20. yüzyılda kitle iletişiminde bilgisayarın gelmesi ile İnternet gazeteciliği kavramını yaratmıştır. Elektronik ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerin sonucu ortaya çıkan her yeni makine insan yaşamını nasıl derinden etkilediyse, İnternet de medya dünyasında da derin değişimlere yol açmıştır.
Internet’in gelişmesiyle farklı bilgilere ulaşma olanağı sağlayan sitelere ulaşma şansı meydana gelmiştir. Büyük medya şirketlerinin oluşmasıyla haber yayımı, program akışları, medya kuruluşu ve personelin tanıtımı, gazetecilere İnternet yoluyla erişim olanakları ve bağlantılarının sunulduğu sanal haber merkezleri oluşmaya başlamış ve bu yönde olumlu gelişmeler sağlanmıştır.
İnternet Gazeteciliğinde bilgisayar ağları kullanarak hedef kitlelere gazete ulaştırılmaktadır. İnternet ile ortaya çıkan okuyuculara haber iletme olanaklarına hem geleneksel yöntemlerle yayın yapan gazeteler, hem de haber ajansları hızla uyum gösterdiler. ABD ve dünyanın bir çok ülkesindeki büyük tirajlı gazeteler, aynı zamanda İnternet ortamında yayınlanmaktadır.
İnternet klasik gazeteler için mükemmel bir unsur olmaktadır. Bilgisayar teknolojileri sayesinde var olan haber endüstrisinin ürünlerine gerçek zamanlı olarak erişmek mümkündür. Çok büyük ölçekli haberlere, arşivler, haritalara, video ve ses kayıtlarına veya haberi destekleyici malzemelere İnternet sayesinde ulaşmak mümkündür.
İnternet kullanımı ve bunun yaygınlaşması, basında yeni bir alan yaratmıştır. Sermayenin “özgürce” sürekli yer değiştirdiği ve yerel tehdit altında kaldığı küreselleşme süreci, kuşkusuz “sınırsız” iletişimin yeni mecrası olan interneti de etkilemiştir. Gazeteyle başlayan, radyo ve televizyonla sınırları aşan kitle haberciliği, internetle inanılmaz bir ivme kazanmıştır. Zaman, kapsam ve hız sınırı bulunmayan İnternet, klasik mecralardan daha yakıcı bir şekilde evrensel kültürün yaygınlaşmasına olanak sağlamaktadır.
Türkiye’deki İnternet gazeteciliğinin kısa zaman içinde hızla yaygınlaşmasının bize özgü bir nedeni de vardır. O da ülkemizde yaşanan ekonomik krizin medya sektörünü de etkilemesi ve bunun sonucu olarak birçok gazetecinin işsiz kalmasıdır. Bu durumdaki gazeteciler, fazla bir yatırım gerektirmeyen İnternet gazeteciliğini, mesleki deneyimlerini yansıtabilmek bakımından, kendi sınırlı olanakları ile seslerini duyurabilecekleri yeni bir alan olarak görmüşlerdir.
kenan evren duman
İletişim Fakültesi, Yeni Medya, Gazetecilik, Habercilik, Yakınsak Medya, Görsel İletişim Tasarımı
internet gazeteciliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
internet gazeteciliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Kasım 2009 Perşembe
4 Kasım 2009 Çarşamba
Bir şeyler gerçekten değişiyor mu ?

İnternet , 3G , dijital teknolojiler gazeteciliği kökten değiştiriyor mu ? Haberi anında ekranlarında okuyan , gören bir okuyucu kitlesi için gazetecilik ne ifade ediyor ? Gerçekten gazeteler yorum ağırlıklı ' ideolojik ' bir sürece mi giriyor ? Teknolojiyi nasıl görmek gerekiyor ; yoksa yeni bir gazetecilik anlayışı mı geliyor ? Sorular . . . sorular . Geçtiğimiz haftalarda sert bir tartışma gazetelerin köşelerini dolduruverdi . Yeni dönemde tasfiye edilecek gazeteciler hakkında . Gerçekten bir tasfiye mi olacak ? 3G her şeyi değiştirecek mi ? İşte üzerine düşünmeyi hakkeden birçok soru . Bir şeyler gerçekten değişiyor mu ?
