gazete haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazete haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2009 Çarşamba

1987'de Özal'ı esas kızdıran neydi?


İletişim fakültesinde medya ve siyaset dersi hocam olan Avni Özgürel'den güzel bir yazı bugün kü radikalde.

1987'de Özal'ı esas kızdıran neydi?

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın katıldığı bir toplantıda akademik unvanı da olan bir köşe yazarının ‘Özal olsa Genelkurmay Başkanı(nı görevden alırdı’ mealinde yarı akıl verir mahiyette konuşması ilgi uyandırdı. Alakanın fazla olmasında, Erdoğan’ın bu sözlere tepki göstermemiş olmasının payı var şüphesiz.
Başbakan 1987 senesinde yaşananların ayrıntısını fazla hatırlamadığından, ya da bugün içinde bulunulan tablonun 30 sene öncesinden farkına ilişkin söyleyeceklerinin, yeni tartışmalara sebep
olmasını istemediğinden üzerinde fazla durmak istememiş olabilir. Söz konusu dönemin hadiselerini ve rahmetli Turgut Özal’ın o zaman aldığı tavrı hatırlayanların, bugün ‘malum belge’ meselesinin geldiği noktada Erdoğan’ın yerinde Özal olsa Genelkurmay Başkanı’nı görevden alacağını düşünmeleri kuvvetle muhtemel olduğundan, geçmişte yaşanan hadisenin arka planına göz atmakta fayda var.
Hemen ifade edeyim ki, 1987 senesinde yaşanan gelişmede Özal’ın kararlı tavrının payı olduğundan şüphe edilemez. Ancak siyaset-ordu ekseninde iplerin gerildiği o günlerin tablosu sadece bununla izah da edilemez.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ’un kuvvet komutanlığında süresi dolan Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Necdet Öztorun’un emekli edilmeyip Genelkurmay Başkanlığı’na getirilmesini temin için, zamanından bir ay önce 2 Temmuz’da istifa dilekçesini vermesiyle yaşanan krizdir sözünü ettiğimiz. Org. Üruğ’un 2000’li yıllara kadar Silahlı Kuvvetlerin komuta kademesini belirleme arzusuna dayanan planı, atamalar için gerekli Bakanlar Kurulu kararını ve Cumhurbaşkanı’nın onayını beklemeksizin oldu-bittiyle hedefe ulaşma girişimi Kenan Evren-Turgut Özal duvarına çarpmasıyla âkim kaldı... Sonuçta emrivaki görev devir teslim töreni düzenlemeye kalkan, bunun için davetiyeler bastırıp dağıtan Üruğ’un hesabı tutmayınca Org. Necdet Öztorun emekli edildi. Köşke çıkıp Genelkurmay Başkanlığı’na atamasının yapılması halinde makamda bir gün kalıp ertesi gün istifa etme sözü vermesi dahi çarkı geri çevirmeye yetmedi.
Bilinen o dönemde bu kararı Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in aldığı, ancak ordu içinden gelebilecek tepkileri hesap ederek sahneyi Turgut Özal’a bıraktığıdır. Rahmetli Özal’ın 29 Haziran 1987’de İstanbul’da Tarabya Oteli’nde düzenlediği basın toplantısında söyledikleri ve o zamana kadar kendisinde hemen hiç konuda görmediğim heyecan hali, aradan onca yıl geçmesine rağmen hâlâ gözümün önünde. Konuşmasına “Sayın Org. Necdet Uruğ vazifeden affını ve emekliliğini istemiştir. Esasen kanuni süresi de bu ağustosta dolmaktadır. Ben şahsen görev süresinin bir yıl daha uzatılması imkânını aramaktan yanaydım. Kanun kuvvetinde kararname çıkartma yetkimiz var diye düşünmüştüm. Ancak düşüncemi ilettiğimde kendileri bunu arzu etmediler, emekli olacaklar” diyerek başlamıştı. Ve ardından derin bir nefes alıp devam etmişti: “Bakanlar Kurulu, Org. Necdet Üruğ’un yerine sayın Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Necdet Öztorun’un gelmesini istememiştir. Bu konu tarafımdan sayın Cumhurbaşkanı’na arzedilmiştir. Genelkurmay 2. Başkanı sayın Org. Necip Torumtay
önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bilahare Genelkurmay Başkanlığına getirilecektir.”
Salonu bomba düşmüşcesine sessizleştirmişti Özal’ın ağzından çıkan sözler. Ben de dahil pek çok gazetecinin hayret içinde duraksadığını unutamam. Sonraki günlerde rahmetli Özal’a, Org. Öztorun’a tepkisinin sebebini sorduğumda mesele biraz daha netleşti. Emrivaki görev devir-teslimi meselesi hükümetle birlikte Cumhurbaşkanı’nı hiçe saymaktı Özal’ın gözünde. Ama onu öfkelendiren tek sebep bu değildi. Şahsen hakarete uğradığı kanısındaydı. 1987 senenin haziran ayında, yani tayin-terfi hadisesinden bir ay kadar önce PKK, Mardin’in Ömerli ilçesine bağlı Pınarcık köyüne saldırmış, 16’sı çocuk olmak üzere 30 kişi katledilmişti. Özal’ı kızdıran ne Genelkurmay’ın ne de Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın hadiseyle ilgili olarak kendisine bilgi vermemiş olmasıydı. Daha ötesi ertesi gün Özal, Org. Necdet Öztorun’u telefonla aramış ama emir subayından “Komutanın sabah koşusunu yapmakta olduğu, bu sebeple konuşamayacağı” cevabını almıştı... Defterime şu sözlerini de kaydetmişim, “Korucular askeriyeye saldırıya uğradıkları bilgisini verip yardım istemiş ve mermileri bitene kadar direnmişler. Yardım gelmemiş. Olayda ihmal olup olmadığını soruşturulması emrini verdim ama kulak arkası edildi.”

