şu sözler, editöryal bağımsızlık açısından çok ilginçtir; “Sabah Gazetesi, para kazanmak için vardır. Sabah gazetesi, Türk halkını aydınlatmak için var değildir…. Piyasa ya sahte manşet, sahte sayfalarla çıktık…. Biz önümüze gelenle oynarız. Bu iş bir oyundur. Bu, işin mastürbasyonudur.” Öte yandan rakip durumundaki Hürriyet Gazetesinin genel yayın yönetmeninin haksız rekabet yarattığı gerekçesiyle sendikanın gazeteden kovulmasını onaylaması da bu çerçevede diğer ilginç bir örneği oluşturmaktadır.
Her iki örnekte de, genel yayın yönetmenlerinin, editörlerin, gazeteciliğin temel ilkelerine değil patron çıkarlarına göre hareket etmesi, hatta “bir gazete yöneticisinden çok bir özel mülk kahyası gibi konuşması” ülkemizde editöryal bağımsızlığın ne hale geldiğini göstermesi açısından dikkat çekici somut bir olguyu işaret etmektedir.
Türkiye’de büyük medya kuruluşları “bu gazetede işçi haberi görmek istemiyorum” diyen genel yayın yönetmenlerini bünyesinde bulundurmaktadır. Bu durum sadece Türkiye’ye özgü değildir. İngiltere’de Basın Kraliyet Komisyonun 1991 yılında yayınlanan bir raporunda 20.yüzyılın büyük bir bölümünde işçi hareketi ile ilgili haber ve yorumların sağcı muhalifleriyle kıyaslandığında çok az gazete desteğine sahip olduğu ve genelde işçi eylemlerinin olumsuz biçimde yansıtıldığı ortaya konuştur.
kenan evren duman
kaynaklar:
L. Doğan Tılıç, Utanıyorum Ama Gazeteciyim
Edibe Sözen, Kertenkele Mantığı,
T.G.S., 1998-2001 Yönetim Kurulu Çalışma Raporu,
Editoryal bağımsızlık, sadece yazı işleri kadrosunun değil bizahati muhabirin de yazı ilerine karşı habercilik ilkeleri çerçevesinde bağımsız olmasını, haberine karışılması durumunda söz sahibi olmasını da gerektirir. Gazeteciliğin bir meslek olarak ve haberlerin işlenişi açısından dikey olmaktan ziyade yatay ilişkilere olanak tanıması okur, muhabir ve yazı işleri kadrosu arasında demokratik bir ilişki kurulması zeminini de sağlamaktadır.böyle bir ilişki aslında Editoryal bağımsızlığında güvencesi sayılabilir.
Bir medya patronunun yatırım yaptığı medya kuruluşunu kar getirecek bir işletme olarak görmesi bu sistemin mantığı içinde son derece doğaldır. Ancak bir medya kuruluşunun kar uğruna gazetecilik mesleğinin ilkelerine ters işler yapması, bir hastanenin daha fazla para için sağlık yerine hastalık dağıtmasıyla kıyaslanabilir. Bu nedenle halkın doğru bilgilendirilmesi ve demokrasinin daha iyi işleyebilmesi için Editoryal bağımsızlık, gazeteciler için yaşamsal bir kurumdur. Bu kurumun oluşması yada başka bir anlatımla bu kavramın yerleşmesi için gazetecilerin öncelikle medya sahipleri karşısında özerk bir konumda olmaları gerekmektedir.
Gazetecilik tarihi aslında bir editör bağımsızlığı tarihidir. Gerek siyasal iktidarların, gerekse gazete sahiplerinin baskıları karşısında gazetecilik ilkelerinden taviz vermeyen editörlerin istifaları, bu tarihin örnekleri arasında yer alır. Ancak günümüzde, editöryal bağımsızlık uğruna istifa eden gazeteci son derece az görülmektedir.
1995 yılında Türkiye’nin büyük gazetelerinden birinin genel yayın yönetmeninin söylediği şu sözler, editöryal bağımsızlık açısından çok ilginçtir; “Sabah Gazetesi, para kazanmak için vardır. Sabah gazetesi, Türk halkını aydınlatmak için var değildir…. Piyasa ya sahte manşet, sahte sayfalarla çıktık…. Biz önümüze gelenle oynarız. Bu iş bir oyundur. Bu, işin mastürbasyonudur.” Öte yandan rakip durumundaki Hürriyet Gazetesinin genel yayın yönetmeninin haksız rekabet yarattığı gerekçesiyle sendikanın gazeteden kovulmasını onaylaması da bu çerçevede diğer ilginç bir örneği oluşturmaktadır.
Her iki örnekte de, genel yayın yönetmenlerinin, editörlerin, gazeteciliğin temel ilkelerine değil patron çıkarlarına göre hareket etmesi, hatta “bir gazete yöneticisinden çok bir özel mülk kahyası gibi konuşması” ülkemizde editöryal bağımsızlığın ne hale geldiğini göstermesi açısından dikkat çekici somut bir olguyu işaret etmektedir.
Türkiye’de büyük medya kuruluşları “bu gazetede işçi haberi görmek istemiyorum” diyen genel yayın yönetmenlerini bünyesinde bulundurmaktadır. Bu durum sadece Türkiye’ye özgü değildir. İngiltere’de Basın Kraliyet Komisyonun 1991 yılında yayınlanan bir raporunda 20.yüzyılın büyük bir bölümünde işçi hareketi ile ilgili haber ve yorumların sağcı muhalifleriyle kıyaslandığında çok az gazete desteğine sahip olduğu ve genelde işçi eylemlerinin olumsuz biçimde yansıtıldığı ortaya konuştur.
kenan evren duman
kaynaklar:
L. Doğan Tılıç, Utanıyorum Ama Gazeteciyim
Edibe Sözen, Kertenkele Mantığı,
T.G.S., 1998-2001 Yönetim Kurulu Çalışma Raporu,
Medya Ve Demokrasi
Habermas’a göre, medya kurumları kamusal alanın bir parçasıdır. Kamusal alanda, hem devletten hem de Pazar ilişkilerinden özerk olduğu için ne devlet tarafından kontrol edilmeli, ne de pazarın azami kar ilkesine göre çalışılmalıdır.
Medya kuruluşları kamusal alanın kurumları olarak gerek seçim zamanlarında gerekse diğer süreçlerde vatandaşların doğru tercih yapmasını sağlamak amacıyla bağımsız tartışma platformu işlevi görülmelidir.Bu işlevi yürütürken bir yandan kamuoyunu sağlıklı oluşmasına katkı sağlar, diğer yandan da vatandaşların görüşlerini yansıtarak hükümetlerin işleyişine yön verirler.
Gazetecilerde doğru bilgilendirilmiş ve eleştirel olabilen vatandaşların yaratılmasına olanak sağlayarak demokrasinin güçlenip genişlemesine katkı sağlar. Bunun yapılması, gazetecilik görevini yerine getirilmemesi anlamına gelir.