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Amerika emekli Bolg GER doldu
Amerika emekli Bolg GER doldu
Ve bir furya daha bitti. Açtığınız blogları terk ettiniz.
Geçen ay Technorati bir istatistik yayınladı. İnternet bloglarını takip eden, bu konuda en yetkin teknoloji şirketi... Buna göre, kayıtlarındaki blog sayısı 133 milyona ulaşmış. Ancak son 4 ay içinde, bu blogların sadece yüzde 5’inin güncellendiği anlaşılmış. Yani ilk blog kurulalı daha 10 yıl olmadan, sıkılmışsınız...
Böyle istatistiklerle karşılaşınca, iletişim teknolojisine dair tahmin yapmanın ne kadar anlamsız olduğunu fark ediyorum her seferinde. Bir şey söylemeye kalkıyorsunuz. İşte şunlar gidecek, bunlar gelecek vesaire... Bir yıl içinde her şey değişiyor. Technorati’nin araştırmasından sonra şirketin eski mühendislik bölümü direktörü Tantek Çelik’i aradım. Sonuçları değerlendirmek için... Bu teknoloji işlerinin insana nasıl Çince geldiğini bildiğimden en basit haliyle anlatmaya çalışayım.
BLOGLAR PORTAL OLDU
Etraf emekli blogger doldu. Kendi çevrenizden de ilginin azaldığını görebilirsiniz. Ama bloglar öldü demek için daha fazla veriye ihtiyaç var.
Her teknolojik yeniliğin kendini kısa sürede tükettiği ise doğru. Ayakta kalmak için bulduğu yöntem de geleneksele yönelmek.
Sonuçta iletişim teknolojisinde birçok fikir, aslında gazetecilik hedef alınarak ortaya çıkıyor. İnternet portalları çıkıyor, gazetecilik ölecek deniyor ancak sonra bloglar çıkınca o portallar gazetelere sığınıyor. Artık blogların dönemi başladı deniyor. Mikrobloglar çıkınca bu sefer bloglar portallara katılıyor. Bugün Technorati listesinde bir numaralı blog diye gözüken Huffington Post’a bakın, bloga benzer bir tarafı kalmadığını görürsünüz. Bildiğiniz portal. Kısacası her yeni çıkan şey, bir öncekini geleneksel olmaya zorluyor.
ÜÇ AŞAMALI DÖNGÜ
Bütün bu sürecin, 3 aşamalı bir kısırdöngüsü var. Blog örneğinden gidecek olursak: İlk aşamada Blogger.com vardı. Blog açmak isteyenler buraya gidiyordu. İkinci aşamada ona rakipler çıktı. İsterseniz Wordpress.com’dan da blog yayınlamaya başladınız. Üçüncü aşamadaysa bütün kanallar özgürleşti. Yazılımlar çıktı ve isteyen herkes bir internet adresi alıp blog yayınlamaya başladı.
Şimdi aynı döngü, Twitter furyasında yaşanacak. Şu anda ilk aşamadayız. Herkes Twitter’da. Sonra onun rakipleri büyüyecek. Friendfeed.com ve Trumblr.com da kullanmaya başlayacaksınız. Üçüncü aşamada ise Identi.ca ile tanışacaksınız. Hiçbir siteye bağlı kalmadan istediğiniz gibi mikroblog yayını yapacaksınız. Sıkılıncaya kadar...
Sonra yeni bir furya başlayacak. Twitter geleneksel kalacak. Ve böyle böyle devam edecek.
NE OLUR SÖYLEYEYİM
Bütün bu hikâye birçoğunuza çok karmaşık geldi, tahmin edebiliyorum. Hatta eminim, bazılarınız yazıyı okumaktan çoktan vazgeçti. Ancak sabredenler için... 3 aşamalı döngülere, yazılımlara, şirket rekabetlerine girmek istemeyenler için... Ben sonunda ne olacağını söyleyeyim.