yorum :radikal foto:milliyet gazetesi 30 haziran 1987 günü yayımlanan ilk sayfasından

10 Kasım 2009 Salı

AVRUPA GENÇ GAZETECİ ÖDÜLÜ 2010 YARIŞMASI BAŞLIYOR

Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü “Avrupa Genç Gazeteci Ödülü 2010 (EYJA) Yarışması”nı başlatıyor. Yarışma üçüncü senesinde Avrupa Birliği Genişlemesine odaklanmış Avrupa’nın en iyi genç gazetecilerini ödüllendiriyor.


17-35 yaş arası gazeteci ve gazetecilik öğrencilerini vizyonlarını genişletmeye davet eden EYJA 2010, AB’nin genişlemesini yaratıcı ve düşündüren açılardan anlatmak için bir fırsat sunuyor.

20 Ekim 2009 - 28 Şubat 2010 tarihleri arasında düzenlenecek olan yarışmaya AB üyesi, aday ve potansiyel aday ülkeler ile İzlanda vatandaşları yazılı, online ve radyo alanlarında 1 Ekim 2007 – 28 Şubat 2010 tarihleri arasında yayınlanmış eserleriyle katılabilecekler.



Yarışmayla ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için www.EUjournalist-award.eu adresini ziyaret edebilirsiniz.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Atılgan Bayar Akşam'da devam ediyor

Geçen hafta sayfası değiştirilen Akşam yazarı istifa kararı almıştı. Küçükkaya ile konuşup yazılarına devam kararı aldı.


Atılgan Bayar, üçüncü sayfadan alınıp gazetenin "Göbek" sayfasına kaydırılmasına tepki olarak gazete yönetime Akşam'ı bıraktığını bildirmişti.

İsmail Küçükkaya ile görüşen Atılgan Bayar, ısrarından vazgeçti, bir haftalık aradan sonra gazetenin orta sayfasında yazılarına başladı...
medyatava

Murdoch, Türkiye pazarından çekilecek mi?

Cengiz Semercioğlu, Fox TV'nin İtalyan genel müdürü Pietro Vicari'ye kanalla ilgili iddiaları sordu.


CENGİZ SEMERCİOĞLU / HÜRRİYET


Fox’un İtalyan genel müdürü;“Türk magazinciler hiç kibar değil”


Geçtiğimiz gün Fox TV’nin Genel Müdürü Pietro Vicari’yle yemek yedim, hep merak etmiştim yabancı birinin Türkiye’de nasıl kanal yönetebileceğini...

Öyle ya dilini, kültürünü bilmediğiniz bir ülkeye geliyorsunuz ve orada dizi, program seçip, kanal yönetiyorsunuz.
İtalya’da Sky’ı yönetmiş, yıllardır televizyonculuk yapan Pietro 11 aydır Fox’un başında, sıcakkanlı, sempatik bir Sicilyalı...
“Zor değil mi yabancı bir ülkede televiyon yönetmek” diye sorunca; “Türkiye benden daha çok Sicilyalı. Tıpkı Sicilya gibi buradaki insanlar da tutkulu, ateşli ve maço... Akdeniz kültürü var iki tarafta da, bu yüzden Türkiye’de zorluk çekmiyorum” yanıtını verdi.
Bizden Kaçmaz’a bayılmıyor ama...
Laf hemen magazincilerle sanatçıların kavgasına geldi. Malum Fox’un Bizden Kaçmaz’ı bu kavganın baş aktörlerindendi.
“Programı beğeniyor musun” diye sorduğumda, eliyle ‘şöyle böyle işareti’ yapıp ekledi:
“Bu programları kaldırın dediğin yazını okudum. Türk izleyicisi ateşli programları izliyor. Bizden Kaçmaz’ın da reytingi iyi. Ancak haklısın, sanatçılara karşı hiç kibar değiller”...
Bu sözlerinden Pietro’nun bayılmasa da magazine bir süre daha ihtiyaç duyduğu sonucunu çıkardım. Çünkü o, kavga dövüş taraftarı değil ekranda.
Bu yüzden Fox’taki Futbol Ateşi’ni çok seviyor. Kendi tasarladığı Futbol Ateşi, Fox’taki en sevdiği program.
“Bakın orada diğer futbol programlarındaki gibi kavga dövüş yok. Düzeyli bir program ama reytingi düşük. Yine de benim en sevdiğim program”...