Demokrasinin özü katılım ise, bu kamusal bir süreci de gerekli kılar. Kamusal iletişim, demokrasi ve iletişim ilişkisini açıklar. Bu ilişki, birçok meseleye çözüm bulur ve demokrasinin işlerliği de bu sürece bağlıdır. Zira demokrasinin üretildiği ve ortaya çıktığı alan elbette kamusal alandır. Bireyler de, bu alanda medyaları kendi meseleleri gibi görmedikçe vatandaşların demokrasisinden değil ancak, medya demokrasisinden söz edilebilir.
Türkiye Gazeteciler Sendikasının 1998-2001 yılı yönetim kurulu çalışma raporunda medya mülkiyetinin, özünde kamusal bir emanetin kullanılması olarak yorumlanmaktadır.
Rapora göre, kitle iletişim alanında özel mülkiyet mutlak bir hak değil tevdi edilmiş (verilmiş) bir ayrıcalıktır. Bu ayrıcalığı 8yitirmeden) kullanmak isteyenler mutlaka kamusal çıkarlar doğrultusunda kalmalı ve bir kamu hizmeti yerine getirilmelidir.kısacası, kitle iletişim kuruluşunun topluma karşı sorumluluğu kar elde etme dair her şeyden öncelikli bir kaygı olmalıdır.
Gazeteciliğin yerine getirilmesi, sadece gazetecinin özgürlüğünün kısıtlanması anlamını taşımaz, aynı zamanda doğru bilgilendirilmeyence eleştirel yaklaşıma sahip olmayan vatandaşları ifade özgürlüğünde engellenmesi demektir. ne suretle olursa olsun, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, demokrasinin de bir parça kırpılması anlamına gelir.
Basın yada geniş tanımıyla medya, hem teorik düzeyde hem de işlevsel olarak düşünce özgürlüğüne zemin hazırlayacak önemli bir platform olarak öngörülmektedir. Medya ve demokrasi kavramına ilişkin yapılan bu tanımlar,özellikle 1980 sonrasında sektördeki tekelleşme sonucunda zafiyete uğramıştır..emek kesimine ilişkin haberler her geçen gün azalırken, bunların yerini borsa ve finans haberleri almıştır.
kenan evren duman
Medya kuruluşları kamusal alanın kurumları olarak gerek seçim zamanlarında gerekse diğer süreçlerde vatandaşların doğru tercih yapmasını sağlamak amacıyla bağımsız tartışma platformu işlevi görülmelidir.Bu işlevi yürütürken bir yandan kamuoyunu sağlıklı oluşmasına katkı sağlar, diğer yandan da vatandaşların görüşlerini yansıtarak hükümetlerin işleyişine yön verirler.
Gazetecilerde doğru bilgilendirilmiş ve eleştirel olabilen vatandaşların yaratılmasına olanak sağlayarak demokrasinin güçlenip genişlemesine katkı sağlar. Bunun yapılması, gazetecilik görevini yerine getirilmemesi anlamına gelir.
Demokrasinin özü katılım ise, bu kamusal bir süreci de gerekli kılar. Kamusal iletişim, demokrasi ve iletişim ilişkisini açıklar. Bu ilişki, birçok meseleye çözüm bulur ve demokrasinin işlerliği de bu sürece bağlıdır. Zira demokrasinin üretildiği ve ortaya çıktığı alan elbette kamusal alandır. Bireyler de, bu alanda medyaları kendi meseleleri gibi görmedikçe vatandaşların demokrasisinden değil ancak, medya demokrasisinden söz edilebilir.
Türkiye Gazeteciler Sendikasının 1998-2001 yılı yönetim kurulu çalışma raporunda medya mülkiyetinin, özünde kamusal bir emanetin kullanılması olarak yorumlanmaktadır.
Rapora göre, kitle iletişim alanında özel mülkiyet mutlak bir hak değil tevdi edilmiş (verilmiş) bir ayrıcalıktır. Bu ayrıcalığı 8yitirmeden) kullanmak isteyenler mutlaka kamusal çıkarlar doğrultusunda kalmalı ve bir kamu hizmeti yerine getirilmelidir.kısacası, kitle iletişim kuruluşunun topluma karşı sorumluluğu kar elde etme dair her şeyden öncelikli bir kaygı olmalıdır.
Gazeteciliğin yerine getirilmesi, sadece gazetecinin özgürlüğünün kısıtlanması anlamını taşımaz, aynı zamanda doğru bilgilendirilmeyence eleştirel yaklaşıma sahip olmayan vatandaşları ifade özgürlüğünde engellenmesi demektir. ne suretle olursa olsun, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, demokrasinin de bir parça kırpılması anlamına gelir.
Basın yada geniş tanımıyla medya, hem teorik düzeyde hem de işlevsel olarak düşünce özgürlüğüne zemin hazırlayacak önemli bir platform olarak öngörülmektedir. Medya ve demokrasi kavramına ilişkin yapılan bu tanımlar,özellikle 1980 sonrasında sektördeki tekelleşme sonucunda zafiyete uğramıştır..emek kesimine ilişkin haberler her geçen gün azalırken, bunların yerini borsa ve finans haberleri almıştır.
kenan evren duman
Medya Kurumu Ve Gazetecilerin Özgürlüğü
Gazete de hazırlanacak haber esas itibariyle o kurumun yayın politikası ile doğrudan ilgilidir. Basın çalışmalarında, bu politikanın ve çalıştıkları medya kurumunun siyasi ve ideolojik çizgisinden haberli bulunmaktadır.genelde bu çerçeveye uygun olarak haberler üretilir. Çoğu kez de medyanın, genel yayın yönetmeninin, yazı işleri kadrosunun ya da medya örgütü ile başka çıkar ilişkileri olan kişilerin önerileriyle haber konuları belirlenip muhabir görevlendirilir.
Gündemle ilgili aşağıdan, yani muhabirden ya da servis şefinden gelecek haber önerileri,yazı işleri toplantısında değerlendirilip medya kuruluşunun politikasına uygun düşmesi halinde yayınlanmasına olanak tanır. Veyahut yayın politikasına çok aykırı düşmemesi ve küçük kullanılması koşulu ile kimi güncel toplumsal içerikli haberler de yaptırılabilir.
Pek çok gazeteci, çalıştığı medya organının haber anlayışı ve yayın politikasından haberli olduğu için genelde bu çerçevenin dışına çıkmak istemez. Bununla birlikte bir doğruyu söyleme mesleği olan gazeteciliğin temel ilkeleri etik değerlere sahip ve araştırmacı gazetecilik anlayışı benimsenmeyen basın mensupları bu çevreyi zorlayarak muhalif ve eleştirilen bir yaklaşımla haber yapabilmek potansiyel olarak mümkündür. Özellikle belirli konularda uzmanlaşmış gazeteciler, haberlerini oluştururken bunun olanaklarını kullanabilir. Uzman gazetecilik sınırları yayın politikası ile belirlenmiş de olsa belirli bir haber yapma özgürlüğünü ve iş güvencesini sağlayabilir.