Bir gün hepiniz gazeteci olacaksınız. Hürriyet’e özgeçmiş yollayacaksınız.
Hızlı, huysuz, ısrarcı, asosyal ve dedikoducu olmak lazım
Sıkılıp bırakanlar dışında, hâlâ çok iyi blogger’lar var tabii. Hatta her gün yeni bir blogger keşfediyor Amerikan medyası.
Çoğu, işe yalnız başlıyor. Oturma odası, bilgisayar ve pijama. Ancak biraz tık almaya başlayınca, genelde hepsi büyük bir şirketin çatısı altına geçiyor.
Bu işte kararlı olanlar ve para kazanacağını düşünenlere, Amerika’da adını duyurmuş blogger’ların bazı ortak noktalarını çıkardım:
ÇOK ÇALIŞIYORLAR Uyku düzenleri yok. Josh Marshall (39) gibi yetişemeyince yanında başka gazeteciler çalıştırmaya başlayanlar var.
ISRARCILAR Eski bir Moskova muhabiri var, adı Nikki Finke (56). Şimdi Hollywood yöneticileriyle ilgili yazıyor. Yaza yaza, sonunda geçen hafta NBC Entertainment Yönetim Kurulu Başkanı’nı istifa ettirdi.
HIZLILAR Sürekli güncelliyorlar. Michelle Malkin (38), iki çocuk annesi, arada kitaplar yazıyor ama yine de günde 5 makale hazırlayabiliyor.
HUYSUZLAR ‘Ben şunu beğendim’ değil, ‘Şunu beğenmedim’ yazıları yazıyorlar. Etrafa toy övgüler saçmıyorlar. Daily Kos’u hazırlayan Markos Moulitsas’ın (38) Hillary Clinton eleştirileri gibi.
ASOSYALLER Davetlere gitmiyorlar. Yılışık çevrelerden uzak duruyorlar. Matt Drudge’ın (43) fotoğrafını çekebilen çok az kişi var.
DEDİKODUCULAR Amerika’da da hâlâ kötü bir laf bu ama yine de dedikodu yazıp okutuyorlar. Sorduğun zaman ise “Ben değil başkaları yapıyor” diyorlar. Medya blogu yazan Jim Romenesko’yla (56) görüştüm, “Artık ismini açıklamayan kimseden bilgi almıyorum, ben dedikodu yapmam” dedi.
Sizin medya piramidiniz nasıl?
Wired Dergisi’nin son sayısında bir piramit hazırlamışlardı. Bir medya piramidi. Tıpkı besin piramidi gibi insanların gün içinde iletişim araçlarına ne kadar vakit ayırdıklarını gösteren bir grafik. Oyun, sosyal ağlar, haber ve eğlence diye 4 ana başlık var. Onların altında da alt başlıklar. Bu kadar blog yazısından sonra grafiğe bakıp kendinize uygun bir piramit hazırlamak isteyebilirsiniz diye...
Tolga TANIŞ
hürriyet pazar
Ve bir furya daha bitti. Açtığınız blogları terk ettiniz.
Geçen ay Technorati bir istatistik yayınladı. İnternet bloglarını takip eden, bu konuda en yetkin teknoloji şirketi... Buna göre, kayıtlarındaki blog sayısı 133 milyona ulaşmış. Ancak son 4 ay içinde, bu blogların sadece yüzde 5’inin güncellendiği anlaşılmış. Yani ilk blog kurulalı daha 10 yıl olmadan, sıkılmışsınız...
Böyle istatistiklerle karşılaşınca, iletişim teknolojisine dair tahmin yapmanın ne kadar anlamsız olduğunu fark ediyorum her seferinde. Bir şey söylemeye kalkıyorsunuz. İşte şunlar gidecek, bunlar gelecek vesaire... Bir yıl içinde her şey değişiyor. Technorati’nin araştırmasından sonra şirketin eski mühendislik bölümü direktörü Tantek Çelik’i aradım. Sonuçları değerlendirmek için... Bu teknoloji işlerinin insana nasıl Çince geldiğini bildiğimden en basit haliyle anlatmaya çalışayım.