Fox TV satılmayacak

Son dönemde Fox’un satılacağı yönünde çıkan haberleri de sordum Pietro’ya...
Murdoch, Türkiye pazarından çekilecek mi?
- Öyle bir şey kesinlikle yok. Ne Türkiye’den çekilmeyi düşünüyoruz ne de Fox’u satmayı. Biz buraya kalıcı olmaya geldik ve bütün planlarımızı uzun vadeli yapıyoruz.
Madem satmayacak, genişleyecek mi Fox, ikinci bir kanal satın alır mı?
- Bugün için öyle somut bir adım yok ama biz işi sadece medya olan bir şirketiz. Dolayısıyla her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de Fox’la sınırlı kalmayıp medyanın her alanında büyüyebiliriz.
Peki Fox girdiği her ülkede en çok izlenen kanal oluyor ama bir tek Türkiye’de değil. Bu nasıl oluyor?
Biz bugün en çok izlenen dizileri transfer edip bir numaraya da yükselebiliriz. Ancak bu gelip geçici bir zafer olur. Biz yavaş ve sağlam adımlar atıp uzun süreli başarıyı hedefliyoruz. Bunu da yapacağız.
Ben ilk açıldığında “Cacık olmaz Fox’tan” demiştim...
- Biliyorum arkadaşlar söyledi, güzel bir yoğurt salatası o. Türkiye’de Fox’un gelmesiyle beklenti yüksekti. Biz o beklentiyi hemen değil ama yavaş yavaş karşılamaya başlıyoruz. Günü birlik bakmıyoruz olaya...
(ıtalyan gözüyle Türk televizyonları; en beğendiği haberci kim, hangi diziyi çok seviyor, hangisini beğenmiyor. Türk televizyonlarında ilk şaşırdığı şey ne oldu? Onlar da yarına artık...)

7 Kasım 2009 Cumartesi

İlker Ateş'i de kaybettik....

Türk basınına 40 yılı aşkın bir süredir hizmet veren İlker Ateş, bu sabaha karşı tedavi edilmekte olduğu hastanede hayatını kaybetti. Spor gazeteciliğine çok şeyler bırakarak aramızdan ayrıldı. Tüm camianın başı sağolsun.

1909’dan günümüze 100 yılda 61 gazeteci öldürüldü

1909’da Hasan Fehmi Bey’in öldürülmesiyle başlayan gazeteci cinayetleri Türk basın tarihine unutulmayan acılarla dolu anılar bıraktı.

Muhalif kimlikleri ve sırf mesleklerini ilkeli bir biçimde sürdürdükleri için 1909’dan günümüze 100 yılda 61 gazeteci öldürüldü.

100. yıldönümü nedeniyle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 17 Kasım’da, öldürülen gazetecilerin yakınlarının da katılacağı bir anma toplantısı düzenliyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Konferans Salonu’nda 17 Kasım 2009 Salı saat 17.00’de düzenlenecek toplantı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç’in açış konuşması ile başlayacak. Hıfzı Topuz ve Nail Güreli’nin de konuya ilişkin görüşlerini açıklayacakları toplantı, öldürülen gazeteci yakınlarının konuşmaları ile sürecek.

Toplantıda ayrıca Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo - Televizyon Bölümü öğrencilerinden Günel Çantak’ın hazırladığı belgeselden bir bölüm de gösterilecek.

24 Haziran 2009 Çarşamba

Orwell'in romanı "1984" 60 yaşında

Bu hafta, İngiliz yazar George Orwell'ın dünyaca ünlü "1984" adlı romanının ilk baskısının yayımlanmasının 60. yıldönümü.

Siyasi sanat, sanat dalları arasında başarılı örnekleri nadiren görülen bir tür. Üstelik siyasi sanatın siyaset üzerinde çoğunlukla etkili olamadığı görülür.

Bu yüzden de George Orwell'in İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından ölüm döşeğindeyken, totaliter devlet kontrolünün ne denli tehlikeli olduğunu vurgulamak amacıyla yazdığı "1984" romanının takdir edilmesi gerekiyor.

George Orwell'ın sıradan bir vatandaş olan Winston Smith adlı kahramanının, sansürlenmiş, devlet gözetiminde süregiden, yoksul ve sefil hayatını resmettiği 1984 tüm zamanların en önemli siyasi romanları arasında yer alıyor.