Uzman gazetecilerin yada kimi deneyimli ve kıdemli muhabirlerin sınırlı bir özgürlük alanı bulunmakla birlikte genelde medya çalışanları bulundukları kurumun yayın politikasını ve haber anlayışını içselleştirmektedir. Hatta haberlerinde hiçbir direktif dahi almadan, çevreye uygun oto sansür de uygularlar. Günümüzde medya çalışanlarının büyük çoğunluğunun bu oto sansür zihniyeti ile hareket etmesi gazetelerin temel ilkeleri, kamusal görev oluşu ve demokrasinin gelişimine olan katkısı açısındasın çok ciddi bir şeklide düşünülmesi gereken bir konudur.
Kaldı ki, magazinsel habercilik anlayışının geliştiği medya kuruluşlarında uzman gazeteciler de, onların getirdikleri haberlere de artık fazla bir ihtiyaç duyulmamaktadır. Zaten önemli haber dosyaları o madde kuruluşuna başka özel kanallardan da gelebilmektedir. Uzman gazeteciler, medya kuruluşlarının genel politikası veya çıkarları il ters düştüğünde ya hiç haberleri kullanılmamakta yada kapının önüne konulmaktadır.
Öte yandan bir medya tekeli içinde olmayıp daha küçük ölçekli kuruluşlarda çalışan gazeteciler açısından özgürlük kavramı daha rahat kullanılabilen bir kavram olmaktadır. Ayrıca gazetecilerin Yunanistan’da olduğu gibi sadece bulunduğu kuruma bağlı olmayıp medya kuruluşlarında veya değişik ek işlerinde çalışabilmeleri, özgürlük sınırlarını genişletmektedir.
kenan evren duman
kaynak.Tılıç, Medyayı anlamak
Gündemle ilgili aşağıdan, yani muhabirden ya da servis şefinden gelecek haber önerileri,yazı işleri toplantısında değerlendirilip medya kuruluşunun politikasına uygun düşmesi halinde yayınlanmasına olanak tanır. Veyahut yayın politikasına çok aykırı düşmemesi ve küçük kullanılması koşulu ile kimi güncel toplumsal içerikli haberler de yaptırılabilir.
Pek çok gazeteci, çalıştığı medya organının haber anlayışı ve yayın politikasından haberli olduğu için genelde bu çerçevenin dışına çıkmak istemez. Bununla birlikte bir doğruyu söyleme mesleği olan gazeteciliğin temel ilkeleri etik değerlere sahip ve araştırmacı gazetecilik anlayışı benimsenmeyen basın mensupları bu çevreyi zorlayarak muhalif ve eleştirilen bir yaklaşımla haber yapabilmek potansiyel olarak mümkündür. Özellikle belirli konularda uzmanlaşmış gazeteciler, haberlerini oluştururken bunun olanaklarını kullanabilir. Uzman gazetecilik sınırları yayın politikası ile belirlenmiş de olsa belirli bir haber yapma özgürlüğünü ve iş güvencesini sağlayabilir.
Uzman gazetecilerin yada kimi deneyimli ve kıdemli muhabirlerin sınırlı bir özgürlük alanı bulunmakla birlikte genelde medya çalışanları bulundukları kurumun yayın politikasını ve haber anlayışını içselleştirmektedir. Hatta haberlerinde hiçbir direktif dahi almadan, çevreye uygun oto sansür de uygularlar. Günümüzde medya çalışanlarının büyük çoğunluğunun bu oto sansür zihniyeti ile hareket etmesi gazetelerin temel ilkeleri, kamusal görev oluşu ve demokrasinin gelişimine olan katkısı açısındasın çok ciddi bir şeklide düşünülmesi gereken bir konudur.
Kaldı ki, magazinsel habercilik anlayışının geliştiği medya kuruluşlarında uzman gazeteciler de, onların getirdikleri haberlere de artık fazla bir ihtiyaç duyulmamaktadır. Zaten önemli haber dosyaları o madde kuruluşuna başka özel kanallardan da gelebilmektedir. Uzman gazeteciler, medya kuruluşlarının genel politikası veya çıkarları il ters düştüğünde ya hiç haberleri kullanılmamakta yada kapının önüne konulmaktadır.
Öte yandan bir medya tekeli içinde olmayıp daha küçük ölçekli kuruluşlarda çalışan gazeteciler açısından özgürlük kavramı daha rahat kullanılabilen bir kavram olmaktadır. Ayrıca gazetecilerin Yunanistan’da olduğu gibi sadece bulunduğu kuruma bağlı olmayıp medya kuruluşlarında veya değişik ek işlerinde çalışabilmeleri, özgürlük sınırlarını genişletmektedir.
kenan evren duman
kaynak.Tılıç, Medyayı anlamak
Haber üretimi ile egemen ideoloji arasında yakın ilişki
Haber üretimi ile egemen ideoloji arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Haber üretim süreci, aslında toplumdaki egemen sınıfın hakim ideolojisinin ve bu anlamdaki ilişkilerin yeniden üretilmesine katkı sağlamaktadır.
Gazetelerin manşetlerinden, televizyonların haberlerinden gerek mevcut sistemin ideolojik düzeyde korunması, sürdürülmesi kavranabileceği kimi zaman doğrudan doğruya medya patronunun özel çıkarları için de böyle bir yayının yapıldığı gözlemlenebilir. Haberin işleniş biçim, olayın tarihsel, toplumsal ve sosyolojik koşullarından koparılarak kişiselleştirme yoluyla ideolojik yanıltmaya da yol açabilmektedir.
Bu genel çerçevenin dışında tek egemen ideolojiye karşı mücadele eden basın organları da söz konusudur .egemen ideolojinin, dolayısıyla hakim sistemim yeniden üretilmesine katkıda bulunan büyük medya kuruluşları karşısında sol diye tanımlanabilen gazeteler, basın-yayın organları da bulunmaktadır.
Gerçeklerin ortaya çıkmasında bu tür yayın organlarının önemli işlileri olmuştur.kimi zaman egemen ideolojiyi benimseyen medya kuruluşlarında da editör yal bağımsızlığı savunan gazetecilerin araştırmacı gazetecilik ilkeleri çerçevesinde sınırlı da olsa sisteme muhalif haberler yaptığı gözlemlemektedir.
Ancak toplumun genel etkilenme düzeyi açısından dağıtım vb. sorunlar yaşayan sol nitelikli basın organlarını ve büyük medya kuruluşlarındaki seslerin yeterince etkili olduğunu söylemek pek mümkün gözükmemektedir.