BLOGLAR PORTAL OLDU
Etraf emekli blogger doldu. Kendi çevrenizden de ilginin azaldığını görebilirsiniz. Ama bloglar öldü demek için daha fazla veriye ihtiyaç var.
Her teknolojik yeniliğin kendini kısa sürede tükettiği ise doğru. Ayakta kalmak için bulduğu yöntem de geleneksele yönelmek.
Sonuçta iletişim teknolojisinde birçok fikir, aslında gazetecilik hedef alınarak ortaya çıkıyor. İnternet portalları çıkıyor, gazetecilik ölecek deniyor ancak sonra bloglar çıkınca o portallar gazetelere sığınıyor. Artık blogların dönemi başladı deniyor. Mikrobloglar çıkınca bu sefer bloglar portallara katılıyor. Bugün Technorati listesinde bir numaralı blog diye gözüken Huffington Post’a bakın, bloga benzer bir tarafı kalmadığını görürsünüz. Bildiğiniz portal. Kısacası her yeni çıkan şey, bir öncekini geleneksel olmaya zorluyor.
ÜÇ AŞAMALI DÖNGÜ
Bütün bu sürecin, 3 aşamalı bir kısırdöngüsü var. Blog örneğinden gidecek olursak: İlk aşamada Blogger.com vardı. Blog açmak isteyenler buraya gidiyordu. İkinci aşamada ona rakipler çıktı. İsterseniz Wordpress.com’dan da blog yayınlamaya başladınız. Üçüncü aşamadaysa bütün kanallar özgürleşti. Yazılımlar çıktı ve isteyen herkes bir internet adresi alıp blog yayınlamaya başladı.
Şimdi aynı döngü, Twitter furyasında yaşanacak. Şu anda ilk aşamadayız. Herkes Twitter’da. Sonra onun rakipleri büyüyecek. Friendfeed.com ve Trumblr.com da kullanmaya başlayacaksınız. Üçüncü aşamada ise Identi.ca ile tanışacaksınız. Hiçbir siteye bağlı kalmadan istediğiniz gibi mikroblog yayını yapacaksınız. Sıkılıncaya kadar...
Sonra yeni bir furya başlayacak. Twitter geleneksel kalacak. Ve böyle böyle devam edecek.
NE OLUR SÖYLEYEYİM
Bütün bu hikâye birçoğunuza çok karmaşık geldi, tahmin edebiliyorum. Hatta eminim, bazılarınız yazıyı okumaktan çoktan vazgeçti. Ancak sabredenler için... 3 aşamalı döngülere, yazılımlara, şirket rekabetlerine girmek istemeyenler için... Ben sonunda ne olacağını söyleyeyim.
Bir gün hepiniz gazeteci olacaksınız. Hürriyet’e özgeçmiş yollayacaksınız.
Hızlı, huysuz, ısrarcı, asosyal ve dedikoducu olmak lazım
Sıkılıp bırakanlar dışında, hâlâ çok iyi blogger’lar var tabii. Hatta her gün yeni bir blogger keşfediyor Amerikan medyası.
Çoğu, işe yalnız başlıyor. Oturma odası, bilgisayar ve pijama. Ancak biraz tık almaya başlayınca, genelde hepsi büyük bir şirketin çatısı altına geçiyor.
Bu işte kararlı olanlar ve para kazanacağını düşünenlere, Amerika’da adını duyurmuş blogger’ların bazı ortak noktalarını çıkardım:
ÇOK ÇALIŞIYORLAR Uyku düzenleri yok. Josh Marshall (39) gibi yetişemeyince yanında başka gazeteciler çalıştırmaya başlayanlar var.
ISRARCILAR Eski bir Moskova muhabiri var, adı Nikki Finke (56). Şimdi Hollywood yöneticileriyle ilgili yazıyor. Yaza yaza, sonunda geçen hafta NBC Entertainment Yönetim Kurulu Başkanı’nı istifa ettirdi.
HIZLILAR Sürekli güncelliyorlar. Michelle Malkin (38), iki çocuk annesi, arada kitaplar yazıyor ama yine de günde 5 makale hazırlayabiliyor.