Roman, Orwell'ın Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği'ne dair gözlemlerine dayanıyordu. Ancak romanın etkisi o dönemde kısa süre içinde Orwell'ın kontrolünden çıkmıştı.

George Orwell belli bir siyasi bağlantısı olmayan bir solcuydu. Ancak Orwell'in totaliter rejimlere solun bakış açısıyla saldırıyor olması, belki de Orwell'ın hiç hoşuna gitmeyecek bir şekilde sağ kanattaki Komünizm karşıtlarınca kullanılmıştı.

TAHRİPKAR
Kitabın başarısının kanıtı ise, "1984"ün geleceğe dair ne kadar isabetli bir kehanet olduğunda değil, onun okuyucunun dünyayı nasıl da yeni baştan algılamasını sağlıyor oluşunda ve kendi dünyamızı onun anlatımıyla okuyabiliyor olmamızda yatıyor.

Aslında bu kitabın başarısını, bir dönem "tahripkâr" bulunarak yasaklanmış olmasından da çıkarmak mümkün. Orwell'ın ismi, onun yazdıklarını tarif edecek bir sıfata da dönüşmüştü İngilizce'de: Bu da "Orwellvari" kelimesi.

Bu kitabın etkisi o kadar genişti ki "1984" romanındaki ana karakterlerden Büyük Birader, pek çok ülkede değişik versiyonları yayımlanan bir televizyon programına ismini verebilmişti.

George Orwell bizlere "1984" romanında, iktidarın söylemlerinin gerçeği açıklamaya değil, gizlemeye hizmet ettiğini unutmamamız gerektiğini öğretmişti.

1949'da bizler için yazılan "1984" dersi, 2009'da da geçerli. (BBC)

Fikir tartışmasına “EVET”...Sansüre “hayır”!

Fikir tartışmasına “EVET”...Sansüre “hayır”!

Bunu neden yazdım?

Hemen arz edeyim..25 Mayıs tarihinde bu köşede sizlerle bir yazımı paylaştım ve Ertuğrul Özkök’ün “Fethiye’de balina görmesinden” yola çıkarak “medyamızda yanlış gördüğüm” bazı noktaları eleştirdim...

Satırlarımda kurumlardan asla bahsetmedim...Sadece kişiler üzerinden ve “yapılan şahsi hataların” içinde bulunulan medya gurubuna mal edilmesine vurgu yaptım...

Fikirlerin öne çıktığı, içinde “tartışılması gereken” birçok “yeni ana tez” barındıran bir yazıydı...

Karşılığında da “fikir yazısı” bekledim...Gelmedi!

Ne geldi ? Baskı, sansür ! Evet, yanlış okumadınız; baskı, sansür!

Bana “kara gömlekli, kara vicdanlı, faşist” diye köşesinden saldıran ÖZKÖK, Vuslat Doğan Sabancı’ya “ağlayarak”, Eyüp Can kardeşimize de baskı yaparak 27 Mayıs tarihinden itibaren benim Referans gazetesindeki yazılarımı “sansürletmeye” başladı...

Yazılarımı gönderdim, gazete basmadı...Ertesi gün yine gönderdim, gazete basmadı...Yine gönderdim, sonuç değişmedi !!

İşte o an gerçek üstüme çöktü...Başbakan Erdoğan’a, Hükümetlere, TSK’ya saldırmanın “bedava” olduğunu ama Özkök’e dokunulmayacağını, asla eleştirilemeyen bir “tabu” olduğunu işte o zaman öğrendim ! Başbakan’a “vur” hatta “iftira et, çoluk çocuğuna söv” ama Özkök’e asla dokunma ! Nasıl bir medya özgürlüğü içinde, yalanlarla dolu “sanal dünyamızda” nasıl debelendiğimi o gün anladım...

Sevgili dostlar, burada üzüldüğüm bir nokta daha oldu... Bu “sansür”içinde bir “patron adayı”, bir de “yeni gazeteci” eriyip gittiler...

Vuslat Doğan, geçtiğimiz hafta “basın özgürlüğü” ödülü alan Vuslat Doğan Sabancı, sansüre “destek” verdi ! Medyamızda “ileride iyi yerlere” gelebilecek bir kardeşimiz olan Eyüp Can Sağlık ise “varlık bile” gösteremedi! Neden gösteremediğini de bu sabah anladık; “sansüre destek karşılığı” Hürriyet “haber koordinatörü” olmuş !! Sonuçta Türkiye adına, Türk basını adına, iki kişi daha bana göre yok olup gitti ! Kimlerin “sözde demokrat, kimlerin sahte demokrat” olduğu maalesef ortaya çıktı...Başbakanı yerle bir et ama “sahte demokratlara” dokunma !!

Sevgili dostlar, tekrar ediyorum; her türlü fikir tartışmasına sonuna kadar varım ama gerçekten özgür ve herkesin eşit olduğu bir ortamda ! “Erdoğan’a saldır, Ertuğrul’u kutsa” benim ilkelerime, ahlakıma, aile terbiyeme ve en önemlisi vicdanıma uygun bir davranış değil!