Öte yandan haber sürecinin oluşumunda, hiyerarşik düzeyde alt-üst ilişkisi biçiminde yapılmıştır. Genel yayın yönetmeninden başlayarak yazı işleri kadrosu ve muhabire kadar uzanan yapı, içinde kimi zaman yatay ilişkileri barındırmakla birlikte hiyerarşik ve bürokratik bir yapıdır. Bu yapıda, hem toplumsal sistemin ideolojisi,hem medya patronun çıkarları, hem de yönetim kademesinin görüşü egemendir.günümüzde gazeteciliğin büyük ölçüde hakim değer ve düşüncelerin yeniden üretilmesine hizmet ettiğini ifade etmek mümkündür.
Ünlü iletişim kuramcısı Oneil’ın belirttiği gibi Pazar koşullarında gazetecilik pazarın içerdiği iddia edilen çeşitlilikle çok seslilikle bağdaşmaz:düşünce çeşitliliğini, özendirmek bir yana, Pazar üreticiyi izleyicilerin önceden varolan değer ve inançlarına uygun haberler yapmaya zorlar. Sonuçta ortaya çıkan haber de, piyasanın talebine uygun bir şekilde yüzeysel ve sansasyonel olmak durumunda kalır.
Bu konudaki kimi teorik yaklaşımlar, medyanın gerçek ekonomik ve siyasal durumu maskelemeye yönelik bir manipülasyon yaptığını iddia ettiği gibi medya sahiplerinin çıkarlarını toplumda “yanlış bilinç yaratma yoluyla meşrulaştırmayı” da amaçladığını öne sürmektedir.
Medya araçlarının diğer bir işlevi de, tüketimin gereğinden fazla özendirilmesidir. Bu kitle iletişim araçlarına sahip olanlar öncelikle kendi ürünlerinin pazarlanması ve üretilmesi için çaba harcarlar genel çevrede de tüketimin benimsetilmesi yoluyla sistemin ekonomik düzeyde yeniden üretilmesine katkı sağlar.
kenan evren duman
Gazetelerin manşetlerinden, televizyonların haberlerinden gerek mevcut sistemin ideolojik düzeyde korunması, sürdürülmesi kavranabileceği kimi zaman doğrudan doğruya medya patronunun özel çıkarları için de böyle bir yayının yapıldığı gözlemlenebilir. Haberin işleniş biçim, olayın tarihsel, toplumsal ve sosyolojik koşullarından koparılarak kişiselleştirme yoluyla ideolojik yanıltmaya da yol açabilmektedir.
Bu genel çerçevenin dışında tek egemen ideolojiye karşı mücadele eden basın organları da söz konusudur .egemen ideolojinin, dolayısıyla hakim sistemim yeniden üretilmesine katkıda bulunan büyük medya kuruluşları karşısında sol diye tanımlanabilen gazeteler, basın-yayın organları da bulunmaktadır.
Gerçeklerin ortaya çıkmasında bu tür yayın organlarının önemli işlileri olmuştur.kimi zaman egemen ideolojiyi benimseyen medya kuruluşlarında da editör yal bağımsızlığı savunan gazetecilerin araştırmacı gazetecilik ilkeleri çerçevesinde sınırlı da olsa sisteme muhalif haberler yaptığı gözlemlemektedir.
Ancak toplumun genel etkilenme düzeyi açısından dağıtım vb. sorunlar yaşayan sol nitelikli basın organlarını ve büyük medya kuruluşlarındaki seslerin yeterince etkili olduğunu söylemek pek mümkün gözükmemektedir.
Öte yandan haber sürecinin oluşumunda, hiyerarşik düzeyde alt-üst ilişkisi biçiminde yapılmıştır. Genel yayın yönetmeninden başlayarak yazı işleri kadrosu ve muhabire kadar uzanan yapı, içinde kimi zaman yatay ilişkileri barındırmakla birlikte hiyerarşik ve bürokratik bir yapıdır. Bu yapıda, hem toplumsal sistemin ideolojisi,hem medya patronun çıkarları, hem de yönetim kademesinin görüşü egemendir.günümüzde gazeteciliğin büyük ölçüde hakim değer ve düşüncelerin yeniden üretilmesine hizmet ettiğini ifade etmek mümkündür.
Ünlü iletişim kuramcısı Oneil’ın belirttiği gibi Pazar koşullarında gazetecilik pazarın içerdiği iddia edilen çeşitlilikle çok seslilikle bağdaşmaz:düşünce çeşitliliğini, özendirmek bir yana, Pazar üreticiyi izleyicilerin önceden varolan değer ve inançlarına uygun haberler yapmaya zorlar. Sonuçta ortaya çıkan haber de, piyasanın talebine uygun bir şekilde yüzeysel ve sansasyonel olmak durumunda kalır.
Bu konudaki kimi teorik yaklaşımlar, medyanın gerçek ekonomik ve siyasal durumu maskelemeye yönelik bir manipülasyon yaptığını iddia ettiği gibi medya sahiplerinin çıkarlarını toplumda “yanlış bilinç yaratma yoluyla meşrulaştırmayı” da amaçladığını öne sürmektedir.
Medya araçlarının diğer bir işlevi de, tüketimin gereğinden fazla özendirilmesidir. Bu kitle iletişim araçlarına sahip olanlar öncelikle kendi ürünlerinin pazarlanması ve üretilmesi için çaba harcarlar genel çevrede de tüketimin benimsetilmesi yoluyla sistemin ekonomik düzeyde yeniden üretilmesine katkı sağlar.
kenan evren duman
İnternet Gazeteciliği
20. yüzyılda kitle iletişiminde bilgisayarın gelmesi ile İnternet gazeteciliği kavramını yaratmıştır. Elektronik ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerin sonucu ortaya çıkan her yeni makine insan yaşamını nasıl derinden etkilediyse, İnternet de medya dünyasında da derin değişimlere yol açmıştır.
Internet’in gelişmesiyle farklı bilgilere ulaşma olanağı sağlayan sitelere ulaşma şansı meydana gelmiştir. Büyük medya şirketlerinin oluşmasıyla haber yayımı, program akışları, medya kuruluşu ve personelin tanıtımı, gazetecilere İnternet yoluyla erişim olanakları ve bağlantılarının sunulduğu sanal haber merkezleri oluşmaya başlamış ve bu yönde olumlu gelişmeler sağlanmıştır.
İnternet Gazeteciliğinde bilgisayar ağları kullanarak hedef kitlelere gazete ulaştırılmaktadır. İnternet ile ortaya çıkan okuyuculara haber iletme olanaklarına hem geleneksel yöntemlerle yayın yapan gazeteler, hem de haber ajansları hızla uyum gösterdiler. ABD ve dünyanın bir çok ülkesindeki büyük tirajlı gazeteler, aynı zamanda İnternet ortamında yayınlanmaktadır.
