tüketim toplumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tüketim toplumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2009 Cumartesi

Bir Parçadan Diğerine

Bir Parçadan Diğerine
François L'Yvonnet ile Söyleşi
Jean Baudrillard

İnkılap Kitabevi /

Birçok yapımı Türkçeye çevrilmiş, yerleşmiş düşüncelere karşı çıkan ünlü Fransız düşünür, sosyolog, kuramcı Jean Baudrillard'ın bir ilginç yapıtını daha Türkçeye kazandırıyoruz. Jean Baudrillard bu yapıtında daha Fransız felsefeci, gazeteci François L'Yvonnet ile söyleşiyor, sorulara kendisine özgü üslubu ve postmodern düşünceleri doğrultusunda çarpıcı yanıtlar veriyor. Kitapta, "ayrıntı, parça, patafizik, aforizmalı yazı, fotoğraf" ele alınan başlıca konular arasında. Baudrillard bu vesileyle Nietzche, Walter Benjamin, Hegel, Helakletios, Paskal, Derrida gibi düşünürlerle Baudrillard, Hölderlin, Céline, Bataille gibi edebiyatçılar hakkındaki görüşlerini de aktarıyor. Yapıtlarında genellikle büyük toplumsal hareketler, üretim ve tüketim, değiş tokuş, cinayet, öteki, simülasyon, baştan çıkarma, kötülük gibi birçok konuya değinmiş olan Jean Baudrillard'ın özgün ve çarpıcı düşüncelerini, kendi okurunun yanı sıra onunla ilk tanışacak okurun da tat alarak okuyacağını umuyoruz.

Siyah 'An'lar

Siyah 'An'lar
Jean Baudrillard

Ayrıntı Yayınları / İnceleme Dizisi Etiket: 21,00 TL
NetKitap Ederi: 15,75 TL


Çağdaş Fransız felsefesinin en çarpıcı yazarlarından biri olan Baudrillard Siyah 'An'lar'da, 1980-1990 yılları arasında kendisi için tuttuğu notları okuyucuyla paylaşarak hayatı algılamanın, onu parmaklarının ucunda hissetme çabasıyla mümkün olabildiğini ortaya koyuyor. Daha önce yayınevimizde, Amerika, Kötülüğün Şeffaflığı, Kusursuz Cinayet ve Tüketim Toplumu adlı kitapları yayımlanmış olan Jean Baudrillard, bu kitabıyla inançlarına yapışık yaşayanları sorgulayıp didiklerken kendilerini yok sayarak başkalarına yer açabilenleri yüceltiyor. Yoğun, zehir gibi gözlemleriyle tarihin hiç alışamadık bir yorumunu sunuyor. Bütün toplumsal, siyah yapıların yanı sıra entelektüelliği de mahkûm ediyor. Doğanın, bütün ritüelleriyle ölümü kusursuzluk mertebesine yükselttiğine; düşüncenin ise paradokslar zincirinden ibaret olduğuna inanıyor. Kavramlara takılıp kalan ve hayatın ötesine savrulan felsefeleri eleştiriyor. Hayatın bütün anlarını, bütün 'siyah anlar'ını dolu dolu algılamak istiyor ve bunu yaparken seçkinliğe taviz vermiyor. Baudrillard'a göre dünyamız kendi gerçeklerini var etmek için yokoluşa sürükleniyor; onu ilgilendiren de işte bu yokoluşun öyküsü. Ona göre yazmak, kendini ifade etmenin bir biçimi değil yokluğa yönelik bir tutku; çünkü yazı dili değiştiriyor, var ettiği anlamı da yok ediyor. Elimizde kalan tek hayati yoğunluğun baştan çıkarma olduğuna inanıyor Baudrillard. Güzelliğiyle onu şaşırtan kadın karşısında hayranlık duyuyor; kaybettiğinde derin bir yara alacağını bile bile... Baudrillard'ın Siyah 'An'lar'ı, son demlerini yaşayan uygarlığımızın son yirmi yılına dair yalın ve görkemli bir tanıklık, bir ayna. Bizleri, bütün duygularımızla çevremizde olup biten her şeyi algılamaya çağrıyor sanki. Hayatı parmaklarının ucunda hissetmek isteyenler için...

Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm

Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm
Jean Baudrillard

Boğaziçi Yayınları

Modern toplumların örgütlenme biçimi, ilkel ya da geleneksel toplumlardaki gibi, simgesel değiş tokuş üzerine oturmamaktadır. Modern toplumların simgeselden bir ölüden korkar gibi korkmalarının nedeni belki de budur. Tüm ekonomi politik ve libidinal ekonomi anlayışlarının ötesinde yer alan ve gözlerimizin önünde cereyan eden değeri yok etme ilkesi üstüne kurulmuş bir toplumsal ilişki biçiminin, bizi, ilkel oluşumlar modeline gönderdiği görülmektedir.