Son olarak bana Vatan gazetesindeki yolculuğumda sonsuz destek veren sizlere ve başta Aydın Doğan-Sema Doğan olmak üzere Doğan Gurubu çalışanlarına ve bütün Vatan ailesine sonsuz teşekkür ederim...

Burada bir not daha düşmem gerekli; Habertürk’e “transfer olmadım”! Bu sansür süreci, beni “kendimi ifade edebileceğim” yeni mecralar aramaya itti! Bu zaman zarfında bana kapılarını açan Habertürk oldu! Yeni projeler ile orada çok iyi şeyler yapabileceğimize inancım sonsuz! Sansürlenmem döneminde bana yazılarıyla destek veren diğer köşe yazarlarına da sonsuz teşekkürler...

Bu kubbede hoş bir seda bırakabildiysek, ne mutlu bize... HOŞÇAKALIN...

Son söz : Bu yazının basılıp basılmayacağı, Vatan’ın da “bir gazete mi yoksa basılı kağıt parçası mı” olduğunu bize gösterecek...Basılmazsa nasıl olsa, diğer basın organlarında yayınlanacak...Umarım yıllardır çalıştığım gazetem “bunu basar” ve hayallerim bir daha yıkılmaz... SANSÜRCÜLERE ve SAHTE DEMOKRATLARA selam olsun...Tekrar hoşçakalın...

Yiğit Bulut - Habertürk

18 Mart 2009 Çarşamba

Gazete Habertürk


Ayrı gazete vermeyi çözemedim, corriera ya benzettim, içerik biraz öyle ama karışık gazeteye alışan için biraz zor, istanbul ve magazin hariç 3 gazete birleşse spor ekonomi ve haberturk 52 sayfalık bayağı doyurucu tek görüntü iyi olur, ve bu ülke tiraj için de 750liradan gazete satmak kendi bacanağına sıkmakla eşit, direkt hürriyet sabah güreşine girmesi haberturke uzun vadede kazanç getirse de kısa vade de işleri zor gibi gözüküyor, bende milliyetten sonra 2. gazetem durumuna geldiler, başarılar diliyorum, bu arada köşe yazarı mermi gibidir, bence bir kaç uzun menzil mermiye ihtiyaçları var gibi,

16 Ağustos 2008 Cumartesi

CHICAGO TRIBUNE'DE 80 GAZETECİ İŞTEN ÇIKARILDI


ABD’nin saygın gazetelerinden Chicago Tribune’de, yıllık maliyeti düşürmek gerekçesiyle 80 gazetecinin işine son verildi.


Editör Gerould Kern, çalışanlara gönderdiği iç yazışma notunda, ortalama tirajı 541 bin 663 olan Chicago kentinin en büyük günlük gazetesinde 80 gazetecinin işine son verildiğini, gazetede şimdi 480 gazetecinin çalıştığını belirtti.

Chicago Tribune gazetesinin geliri ve tirajı, okuyucuların gazeteyi internetten takip etmesi ve seri ilanların internete kaymasından sonra reklam gelirlerini kaybetmesi nedeniyle azaldı.

Yayımcı Bob Gremillion, geçen ay, 161 yıllık gazetede 8,8 milyon dolar tasarruf yapmak için muhtemelen bu ayın sonunda 80 gazetecinin işine son verileceğini açıkladı.

Açıklamadan bir hafta sonra editör Ann Marie, "Bu pozisyon bir zamanlar olduğu gibi uygun değil" diyerek, yedi yıldır bulunduğu görevinden istifa etti.

Marie’nin istifası, 30 yıldan sonra Chicago Tribune’den ayrılan gazetenin yazı işleri müdürü George de Lama’dan iki ay sonra geldi.

Geçen yıl Aralık ayında, milyarder emlakçı Sam Zell, Chicago Tribune gazetesinin yanı sıra Los Angeles Times, Orlando Sentinel ve The (Baltimore) Sun gazetelerini bünyesinde bulunduran Tribune şirketini 8,2 milyar dolara satın almıştı. AA MEDYATAVA

Olimpiyatlar ve Spor Medyası..Koş Elvan Koş..




İnsandır bazen halter kaldırılmaz güreşte hakem puan vermez ok hedefi vurmaz...Elvan atletizmde 10bin metrede gümüş alıyor ve bir gün sonraki spor medyasının ilk sayfaları..koş elvan koş...medyan seni bekliyor..Kenan Evren Duman

Ellerin Michael Phelps’i varsa...


Elvan'ımızın ikinciliğini en güzel bu başlık özetlemiş teşekkürler taraf gazetesi....
Kenan Evren Duman

14 Ağustos 2008 Perşembe

ÜZERLERİNE KURŞUN YAĞDI!..