İnternet klasik gazeteler için mükemmel bir unsur olmaktadır. Bilgisayar teknolojileri sayesinde var olan haber endüstrisinin ürünlerine gerçek zamanlı olarak erişmek mümkündür. Çok büyük ölçekli haberlere, arşivler, haritalara, video ve ses kayıtlarına veya haberi destekleyici malzemelere İnternet sayesinde ulaşmak mümkündür.
İnternet kullanımı ve bunun yaygınlaşması, basında yeni bir alan yaratmıştır. Sermayenin “özgürce” sürekli yer değiştirdiği ve yerel tehdit altında kaldığı küreselleşme süreci, kuşkusuz “sınırsız” iletişimin yeni mecrası olan interneti de etkilemiştir. Gazeteyle başlayan, radyo ve televizyonla sınırları aşan kitle haberciliği, internetle inanılmaz bir ivme kazanmıştır. Zaman, kapsam ve hız sınırı bulunmayan İnternet, klasik mecralardan daha yakıcı bir şekilde evrensel kültürün yaygınlaşmasına olanak sağlamaktadır.
Türkiye’deki İnternet gazeteciliğinin kısa zaman içinde hızla yaygınlaşmasının bize özgü bir nedeni de vardır. O da ülkemizde yaşanan ekonomik krizin medya sektörünü de etkilemesi ve bunun sonucu olarak birçok gazetecinin işsiz kalmasıdır. Bu durumdaki gazeteciler, fazla bir yatırım gerektirmeyen İnternet gazeteciliğini, mesleki deneyimlerini yansıtabilmek bakımından, kendi sınırlı olanakları ile seslerini duyurabilecekleri yeni bir alan olarak görmüşlerdir.
kenan evren duman
Internet’in gelişmesiyle farklı bilgilere ulaşma olanağı sağlayan sitelere ulaşma şansı meydana gelmiştir. Büyük medya şirketlerinin oluşmasıyla haber yayımı, program akışları, medya kuruluşu ve personelin tanıtımı, gazetecilere İnternet yoluyla erişim olanakları ve bağlantılarının sunulduğu sanal haber merkezleri oluşmaya başlamış ve bu yönde olumlu gelişmeler sağlanmıştır.
İnternet Gazeteciliğinde bilgisayar ağları kullanarak hedef kitlelere gazete ulaştırılmaktadır. İnternet ile ortaya çıkan okuyuculara haber iletme olanaklarına hem geleneksel yöntemlerle yayın yapan gazeteler, hem de haber ajansları hızla uyum gösterdiler. ABD ve dünyanın bir çok ülkesindeki büyük tirajlı gazeteler, aynı zamanda İnternet ortamında yayınlanmaktadır.
İnternet klasik gazeteler için mükemmel bir unsur olmaktadır. Bilgisayar teknolojileri sayesinde var olan haber endüstrisinin ürünlerine gerçek zamanlı olarak erişmek mümkündür. Çok büyük ölçekli haberlere, arşivler, haritalara, video ve ses kayıtlarına veya haberi destekleyici malzemelere İnternet sayesinde ulaşmak mümkündür.
İnternet kullanımı ve bunun yaygınlaşması, basında yeni bir alan yaratmıştır. Sermayenin “özgürce” sürekli yer değiştirdiği ve yerel tehdit altında kaldığı küreselleşme süreci, kuşkusuz “sınırsız” iletişimin yeni mecrası olan interneti de etkilemiştir. Gazeteyle başlayan, radyo ve televizyonla sınırları aşan kitle haberciliği, internetle inanılmaz bir ivme kazanmıştır. Zaman, kapsam ve hız sınırı bulunmayan İnternet, klasik mecralardan daha yakıcı bir şekilde evrensel kültürün yaygınlaşmasına olanak sağlamaktadır.
Türkiye’deki İnternet gazeteciliğinin kısa zaman içinde hızla yaygınlaşmasının bize özgü bir nedeni de vardır. O da ülkemizde yaşanan ekonomik krizin medya sektörünü de etkilemesi ve bunun sonucu olarak birçok gazetecinin işsiz kalmasıdır. Bu durumdaki gazeteciler, fazla bir yatırım gerektirmeyen İnternet gazeteciliğini, mesleki deneyimlerini yansıtabilmek bakımından, kendi sınırlı olanakları ile seslerini duyurabilecekleri yeni bir alan olarak görmüşlerdir.
kenan evren duman
Türkiye’de Gazetecilik- Türkiye gazetecilik tarihi
Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul’a ilk basımevi İspanya’dan göçe zorlanıp Osmanlığa sığınan Yahudiler tarafından getirildi. Türkiye’de basılan ilk gazete ise İstanbul’da Fransız Büyükelçiliği’nin yayınladığı Bulletin Des Nouvelles isimli gazetedir.
İlk özel gazete Spectatuer Oriental ise 1801 de İzmir’de Fransız ihtilali sonrası ülkesinden kaçan bir karşı devrimci olan Alexander Blackque tarafından basıldı. İlk Türkçe gazete ise 1831 de istanbulda basılan Takvim-i Vakayi’dir. Resmi gazete niteliğindeki gazete 1922 yılına kadar halkı devlet kararları hakkında bildirmek için varlığını sürdürdü. İlk özel Türkçe gazeteyi basan ise William Churcill adlı bir yabancı olmuştur. Churcill’in Ceride-i Havadisi 3 temmuz 1840 da yayın hayatına başladı ve 1850’lerde 10 binlik önemli bir yayın tirajına ulaştı. Ceride-i havadisten 20 yıl sonra, 21 Ekim 1860 da Agâh Efendi isimli bir türk Tercümanı Ahvali yayınlanmaya başladı.
1860’larda Osmanlıda çok sayıda gazetenin basıldığı özgür sayılabilecek bir basın ortamı vardır. Fakat bu dönem uzun sürmedi. 1858 de başlayan süreç 1867 de ciddi sınırlamalar haline geldi. Hükümet gazeteleri kapatma yetkisine sahip oldu.
1876’da Sultan Abdülhamit anayasal monarşi ilan edilince özgürlüklerin görece olarak geniş bir şekilde yaşanmasına olanak sağlandı. Ne yazık ki, bu yeni ortam Türk gazeteciliğinin gelişimine katkıda bulunabilecek kadar uzun sürmedi. Abdülhamit 1878 de parlamentoyu kapsattı ve Türk basınının en kara sansür dönemi yaşanmaya başlandı.
Osmanlı sonrası ve Kurtuluş mücadelesi döneminde basına büyük görev düşmüş yerel basın milli mücadeleyi halka aktarmada ve direnişte büyük katkı sağlamıştır.