HUYSUZLAR ‘Ben şunu beğendim’ değil, ‘Şunu beğenmedim’ yazıları yazıyorlar. Etrafa toy övgüler saçmıyorlar. Daily Kos’u hazırlayan Markos Moulitsas’ın (38) Hillary Clinton eleştirileri gibi.
ASOSYALLER Davetlere gitmiyorlar. Yılışık çevrelerden uzak duruyorlar. Matt Drudge’ın (43) fotoğrafını çekebilen çok az kişi var.
DEDİKODUCULAR Amerika’da da hâlâ kötü bir laf bu ama yine de dedikodu yazıp okutuyorlar. Sorduğun zaman ise “Ben değil başkaları yapıyor” diyorlar. Medya blogu yazan Jim Romenesko’yla (56) görüştüm, “Artık ismini açıklamayan kimseden bilgi almıyorum, ben dedikodu yapmam” dedi.
Sizin medya piramidiniz nasıl?
Wired Dergisi’nin son sayısında bir piramit hazırlamışlardı. Bir medya piramidi. Tıpkı besin piramidi gibi insanların gün içinde iletişim araçlarına ne kadar vakit ayırdıklarını gösteren bir grafik. Oyun, sosyal ağlar, haber ve eğlence diye 4 ana başlık var. Onların altında da alt başlıklar. Bu kadar blog yazısından sonra grafiğe bakıp kendinize uygun bir piramit hazırlamak isteyebilirsiniz diye...
Tolga TANIŞ
hürriyet pazar
19 Haziran 2009 Cuma
İnternet Çağında Gazetecilik
Serhan Yedig, Haşim Akman
İnternet Çağında Gazetecilik
Yayına Hazırlayan: Vehbi Ersan
Kapak İllüstrasyonu: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Mayıs 2002
Sanayi devriminden daha önemli bir gelişme olarak nitelendirilen internet hayatımızda köklü değişiklikler yarattı. İnternetten en çok etkilenen alanlardan biri de medya ve gazetecilik.
İnternetin yazılı basını ortadan kaldırıp kaldırmayacağı, gazeteciliği nasıl etkileyeceği tartışılırken, değişimler olağanüstü tempoda kendini gösterdi. Hemen hemen bütün günlük ulusal gazeteler internette de yayımlanmaya başladı. Sadece internette yayım yapan pek çok haber sitesi kuruldu. Kuşkusuz bu değişim, yeni soruları ve sorunları da beraberinde getirdi.
İşte İnternet Çağında Gazetecilik, bu değişimi ve bu değişimin ortaya çıkardığı mesleki, teknik, etik ve hukuki sorunları, Türkiye ve Almanya'daki yüksek tirajlı gazetelerin internet pratikleri ışığında, deneyimli editörlerin kaleminden aktarıyor. Kitap ayrıca internetle ilgili Türkiye'deki yasal mevzuatın ve RTÜK Yasası'yla yapılmak istenen düzenlemelerin eleştirel bir analizine yer veriyor.
İnternet çağında gazete ve gazeteciliğin sorunlarını saptamayı, mesleki ve etik sorunlara bir bakış açısı oluşturmayı amaçlayan bu kitap, en başta iletişim öğrencileri ve medya çalışanları için önemli bir başvuru kaynağı.