Gürcistan'da saldırıya uğrayan Kanaltürk muhabiri Levent Öztürk ve kameraman Güray Ervin ile NTV ekibi, Türkiye'ye döndü.

Gürcistan ile Güney Osetya bölgesinde meydana gelen çatışmaları izlerken saldırıya uğrayan 4 Türk gazeteci bu gece Kuzey Osetya'nın başkenti Vladikavkaz'dan İstanbul'a geldi. Gazetecilerin gelişiyle birlikte, Cumhur Çatkaya’nın kaydettiği saldırı anının sıcak görüntüleri de NTV’de yayınlandı.

Saldırıda başından yaralanan Levent Öztürk, "Yaşadıklarımıza takdiri ilahi diyorum. Verilmiş sadakamız varmış. Vurulduktan sonra bilincimizi kaybetmemeye çalıştık. Ne yapabileceğimizi düşündük. Arkadaşlar bana olay yerinde ilk müdahaleyi yaptı" diye konuştu.

Hilmi Hacaloğlu ise "Saldırı sırasında ben hemen eğildiğimi hatırlıyorum. Ölüme daha önce bu kadar yaklaşmamıştım. Güray gömleğini sallamaya başladı. Press diye bağırmaya başladık. Saldırmak amacıyla orada olmadığımızı anlatmaya çalıştık. Daha sonra bizi hastaneye götürdüler. Hastanede iyi davranıldı. İfademizi aldılar" dedi.

Cumhur Çatkaya ise saldırı sırasında kayıtta olduğunu söyleyerek, "Yolda ilerlediğimiz sırada ben kayıttaydım. Birden kurşunlar gelmeye başladı. Kameramın arkasına saklandım. 2-3 kurşun kamerama isabet etti" dedi.

Yaralı gazeteciler Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Terminali'nden ambulanslara alınarak çıkartıldı. Saldırıda yaralanan Öztürk ve Ervin ambulansla Alman Hastanesi'ne kaldırıldı. Sağlık durumu ciddiyetini koruyan Öztürk halen yoğun bakımda tedavi altında bulunuyor.

13 Ağustos 2008 Çarşamba

'Yandaşız Ulan! Ahlaksız Değiliz'


Kimler ahlaksız, kimler yandaş. Star Gazetesi yazarı Hadi Özışık, yazısında ahlaksızığın tarifini yaptı.
Ergenekon medyayı ikiye böldü. Ergenekon'u yazanlar "yandaş" yazmayanlar daha doğrusu Ergenekon'u "safsata" olarak tanımlayanlar ise başka başka isimlerle gruplandırılıyor.

Bu kutuplaşma öyle bir hal aldı ki, gazeteciler birbirlerini tehdit etme noktasına geldi. Hadi Özışık'ın 09 Ağustos 2008 tarihli "Ahlaksız olmaktansa 'yandaş' olmayı tercih ediyorum!" yazısında bu konuyu okurlarıyla paylaşıyor:

"Ahlaksız değiliz ya, bırakın "yandaş" olalım! Bilgisayarımızın klavyesinden iğrençlik akmasın da, bırakın bize "yandaş" desinler!
Dahası var; iki yüzlü olmayalım da...
"Yandaş" olalım...
Bize "yandaş" diyenlere bakın!
Hınçları akıllarını başından almış bunların. Ne Allah korkusu, ne de vicdan kalmış bunlarda!.. Yazdıkları yetmiyor, gazetecilikten başka hiçbir işi olmayan meslektaşlarını tehdit ediyorlar!
Çalıştıkları gazeteler boy boy, Ergenekon iddianamesi yayınlarken, onlar "iftiraname" diyerek, dışarıya celalleniyorlar! Veli Küçük ağzıyla konuşan bu zevat, Ertuğrul Özkök'ü, Sedat Ergin'i, İsmet Berkan'ı da arasın ya!
Arayamazlar!
Kuyrukları ismini saydığım kişilerin ayaklarının altında çünkü!
"Özgürlük" denilince mangalda kül bırakmayan "Bay Ergenekon"cular, meslektaşlarının "özel hayat"larını deşifre edecek kadar, alçalıyorlar!
Niye?
Ondan değil diye!
Onun gibi düşünmüyor diye...
Onun davasına hizmet etmiyor diye...
"Sen iftira atıyorsun!" diyerek, ekrandaki haberleri okuyan bir meslektaşını hem yazılı, hem de sözlü tehdit etmenin başka bir izahı varsa, siz söyleyin!
Ondan sonra da biz "yandaş" oluyoruz!
"Yandaş"ız ulan...
Senin gibi "Ahlaksız" olmaktansa, "yandaş" olmayı tercih ederim!

Ahlaksızlığın tarifi!