Cumhuriyet sonrası dönemde yeniden çok sayıda gazete kurulmuş Demokrat Parti döneminde basın susturulmaya ve müdahale edilmeye çalışılmış 27 Mayıs askeri darbesinden sonra basın yeniden özgürlüğünü ele almış ve yapısını değiştirerek Türk Basını günümüze gelmiştir.
kenan evren duman
İlk özel gazete Spectatuer Oriental ise 1801 de İzmir’de Fransız ihtilali sonrası ülkesinden kaçan bir karşı devrimci olan Alexander Blackque tarafından basıldı. İlk Türkçe gazete ise 1831 de istanbulda basılan Takvim-i Vakayi’dir. Resmi gazete niteliğindeki gazete 1922 yılına kadar halkı devlet kararları hakkında bildirmek için varlığını sürdürdü. İlk özel Türkçe gazeteyi basan ise William Churcill adlı bir yabancı olmuştur. Churcill’in Ceride-i Havadisi 3 temmuz 1840 da yayın hayatına başladı ve 1850’lerde 10 binlik önemli bir yayın tirajına ulaştı. Ceride-i havadisten 20 yıl sonra, 21 Ekim 1860 da Agâh Efendi isimli bir türk Tercümanı Ahvali yayınlanmaya başladı.
1860’larda Osmanlıda çok sayıda gazetenin basıldığı özgür sayılabilecek bir basın ortamı vardır. Fakat bu dönem uzun sürmedi. 1858 de başlayan süreç 1867 de ciddi sınırlamalar haline geldi. Hükümet gazeteleri kapatma yetkisine sahip oldu.
1876’da Sultan Abdülhamit anayasal monarşi ilan edilince özgürlüklerin görece olarak geniş bir şekilde yaşanmasına olanak sağlandı. Ne yazık ki, bu yeni ortam Türk gazeteciliğinin gelişimine katkıda bulunabilecek kadar uzun sürmedi. Abdülhamit 1878 de parlamentoyu kapsattı ve Türk basınının en kara sansür dönemi yaşanmaya başlandı.
Osmanlı sonrası ve Kurtuluş mücadelesi döneminde basına büyük görev düşmüş yerel basın milli mücadeleyi halka aktarmada ve direnişte büyük katkı sağlamıştır.
Cumhuriyet sonrası dönemde yeniden çok sayıda gazete kurulmuş Demokrat Parti döneminde basın susturulmaya ve müdahale edilmeye çalışılmış 27 Mayıs askeri darbesinden sonra basın yeniden özgürlüğünü ele almış ve yapısını değiştirerek Türk Basını günümüze gelmiştir.
kenan evren duman
4 Kasım 2009 Çarşamba
Bir şeyler gerçekten değişiyor mu ?

İnternet , 3G , dijital teknolojiler gazeteciliği kökten değiştiriyor mu ? Haberi anında ekranlarında okuyan , gören bir okuyucu kitlesi için gazetecilik ne ifade ediyor ? Gerçekten gazeteler yorum ağırlıklı ' ideolojik ' bir sürece mi giriyor ? Teknolojiyi nasıl görmek gerekiyor ; yoksa yeni bir gazetecilik anlayışı mı geliyor ? Sorular . . . sorular . Geçtiğimiz haftalarda sert bir tartışma gazetelerin köşelerini dolduruverdi . Yeni dönemde tasfiye edilecek gazeteciler hakkında . Gerçekten bir tasfiye mi olacak ? 3G her şeyi değiştirecek mi ? İşte üzerine düşünmeyi hakkeden birçok soru . Bir şeyler gerçekten değişiyor mu ?
2 Kasım 2009 Pazartesi
Aslı Aydıntaşbaş
Akşam gazetesinden ayrılarak Tayfun Devecioğlu ile el sıkışan Aslı Aydıntaşbaş Milliyet'teki yazılarına başladı.
26 Ağustos 2009 Çarşamba
İletişim Kuramları
Okuma listesi
J.B.Thompson. “Kitle İletişiminin Bazı Özellikleri.” Kitle İletişim Kuramları. Der. Erol Mutlu.
A.Swingewood. Kitle Kültürü Efsanesi. Çev. A.Kansu, s. 17-29.
H.Hardt. “‘Eleştirel’in Geri Dönüşü.” Medya, İktidar, İdeoloji. Der. M. Küçük. 2. Basım. Ark yayınevi,1999, s.17-42.
T. Adorno. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken” Cogito 36, Yaz 2003, s.76-83.
M. Jay. Diyalektik İmgelem. Çev. Ü. Oskay. Ara yay., 1989, s. 263-285 ve 306-315.
C.I.Hovland ve W. Weiss. “Kaynağın Güvenilirliği ve Haberleşmenin Etkinliği Üzerindeki Etkisi.” Kitle Haberleşme Teorilerine Giriş. Der. Ü. Oskay, s.237-259.
E. Katz. “İletişimde İki Aşamalı Akış.” Çev. N. Güngör. İletişim1-2, 1994, s.231-248.
Alan Swingewood. Kitle Kültürü Efsanesi, s.41-48.
Ü. Oskay. Tek Kişilik Haçlı Seferleri. İnkılap, 2000. (Mills, s. 448-470; Riesman, s. 231-256)
J. Fiske. İletişim Çalışmalarına Giriş. Çev., S. İrvan, s.185-194.
M.McCombs & D.Shaw. “Kitle İletişim Araçlarının Gündem Oluşturma İşlevi.” Çev. A. Altun. İletişim 1-2, s.259-270.
E.Noelle-Neumann. “Suskunluk Sarmalı Kuramının Medyayı Anlamaya Etkisi.” Medya, Kültür, Siyaset. Der., S. İrvan. 2. Basım. Ankara: Alp yay., 2002.
J. Fiske. İletişim Çalışmalarına Giriş, s.194-202.
McLuhan, M. (2001) Gutenberg Galaksisi. Çev., G. Ç. Güven. İstanbul: YKY.
S.İrvan.”Normatif Medya Kuramları.” İletişim 1-2, 1994, s211-229.
B. Kejanlıoğlu. “Ekonomi Politik 1: Uluslararası İletişim” 8 sayfa ders notu.
V. Mosco ve A. Herman. “Radikal Toplum Kuramı ve İletişim Devrimi.” Kitle İletişiminde Temel Yaklaşımlar. K. Alemdar ve R. Kaya, der.
J. Tomlinson. Kültürel Emperyalizm, s.11-56.
B. Kejanlıoğlu. “Ekonomi Politik Yaklaşım” 5 sayfa ders notu.
P. Golding ve G. Murdock. “Kültür, İletişim ve Ekonomi Politik” Medya, Kültür, Siyaset, s. 59-97.
KAYNAKLAR:
*Erol Mutlu. İletişim Sözlüğü. Ankara: Ark ya da 4. basımı Bilim ve Sanat.
*Erol Mutlu. Kitle İletişim Kuramları. Okuma Parçaları. Ankara: Ütopya.
*Mehmet Küçük, der. Medya, İktidar İdeoloji. Ankara: Ark/Bilim ve Sanat.