Bu kitap emek, moda, vücut, ölüm, şiir dili gibi çeşitli alanlardan yola çıkarak bu şemayı çözümlemeye çalışmaktadır. Bu metin, günümüzde halen yerleşik disiplinler olarak sunulan bu alanları birer simülasyon modeli olarak ele almakta ve çözümlemektedir. Gerçekliğin aynası mı yoksa kuramsal bir meydan okuma mı? Bağışın karşı-bağışla tersine çevrilebilirliği, değiş tokuşun kurban etme eylemi sırasında tersine çevrilebilmesi, zamanın döngüsellik, üretimin yok etme, yaşamın ölüm tarafından tersine çevrilebilmesi, dile ait her terim ve değerin çevrik-söz tarafından tersine çevrilmesi. Bütün bu alanları belirleyen ve zamanın, dilin, ekonomik değiş tokuşlarla, biriktirilen iktidarın çizgiselliğine bir son veren biçimin adı tersine çevirmedir. Tersine çevirme bizim açımızdan yok edilme ve ölüm anlamına gelmektedir. Simgesel yok eden ve öldüren bir biçimdir.

İmkansız Takas

İmkansız Takas
Jean Baudrillard

Ayrıntı Yayınları

Eserleri ve düşünceleri dünyada olduğu kadar Türkiye'de ilgi ve merakla izlenen Fransız düşünür Jean Baudrillard, İmkansız Takas'ta yaşadığımız çağın ve tek tek hayatlarımızın lanetli yanları üzerinde düşünmeye yöneltiyor bizleri...

Her şeyin bir sona doğru evriliyor gözüktüğü bir dünyadaki sınır-durumlar üzerine sorular soruyor ve cevaplar arıyor Baudrillard. Dünyanın yerine ne koyabiliriz? Düşüncenin, duygunun, arzunun yerine ne koyabiliriz? Yaşamı neyle takas edebiliriz? İnsanlık olarak, takas edilemezsin, imkansızın sınırına dayandığımızın işareti İmkansız Takas.

Bu evreye niçin ve nasıl geldiğimizi bize açıklayan Baudrillard, her şeyin bu İmkansız Takas'a bağlı olduğu üzerinde duruyor. Ekonomi, teknik gibi alanlardaki sözde gelişmelerin, baş döndürücü atılımların ötesine bakmaya cesaret edersek, sözde-gerçekliklerin örtbas edilmeye çalışılan çatlaklarına gözümüzü dikebilirsek, insanlığın icat ettiği tüm rasyonel sistem ve değerlerin tek mutlak eşdeğerinin Boşluk olmasından başka bir Gerçek çıkmaz karşımıza. Ve Boşluk takas edilemez bir şeydir. Tanrının sembolik ölümünün ardından başlayan modernite süreci içinde insanlar önce tüm yaşamı teknikleştirdiler, giderek de bu teknik dünyanın yerine sanal olanı, hiper-gerçeği koydular. Böylece kendi boş gerçekliklerinden kurtulup 'gerçekten daha gerçek', 'doğrudan daha doğru' bir gerçeklik bulmayı umdular. Sonuç: Hüsran! ...

İşte bu noktada, makinenin egemenliğinden ve tahakkümünden, sanalın ve aynı'nın zorbalığından bunaldığımız anda, bizi biz yapan şeye işaret eder Baudrillard. Haz, yaşam zevki ve sarhoşluğu ile ironi duygusudur bu... Sistemin zaferinde delik açacak ve belki de tüm akışı tersine çevirecek olan şey işte budur!

İçinde yaşadığımız sistemin ölümcül nihilizmine, eli kulağında felaketine bir direniş ihtimali için okunmalı İmkansız Takas...

Çaresiz Stratejiler, Jean Baudrillard

Çaresiz Stratejiler
Jean Baudrillard

Boğaziçi Yayınları

Tamamen gereksizleşmiş bir radikal eleştiri düşüncesiyle, giderek mükemmelleştiği düşünülen bir dünyada her türlü olumsuzluğun bir çözüme kavuşturulduğu, bu arada eleştirel düşüncenin sosyalizm adlı yazlık evine çekildiği, arzu oyununun çoktan sona ermiş olduğu günümüzde, şeyleri yeniden o bir muammaya benzeyen sıfır noktasına oturtmaktan başka yapılacak ne kalmıştır ki?