"Ahlaksız"ın Türk Dil Kurumu'ndaki karşılığı şöyle:
-Dürüst davranmayan, kötü huylu, terbiyesiz.
Şimdi soruyorum:
BİR- Düne kadar, baştacı ettiğiniz, "Laikliğin tek teminatı" olarak övdüğünüz, "AK Parti iktidarının korkulu rüyası" olarak tarif ettiğiniz, Orgenerel Yaşar Büyükanıt'la ilgili, son bir haftada yazılanlar ve konuşulanlar ahlaki mi?
İKİ- Hayatınızda bir kez bile karşılaşmadığınız, arkasından sürekli küfür ettiğiniz Fethullah Gülen'le fikirleriniz uyuşmuyor diye, ona "Fetoş" veya "sümüklü" diyerek, hakaret etmeniz terbiyesizlik değil mi?
ÜÇ- Ankara'da masabaşı haber yapmak yerine, araştıran, soruşturan ve sürekli bilgi toplayan meslektaşınız Şamil Tayyar'ı, alkışlamak yerine onu "devletin gizli ajanı" ilan etmeniz ahlaksızlık değil mi?
DÖRT- Bu gazetenin genel yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu, Erkenekon'daki pislikleri deşifre etmek yerine, Ergenekon'a hizmet eden yayınlar yapsaydı, Başbakan Erdoğan'ın "üvey evladı" mı olacaktı? Bir gazeteciye, "Başbakan'ın manevi evladı" yakıştırmasında bulunmak, ahlaksızlıktan da öte bir şey değil mi?"
Star gazetesi

Fatih Altaylı'dan Dinç Bilgin ve Aydın Doğan'a ağır eleştiri


Ciner Grubu'nda gazete hazırlıklarını sürdüren Fatih Altaylı, Zaman gazetesinde çıkan Dinç Bilgin röportajına ağır eleştiri getirdi. Habertürk sitesinde yeralan yazıda şu ifadeler yeraldı,''Erol Simavi gibi hakiki bir gazeteci patron Dinç Bilgin"in yöntemlerine ayak uyduramadığı için bu sektörden çıkmak zorunda kaldı. Aydın Doğan onun sayesinde “Büyük gazete patronu” olabildi. Medya eliyle güç simsarlığını Dinç Bilgin başlattı, Aydın Doğan daha iyisini yaptı. Aydın Doğan"ın medya genetiğinde Dinç Bilgin kromozomları vardır. Dinç Bilgin"in Türkiye"ye nelere mal olduğunu hiç ama hiç unutmayın''
FAtih Altaylı'nın yazısı şöyle:

Türk medyasını çürüten genler

Dinç Bilgin Efendi, yine sağda solda röportajlar veriyor.
Şirinlikler yapıyor.
Sahte belgelerle Sabah’a el koyulmasına neden olan ve TMSF’ye verdiği belgeler sahte çıktığı için İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın hakkında “Sahtecilikten” 8 yıl hapis istemiyle dava açtığı Dinç Bilgin.
Ama tabii yine de iyi bir hizmet yaptı.
Sahte belgelerle de olsa, Sabah’ı iktidara kazandırdı.
Bu nedenle olsa gerek, borçlarında indirim yapılacakmış.
Bir dönem “Kara gün dostu” dediği adama sahte belgelerle kazık attı.
Şimdi bir zamanlar “O... çocukları” dediği adamlarla birlikte.
Yarın onlarla da kanlı bıçaklı olacağından kimsenin şüphesi yok.
Dinç Bilgin’in şahsiyeti hakkında en iyi bilgiyi eski bir avukatından aldım aslında. Bir gün avukatıyla birlikte TMSF’ye gidiyorlar.
Dinç Bilgin yol boyunca TMSF Başkanı'na ve yöneticilerine sövüp duruyor.
Binaya girerlerken avukatı uyarıyor, “Dinç Bey, içerde böyle davranırsanız ben çıkar giderim. Sonuçta siz bu adamlara borçlusunuz.”
Dinç Bilgin TMSF’cilere bir küfür daha savuruyor ve avukatına “Merak etmeyin” diyor. Ahmet Ertürk’ün odasına girdikleri zaman Dinç Bilgin’de müthiş bir değişim.
Boynu hafif bükük. Ezik, zavallı bir adam. Konuşurken gözlerinde yaşlar oluşuyor. İçinde bulunduğu sıkıntıları anlatıyor, ne kadar hatalı olduğunu, kandırıldığını söylüyor. Aman diliyor.
Görüşme bitiyor. Çıkıyorlar.
Dinç Bilgin avukatına dönüyor, “İyi miydim?” diye soruyor.
Avukat şaşkın “Çok iyiydiniz. Şaşırdım” diyor.
Dinç Bilgin gerçeği açıklıyor, “Ben İngiltere’de iki yıl drama dersi aldım. Yönetim biliminin bir parçası olarak. Çok iyi oynarım” diyor.
Dinç Bilgin’in özü bu.
Yavuz Semerci’nin dediği gibi elinden tutan herkesi satmış, kullanıp atmış birisi. Şimdi yine ortalıkta.
Büyük ihtimalle Aydın Doğan’ın Rekabet Kurulu kararı gereği elinden çıkarmak zorunda olduğu Vatan’a yeni paravan olacak.
Onun hazırlığını yapıyor.
Hiç unutulmasın ki, Türk basınında yozlaşma, ahlaki değerlerin erozyonu Dinç Bilgin’le başladı.
Erol Simavi gibi hakiki bir gazeteci patron Dinç Bilgin’in yöntemlerine ayak uyduramadığı için bu sektörden çıkmak zorunda kaldı.
Aydın Doğan onun sayesinde “Büyük gazete patronu” olabildi.
Medya eliyle güç simsarlığını Dinç Bilgin başlattı, Aydın Doğan daha iyisini yaptı.
Aydın Doğan’ın medya genetiğinde Dinç Bilgin kromozomları vardır.
Dinç Bilgin’in Türkiye’ye nelere mal olduğunu hiç ama hiç unutmayın.
netgazete