*Süleyman İrvan, der. Medya, Kültür, Siyaset. Ark yay. ya da 2. basımı Alp.
*Nurçay Türkoğlu. İletişim Bilimlerinden Kültürel Çalışmalara Toplumsal İletişim. İstanbul: Babil YA DA Kitle İletişimi ve Kültür. İstanbul: Naos.
J.B.Thompson. “Kitle İletişiminin Bazı Özellikleri.” Kitle İletişim Kuramları. Der. Erol Mutlu.
A.Swingewood. Kitle Kültürü Efsanesi. Çev. A.Kansu, s. 17-29.
H.Hardt. “‘Eleştirel’in Geri Dönüşü.” Medya, İktidar, İdeoloji. Der. M. Küçük. 2. Basım. Ark yayınevi,1999, s.17-42.
T. Adorno. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken” Cogito 36, Yaz 2003, s.76-83.
M. Jay. Diyalektik İmgelem. Çev. Ü. Oskay. Ara yay., 1989, s. 263-285 ve 306-315.
C.I.Hovland ve W. Weiss. “Kaynağın Güvenilirliği ve Haberleşmenin Etkinliği Üzerindeki Etkisi.” Kitle Haberleşme Teorilerine Giriş. Der. Ü. Oskay, s.237-259.
E. Katz. “İletişimde İki Aşamalı Akış.” Çev. N. Güngör. İletişim1-2, 1994, s.231-248.
Alan Swingewood. Kitle Kültürü Efsanesi, s.41-48.
Ü. Oskay. Tek Kişilik Haçlı Seferleri. İnkılap, 2000. (Mills, s. 448-470; Riesman, s. 231-256)
J. Fiske. İletişim Çalışmalarına Giriş. Çev., S. İrvan, s.185-194.
M.McCombs & D.Shaw. “Kitle İletişim Araçlarının Gündem Oluşturma İşlevi.” Çev. A. Altun. İletişim 1-2, s.259-270.
E.Noelle-Neumann. “Suskunluk Sarmalı Kuramının Medyayı Anlamaya Etkisi.” Medya, Kültür, Siyaset. Der., S. İrvan. 2. Basım. Ankara: Alp yay., 2002.
J. Fiske. İletişim Çalışmalarına Giriş, s.194-202.
McLuhan, M. (2001) Gutenberg Galaksisi. Çev., G. Ç. Güven. İstanbul: YKY.
S.İrvan.”Normatif Medya Kuramları.” İletişim 1-2, 1994, s211-229.
B. Kejanlıoğlu. “Ekonomi Politik 1: Uluslararası İletişim” 8 sayfa ders notu.
V. Mosco ve A. Herman. “Radikal Toplum Kuramı ve İletişim Devrimi.” Kitle İletişiminde Temel Yaklaşımlar. K. Alemdar ve R. Kaya, der.
J. Tomlinson. Kültürel Emperyalizm, s.11-56.
B. Kejanlıoğlu. “Ekonomi Politik Yaklaşım” 5 sayfa ders notu.
P. Golding ve G. Murdock. “Kültür, İletişim ve Ekonomi Politik” Medya, Kültür, Siyaset, s. 59-97.
KAYNAKLAR:
*Erol Mutlu. İletişim Sözlüğü. Ankara: Ark ya da 4. basımı Bilim ve Sanat.
*Erol Mutlu. Kitle İletişim Kuramları. Okuma Parçaları. Ankara: Ütopya.
*Mehmet Küçük, der. Medya, İktidar İdeoloji. Ankara: Ark/Bilim ve Sanat.
*Süleyman İrvan, der. Medya, Kültür, Siyaset. Ark yay. ya da 2. basımı Alp.
*Nurçay Türkoğlu. İletişim Bilimlerinden Kültürel Çalışmalara Toplumsal İletişim. İstanbul: Babil YA DA Kitle İletişimi ve Kültür. İstanbul: Naos.
İletişim Hukuku ve Fikri Haklar
Okuma listesi
Kayıhan İçel ve Yener Ünver, Kitle Haberleşme Hukuku, İstanbul: Beta Yayınları(yenilenmiş altıncı baskı).
Ahmet Kılıçoğlu, Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluuluk, Ankara: AÜHF Yayınları.
Sevda Alankuş (Der.) Medya ve Hukuk, Habercinin El Kitabı Dizisi 2, IPS İletişim Vakfı Yayınları, İstanbul.
Zakir Avşar ve Gürsel Öngören, Radyo ve Televizyon Hukuku, Ankara: Piramit Yayınları.
Zakir Avşar ve Vedat Demir, Medyada Denetim, Ankara: Piramit Yayınları.
Çetin Özek, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, İstanbul: Alfa Yayınları.
Hayrettin Ökçesiz (Haz), Düşünce Özgürlüğü, İstanbul: Alfa Yayınları.
Gürsel Öngören, Medya ile Mücadele Rehberi, İstanbul: Çınar Yayınları.
Emrehan İnal, Reklamın Hukuku ve Aldatıcı Reklam, İstanbul: Beta Yayınları.
Zakir Avşar ve Müge Elden, Reklam ve Reklam Mevzuatı, Ankara: Piramit Yayınları.
Mehmet Ali Şuğle, İş Hukuku Açısından Gazeteci, Ankara: ÇGD Yayınları.
Sahir Erman ve Çetin Özek, Açıklamalı Basın Kanunu ve İlgili Mevzuat, İstanbul: Alfa Yayınları.
RTÜK, Reklamların İzleyiciler Üzerindeki Etkileri( Panel: 22 – 23 Ocak 2004), Ankara: RTÜK Yayınları.
RTÜK, Şiddet ve İntihar Haberleri( Panel: 23 Mart 2002), Ankara: RTÜK Yayınları.
RTÜK, Medyada Şiddete Duyarlılık( Panel: 26 Kasım 2004), Ankara: RTÜK Yayınları.
Medyakronik: Hakiki Örneklerle Medya Eleştirisi, İstanbul: Bilgi ÜniversitesiYayınları.
Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul: Beta Yayınları.
Şafak N.Erel, Türk Fikir ve Sanat Hukuku, Ankara: İmaj Yayınevi.
Virgina Brown Keyder, Fikri Mülkiyet Hakları ve Gümrük Birliği, İstanbul: İntermedia Yayınları.
Akın Beşiroğlu, Düşünce Ürünleri Üzerinde Haklar, Ankara: Ankara Patent Bürosu Ltd.Şti.Yayını.
UNESCO/PEN, Fikri Hakların ABC’si, İstanbul: Pen Yazarlar Derneği Yayınları.
Yrd.Doç.Dr.Tekin Memiş, Fikri Hukuk Bakımından İnternet Ortamında Müzik Sunumu, Ankara: Seçkin Yayınları.
Yrd.Doç.Dr.Sevilay Eroğlu, Rekabet Hukukunda Bilgisayar Programlarının Korunması, İstanbul: Beta Yayınları.