Oysa günümüzde muamma tersine çevrilmiştir. Eskiden Sfenks insanlara, insanlarla ilgili sorular sorardı. Ödip bu soruları yanıtladığını sanmıştı. Biz de öyle sandık. Oysa günümüzde insan yaratığa, yani Sfenks'e yaratık, yazgı, dünyanın girişimlerimizle, nesnel yasalara karşı yaptığı saygısızlıkla ilgili sorular sormaktadır. İnsandan daha kurnaz olan nesneyse (Sfenks) artık hiçbir soruya yanıt vermemektedir.

Oysa yasaları çiğneyip arzuyla dalga geçtiği sırada kimi soruları gizlice yanıtlamak durumunda kalmaktadır. Bu soruların üstüne üstüne gitmek ve sıradan stratejilere çaresiz stratejilerle karşı çıkmaktan başka bir seçeneğimiz yoktur.

Baştan Çıkarma Üzerine

Baştan Çıkarma Üzerine
Jean Baudrillard

Ayrıntı Yayınları

Baştan çıkarma, Batı'nın tarihinde, Şeytan'ın stratejisi olarak görüldü hep. Kötülüğün stratejisiydi o, yeryüzündeki lanet, hayatın hilesi... Günümüzde, Batı kültürü, her şeyi, libidoları, enerjileri, cinselliği, kötülüğü, sapkınlığı... serbest bıraktı! Yükselen değerlerini, hortlattığı bu duygu ve enerjilerin tüketimi üzerine kurdu. Ama baştan çıkarma hâlâ karanlıkta; hatta iyice karanlığa gömüldü. Bir gecelik aşklar, mekanik cinsellik, sanal seksler çağında, baştan çıkarmaya, baştan çıkarmanın örtülü, muğlak, gerilimli dünyasına, flörte, ütopik aşka, aşk ütopyasına yer yok. Baudrillard, Baştan Çıkarma Üzerine'de bizi başka bir âleme, baştan çıkarmanın o karanlık âlemine sürüklüyor. Başka bir hayat tahayyülüne dair ritüellerin, oyunların, karşılıklı kozların, atılan ve geri çekilen adımların, söylenen ve söylenmeyen sözlerin, kaçamak bakışların, belli belirsiz dokunuşların, strateji ve taktiklerin bu dünyasında, kurulu düzene ait hiçbir şey yok. Değişmez, kalıcı, temelli hiçbir şey yok. Baştan çıkarma Tanrı'nın düzenini, üretimin ya da arzunun düzenini altüst eder. Tüm ortodoks hayatlar ve düşünceler için bir tehdittir baştan çıkarma; cinselliğin, anlamın ve iktidarın altüst oluşudur. Baştan çıkaran kimdir, baştan çıkarılan kimdir? Kim kimi niçin, nasıl ve ne zaman baştan çıkarır?.. Belki de herkes hem baştan çıkarmakta hem de baştan çıkmaktadır... Baudrillard, sorularını ve yanıtlarını cinsellikten felsefeye, edebiyattan gündelik hayata uzanan bir eksen üzerinde işliyor. Kierkegaard'ın Baştan Çıkarıcının Günlüğü ve Fowles'ın Koleksiyoncu'su bu karanlık ve meşum yolculuğun önemli güzergâhları arasında. Baştan Çıkarma Üzerine'nin bizi davet ettiği dünyanın kendisi de baştan çıkarıcı. Bu Baudrillard metni, ümitsiz ve çıkışsız bir dünyadaki varlığımıza ironiyle bakma imkânı sunarken unuttuğumuz, unutmamız için her şeyin yapıldığı bir kavramı da yeniden dünyamıza sokuyor: Baştan çıkarma kaderdir çünkü.

Tam Ekran

Tam Ekran
Jean Baudrillard

Yapı Kredi Yayınları / Cogito Dizisi

Video, etkileşimli ekran, mültimedya, Internet, sanal gerçeklik: Karşılıklı etkileşim bizi her yandan tehdit ediyor. Her yerde mesafeler birbirine karışıyor, her yerde mesafe ortadan kaldırılıyor: Cinsiyetler arasında, zıt kutuplar arasında, sahneyle salon arasında, eylemin başkahramanları arasında, özneyle nesne arasında, gerçekle gerçeğin sureti arasında bir mesafe yok artık. Bu kavram kargaşası, zıt kutupların bu çatışması, olası değer yargısının artık hiçbir yerde olmadığını ortaya koyuyor: Ne sanatta, ne ahlakta, ne politikada.
Jean Baudrillard Tam Ekran'da gerçeğinin yerini almaya başlayan sanal dünyanın günümüz yaşantısına, politikasına, ekonomisine ne yönde etki ettiğini artık Türk okuruna da yabancı olmayan biçemiyle irdeliyor.

Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri

Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri
Jean Baudrillard

Boğaziçi Üniversitesi Yayınları / Sosyal Bilimler Dizisi Etiket: 22,00 TL
NetKitap Ederi: 16,50 TL


Gösterge ekonomi politiğinin eleştirisini yapan kuramcı sayısı yok denilecek kadar azdır. Veblen ve Goblot kültürel sınıf çözümlemesinin önünü açan çok önemli isimlerdir. Bu çözümleme "diyalektik materyalizmin" yapmış olduğu üretim güçleriyle ilgili çözümlemenin ötesine geçerek gösterişe yönelik bir değerler mantığından söz etmektedir. Bu mantığa göre egemen sınıf toplum üstünde kurduğu ve kodlar aracılığıyla sürdürdüğü hâkimiyeti devam ettirebilmek amacıyla, değerleri "tözsel açıdan değişikliğe" uğratmış ve böylelikle ekonomik düzende devrimler yaparak, toplumsal ilişkilerde değişikliğe yol açılmasını engellemiştir.

Ekonomik düzende belirleyici olan, birikim ya da artı-değerin elde edilme biçimidir. Kültürel göstergeler düzeninde belirleyici olansa harcama, yani yaşamın her alanına egemen olan koda boyun eğip töz değişikliğine uğrayarak gösterge/değer biçimini alan ekonomik değişim değeridir. Egemen sınıflar (ilkel ve geleneksel toplumlar) egemenliklerini ya her zaman gösterge/değerler üstüne oturtmuş ya da (kapitalist burjuva düzeninde olduğu gibi) sahip oldukları bu ekonomik ayrıcalığı göstergeler aracılığıyla sergileyerek onlara bir aşkınlık, bir kutsallık kazandırmaya çalışmışlardır. Egemenliğin en kusursuz aşaması bu sonuncusudur. Çünkü sınıf mantığının yerini alan bu mantık, üretim araçlarının mülkiyetiyle değil, anlam üretiminin denetimiyle ilgili olup maddi üretimden çok farklı bir üretim biçiminin varlığını zorunlu kılmaktadır; zaten Marksist çözümlemenin içinden çıkamadığı nokta da budur.

Amerika, Jean Baudrillard

Amerika
Jean Baudrillard

Ayrıntı Yayınları / İnceleme Dizisi Etiket: 10,00 TL
NetKitap Ederi: 7,50 TL


Baudrillard Amerika'da Avrupa kültürünün Amerika ile hesaplaşmasına alışılmadık bir boyut getiriyor. Amerika'yı ne modern Avrupa'yı tanımlayan kavram ve değerlerin tükenmişliğine ya da tıkanmışlığına bir alternatif olarak gören, ne de Avrupamerkezci bir kültür ve uygarlık anlayışıyla eleştirmeye yönelen bir kitap bu. Üçüncü bir yaklaşımın, Amerika'yı Amerika olarak anlamanın ve bunu da yerinde, Amerika'nın kendisinde yapmanın zorunluluğunu savunuyor. Öte yandan Baudrillard'a göre Amerika'yı yerinde anlamanın yolu müzelerini, kütüphanelerini gezmek, geleneksel anlamda kültürel ürünler olarak adlandırdığımız şeyleri aramak değildir. Tersine, doğanın insandan önce geçirdiği bütün evrimleri sergileyen ilkel bir coğrafya, kent kavramlarımıza sığmayan bir kentleşme, farklı bir birey, ahlâk ve sağlık anlayışı, bir 'başka-kültür' sunan Amerika'yı görmek gerekir. Bunu yapmaksa Batı'nın çöllerini boydan boya kateden otoyollarda gözden kaybolma noktasına varacak kadar hız yaparak Avrupa'da hiçbir zaman rastlanamayacak bir mekân ve yataylık deneyimi yaşamayı; Las Vegas'ı çölden fışkıran yapay bir ışık demeti olarak görebilmeyi; ne bir merkezi ne de dış sınırları olan ve böylece kent kavramını yeniden tanımlayan Los Angeles'ı gece karanlığında uzaktan seyretmeyi; New York'un siluetinde beliren yepyeni dikeyliği algılayabilmeyi gerektirir.