13 Şubat 2008 Çarşamba

IRAK'TA BİR IRAKLI GAZETECİ ÖLDÜRÜLDÜ

BAĞDAT - 12.02.2008 - Irak'ın başkenti Bağdat'ta bir Iraklı
gazetecinin cesedi bulundu.
Polis, bağımsız Genç Gazeteciler Cemiyetinden pazar günü kalem, defter almak
için Bab El Muzam bölgesindeki pazara gitmek üzere ayrılan 27 yaşındaki Hişam
Miçvit Hamdan'ın kurşunlarla delik deşik edilmiş cesedinin başkentin merkezinde
bugün bulunduğunu bildirdi.
Bu arada Şii din adamı Mukteda Sadr, Amerikan CBC televizyonunun iki
muhabirinin kaçırılmasını kınadı.
El Sadr'ın Basra bürosunun yetkililerinden Haris El Ezari, gazetecilerin
kaçırılmasını kınadıklarını belirterek, gazetecilerin serbest bırakılmasını
istedi.
CBS televizyonu, kendisi için çalışan iki muhabirin pazar günü Basra'da
kaçırıldığı bildirmiş, ancak gazetecilerin kimliğini açıklamamıştı.
Görgü tanıklarıysa kaçırılanların bir İngiliz muhabirle muhabirin Iraklı
tercümanı olduğunu belirtmişti.
Merkezi New York'ta bulunan Gazetecileri Koruma Komitesi, Irak'ta 2004'ten
bu yana 51 gazetecinin kaçırıldığını bildiriyor. Komiteye göre, bunlardan çoğu
serbest bırakıldı, ancak 12'si öldürüldü.
Öte yandan Amerikan ordusu Diyala vilayetinin Mukdadiye kentinde bir toplu
mezarda 13 ceset bulduğunu yalanladı. Irak polisi, Amerikan askerlerinin dünkü
bir operasyon sırasında cesetleri bulduğunu, cesetlerin Bakuba'daki morga teslim
edildiğini belirtmişti.

PRENS WILLIAM GAZETECİ OLUYOR İDDİASI

LONDRA -- İngiltere tahtının ikinci sıradaki veliahdı
Prens William'ın ordudaki eğitiminin ardından gazetecilik yapacağı öne sürüldü.
The Guardian gazetesi, prensin halen Lincolnshire'daki Kraliyet Hava
Kuvvetleri'ne ait üste pilotluk eğitimi aldığını hatırlatarak, bu eğitimin
önümüzdeki aylarda tamamlanacağını, William'ın daha sonra donanmaya geçeceğini,
ardından sivil hayat tecrübesi kazanmak üzere askerlikten ayrılacağını yazdı.
Gazete, William'ın tahta çıkması halinde orduyu, bürokrasiyi ve medya
dünyasını tanıması açısından Kraliyet danışmanları tarafından çizilmiş bir yol
haritası bulunduğunu, bu çerçevede prensin tahta geçmesi halinde lideri
sayılacağı İngiliz Anglikan kilisesinde de vakit geçirmesinin söz konusu
olabileceğini duyurdu.
Bir Saray danışmanın "Prensin medya dünyası içinde yer alıp, o dünyayı
yakından tanımasının iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum'' sözlerini aktaran
gazete, bir başka yetkilinin, "Prens askerliği bütün yönleriyle öğrendi. Şimdi
devletin yapısını öğrenmesi gerekiyor'' görüşünü de okuyucularına aktardı.
Devlet alanında prensin büyük olasılıkla Dışişleri Bakanlığında çalışacağını
yazan gazete, William'ın görev yapabileceği gazetelerin de Times, Telegraph ya da
Guardian olabileceğini öne sürdü.
Prensin resmi konutu Clarence House ise haberi ne yalanladı ne de doğruladı,
sadece henüz bir karar verilmediğini açıkladı.