Dr.Mustafa Topaloğlu, Bilgisayar Programları Üzerindeki Haklar ve Bu Hakların Korunması, İstanbul: Türkiye Bilişim Vakfı Yayınları.
K.Emre Gökyayla, Telif Hakkı ve Telif Hakkının Devri Sözleşmesi, Ankara: Yetkin Yayınları.
Fikri Mülkiyet Hukuku ve Radyo Televizyon Hukuku Mevzuatı, İstanbul: Beta Yayınları.
Türkiye Zeka Vakfı, Bilişim Alanında Telif Hakları Paneli, Ankara:Türkiye Zeka Vakfı Yayınları.
Kayıhan İçel ve Yener Ünver, Kitle Haberleşme Hukuku, İstanbul: Beta Yayınları(yenilenmiş altıncı baskı).
Ahmet Kılıçoğlu, Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluuluk, Ankara: AÜHF Yayınları.
Sevda Alankuş (Der.) Medya ve Hukuk, Habercinin El Kitabı Dizisi 2, IPS İletişim Vakfı Yayınları, İstanbul.
Zakir Avşar ve Gürsel Öngören, Radyo ve Televizyon Hukuku, Ankara: Piramit Yayınları.
Zakir Avşar ve Vedat Demir, Medyada Denetim, Ankara: Piramit Yayınları.
Çetin Özek, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, İstanbul: Alfa Yayınları.
Hayrettin Ökçesiz (Haz), Düşünce Özgürlüğü, İstanbul: Alfa Yayınları.
Gürsel Öngören, Medya ile Mücadele Rehberi, İstanbul: Çınar Yayınları.
Emrehan İnal, Reklamın Hukuku ve Aldatıcı Reklam, İstanbul: Beta Yayınları.
Zakir Avşar ve Müge Elden, Reklam ve Reklam Mevzuatı, Ankara: Piramit Yayınları.
Mehmet Ali Şuğle, İş Hukuku Açısından Gazeteci, Ankara: ÇGD Yayınları.
Sahir Erman ve Çetin Özek, Açıklamalı Basın Kanunu ve İlgili Mevzuat, İstanbul: Alfa Yayınları.
RTÜK, Reklamların İzleyiciler Üzerindeki Etkileri( Panel: 22 – 23 Ocak 2004), Ankara: RTÜK Yayınları.
RTÜK, Şiddet ve İntihar Haberleri( Panel: 23 Mart 2002), Ankara: RTÜK Yayınları.
RTÜK, Medyada Şiddete Duyarlılık( Panel: 26 Kasım 2004), Ankara: RTÜK Yayınları.
Medyakronik: Hakiki Örneklerle Medya Eleştirisi, İstanbul: Bilgi ÜniversitesiYayınları.
Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul: Beta Yayınları.
Şafak N.Erel, Türk Fikir ve Sanat Hukuku, Ankara: İmaj Yayınevi.
Virgina Brown Keyder, Fikri Mülkiyet Hakları ve Gümrük Birliği, İstanbul: İntermedia Yayınları.
Akın Beşiroğlu, Düşünce Ürünleri Üzerinde Haklar, Ankara: Ankara Patent Bürosu Ltd.Şti.Yayını.
UNESCO/PEN, Fikri Hakların ABC’si, İstanbul: Pen Yazarlar Derneği Yayınları.
Yrd.Doç.Dr.Tekin Memiş, Fikri Hukuk Bakımından İnternet Ortamında Müzik Sunumu, Ankara: Seçkin Yayınları.
Yrd.Doç.Dr.Sevilay Eroğlu, Rekabet Hukukunda Bilgisayar Programlarının Korunması, İstanbul: Beta Yayınları.
Dr.Mustafa Topaloğlu, Bilgisayar Programları Üzerindeki Haklar ve Bu Hakların Korunması, İstanbul: Türkiye Bilişim Vakfı Yayınları.
K.Emre Gökyayla, Telif Hakkı ve Telif Hakkının Devri Sözleşmesi, Ankara: Yetkin Yayınları.
Fikri Mülkiyet Hukuku ve Radyo Televizyon Hukuku Mevzuatı, İstanbul: Beta Yayınları.
Türkiye Zeka Vakfı, Bilişim Alanında Telif Hakları Paneli, Ankara:Türkiye Zeka Vakfı Yayınları.
İletişim Araştırmaları
Okuma listesi
John Fiske, İletişim Çalışmalarına Giriş, Ark yay., Ankara, 1996 (6,7,8 ve 9. bölümler).
Erol Mutlu (der.), Kitle İletişim Kuramları, Ütopya yay., Ankara, 2005 (Kurt Lang’ın makalesi).
Ek kaynaklar (başvuru kaynakları olarak gerektiğinde kullanılabilir):
Arthur Asa Berger, Kitle İletişiminde Çözümleme Yöntemleri, Anadolu Üniversitesi yay., Eskişehir, 1982.
Aysel Aziz, Araştırma Yöntemleri-Teknikleri ve İletişim, Turhan, Ankara, 1994.
Haluk Geray, Toplumsal Araştırmalarda Nicel ve Nitel Yöntemlere Giriş, Siyasal yay., Ankara, 2004.
Erol Mutlu, İletişim Sözlüğü, Ark, Ankara, 1994.
Raymond Williams, Anahtar Sözcükler, İletişim yay., İstanbul, 2005.
Konca Yumlu, Kitle İletişim Kuram ve Araştırmaları, İzmir, 1994.
Şermin Tekinalp, Ruhdan Uzun, İletişim Araştırmaları ve Kuramları, Derin yay., İstanbul, 2004.
John Fiske, İletişim Çalışmalarına Giriş, Ark yay., Ankara, 1996 (6,7,8 ve 9. bölümler).
Erol Mutlu (der.), Kitle İletişim Kuramları, Ütopya yay., Ankara, 2005 (Kurt Lang’ın makalesi).
Ek kaynaklar (başvuru kaynakları olarak gerektiğinde kullanılabilir):
Arthur Asa Berger, Kitle İletişiminde Çözümleme Yöntemleri, Anadolu Üniversitesi yay., Eskişehir, 1982.
Aysel Aziz, Araştırma Yöntemleri-Teknikleri ve İletişim, Turhan, Ankara, 1994.
Haluk Geray, Toplumsal Araştırmalarda Nicel ve Nitel Yöntemlere Giriş, Siyasal yay., Ankara, 2004.
Erol Mutlu, İletişim Sözlüğü, Ark, Ankara, 1994.
Raymond Williams, Anahtar Sözcükler, İletişim yay., İstanbul, 2005.
Konca Yumlu, Kitle İletişim Kuram ve Araştırmaları, İzmir, 1994.
Şermin Tekinalp, Ruhdan Uzun, İletişim Araştırmaları ve Kuramları, Derin yay., İstanbul, 2004.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)