Simülakrlar ve Simülasyon

Simülakrlar ve Simülasyon
Jean Baudrillard

Dokuz Eylül Yayınları / Düşün Dizisi

"Gizlemek (dissimuler), sahip olunan şeye sahip değilmiş gibi yapmak; simüle etmek ise sahip olunmayan şeye sahipmiş gibi yapmaktır. Birincisi bir varlığa (şu anda burada bulunmaya) diğeriyse bir yokluğa (şu arada burada bulunmamaya) göndermektedir. Ancak bu olay sanıldığından daha da karmaşık bir şeydir. Çünkü simüle etmek "-mış" gibi yapmak değildir..."
J. Baudrillard

Şeytana satılan Ruh / Ya Da Kötülüğün Egemenliği

Şeytana satılan Ruh / Ya Da Kötülüğün Egemenliği
Jean Baudrillard

Doğu Batı Yayınları / Sosyal Bilimler Dizisi Etiket: 15,00 TL
NetKitap Ederi: 11,25 TL


Yüzünü her zaman ustalıkla maskeleyebilmiş Şeytan, modern uygarlıkta yine kendine yakışan kusursuz kıyafeti seçiyor. Şeytanın bu sefer bizlere hazırladığı tuzak, çektiği son numara, gerçekle kurduğumuz hayalî ilişkiler ağında aranmalıdır. Sadece bir süreliğine coşkuyla kendimizden geçiyoruz, fakat ardından benliğimizi kötülüğün mutsuzluk sarmalına doladıkça dolayan 'gerçekler' yığını, tepetaklak edilmiş bir dünyayı gözler önüne seriyor. İnsan benliği dünya adlı dev ekrana yansıyan zavallı görüntüsünü izlemekten mutsuz! Bu görüntüler arasında kendi ölümünün peşinde koşan modern sanat, sinema, fotoğraf, bilgi, iletişim, internet, her türlü politik cambazlık ve sayısız ideolojik tatmin nesnesi şeytanın kazdığı çukuru daha da derinleştiriyor. Şeytan, her şeyi verirmiş gibi yaptığı sırada aslında her şeyi alıp götürüyor. Bu oyunda kimse özgür değildir, herkes akıldışı bir performansla aynı anda hem köle hem de efendidir. İnsanı gönüllü bir köle olarak seyretmek şeytanı mutlu kılıyor. Efendilik mücadelesinde bir an olsun taviz vermeyen Şeytan, en çok bu oyunu seviyor? Baudrillard, bu kitabında şeytanın avukatlığını üstleniyor. En azından bu tehlikeli mesleğe soyunacak kadar cesur ve kaleyi içten fethedecek kadar sarsıcı? Baudrillard'ın son kitabını okurken, vahşi bir kültürsüzleşme ortamında muhalif bir zekânın nasıl ayakta durduğunu görüyoruz.

Tüketim Toplumu, Jean Baudrillard

Tüketim Toplumu
Jean Baudrillard

Ayrıntı Yayınları

Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. Böylece tüm bir toplumsal farklılaşma mantığı ortaya çıkar, diyor Baudrillard.

Postmodernizm ve Tüketim Kültürü

Postmodernizm ve Tüketim Kültürü
Mike Featherstone

Ayrıntı Yayınları


Her şey, bildiğimiz, inandığımız, güvendiğimiz her şey almış başını gidiyor. Kapitalizm, o bildiğimiz kapitalizm değil gibi. Üretimden ziyade tüketime, faydadan ziyade imaja, 'üretken emek'ten ziyade 'hizmet' sınıfına yaslanıyor gibi. İş saatleri içerisinde çileci bir etik hüküm sürerken; hafta sonları ve gece, dünya karşısında hedonistik bir yönelim benimsememiz talep ediliyor. Ulusaşırı sermaye sınır tanımaksızın gezegeni bir uçtan öbürüne katederken başta ulus-devlet olmak üzere devasa bürokratik aygıtları önüne katıp süpürüyor. Politik konumlar artık bildiğimiz konumlar olmaktan çıkmış gibi. Dünün en radikal ilerici konumları birden karşımıza, daha önceleri tarihsel ilerleme merdiveninde en aşağı basamağa yakıtştırdığı konumlardan bile güdük bir muhafazakarlıkla dikiliyor. Diyalektik mantığa göre aşılmış olması, hatta tarihin çöplüğüne çoktan fırlatılmış olması gereken ideolojiler, Tarih denilen masalla alay edercesine, gündelik hayatı yoğurmaya başlıyorlar. "Gibi!" Anahtar sözcük bu.
Kavramların iman etmeye değil, düşünmeye yaradığını, entelektüel dediğimiz yaratığın bir devanın eri değil araştırmacı olduğunu görenlere; karmaşıklığı artan bir dünyanın sunduğu