İÇİNDEKİLER
Önsöz
Dünyada ve Türkiye'de İnternetin Gelişimi
Aaa, Bilgisayarlar Aralarında Konuşuyor, Nevzat Basım
Geleneksel Basından İnternet Gazeteciliğine
Geleneksel Basın ve İnternet Gazeteciliği, Suat Gezgin
İnternet, Gazetecilik ve Yeni Olanaklar, Hakan Kara
Geleceğin Gazetecilerinden Beklentiler, Nail Güreli
Medya ve Siyaset, Umur Talu
Web Ortamına Geçiş Örnekleri
Farklı Dil ve Yaş Gruplarına FAZ Çözümü, Bertram Eisenhauer
112 Yaşındaki Gazete İnternette İddialı, Hans-Dieter Weber
Milliyet Nasıl Hazırlanıyor?, Ercüment İşleyen
Hürriyet Deneyimi, Roşan Karakaş
İnternetteki Cumhuriyet, Hakan Kara
Sadece Web'de Yayımlanan Gazeteler
Almanya'dan Bir Örnek: Netzeitung, Joachim Widmann
Geleceğin Gazeteciliği ve Multimedya
Yeni Trendler, Katja Riefler
Anzeiger Örneğinde Multimedya Çağına Hazırlık, Michael Reinhard
Deutsche Welle ve 31 Dilde İnternet Yayını, Ingo Mannteufel
İnternet ve Etik
Gerçekle Bağ Kurup Korkuyu Yenmeli, Giso Deussen
Medya Etiği, Murat Özgen
Hukuki Sorunlar
İnternette Medya Hukuku, Johannes Weberling
Mahkûmiyetler ve Yasal Çalışmalar Üzerine, Fikret İlkiz
Ek: İnternet Kurulu Üyelerinin Ortak Deklarasyonu
OKUMA PARÇASI
Serhan Yedig, Haşim Akman, “Önsöz”, s. 7-9
Artık herkes biliyor: insanlığın bugüne kadar ürettiği hiçbir şey, internet kadar hızlı yer almadı hayatımızda. Ortaya çıkış gerekçesi ne olursa olsun internet, olağanüstü bir biçimde gündelik hayatımıza nüfuz etti ve gerçekleşmesi zamana dayalı ne kadar ilişkimiz varsa hepsini kendi hızına uyum sağlamaya zorladı. Göründüğü kadarıyla yakın gelecekte de hayatımızın merkezine oturacak. Kimine ürkütücü gelse bile evlerimizdeki buzdolabı, biz yüzlerce kilometre uzaktayken ihtiyaç duyduğumuz herhangi bir yiyeceğin eksikliğini haber verebilecek. Tahminlerimizin sınırlarını zorlayan daha pek çok şey, interneti var eden teknoloji sayesinde gerçeğe dönüşecek.
Söz internetten açılınca, eşyanın tabiatı gereği, hemen herkesin kolayca kehanetlerde bulunması mümkün. İnternet o kadar hızlı, doğurgan ve kuşatıcı bir mecra ki alışkın olduğumuz hızla, ona ayak uydurmakta, farklı ve yeni tutum belirlemekte gecikiyor, bazen de yetersiz kalıyoruz. Ardından da korkularımız baş gösteriyor.... Devamını okumak için bkz.
Umur Talu, "Medya ve Siyaset", s. 53-61
Benden, basındaki işten çıkarmaların arkasındaki nedenler ve bunların ayrıntıları üzerinde durmam istendi. Bir kişisel öykü gibi de anlatabilirdim. Ama öykü kişisel değil. İşten çıkarmalar da birkaç kategori zaten. Bir salt ekonomik gerekçeli olduğu söylenen işten çıkarmalar var, bir de hazır ortalık karışmışken bir taşla birkaç kuş vurmalar var. Bütün bunlara geleceğim. Ama hikâyeye bugünden başlamak istiyorum. Bugünden geriye dönerek... Anlatacağım bugünün manzarası, aslında benim kişisel hikâyemin geri planını da, kökenini de anlatacak.
2001 Mayıs'ında Türkiye'de ani bir gelişme oldu. Uzun süredir elde olduğu halde, hatta komisyona inip geri gittiği halde, Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Yasası'yla ilgili bir değişiklik tasarısı birdenbire Anayasa Komisyonu'na indi. Anayasa Komisyonu'nda kabul edildi, Meclis Genel Kurulu'na gidiyor.
Bunun etrafındaki aktörler, ittifaklara ilişkin çözümlemeler bize Türk medyasının, siyasetinin, ... Devamını okumak için bkz.
Johannes Weberling, "İnternette Medya Hukuku", s. 129-134
1990'ların ortalarında, internetin yeni bir kitle iletişim aracı olarak geniş halk kitlelerinin hizmetine sunulmasıyla birlikte "internet kuralları", "internet özgürlüğü" gibi kavramlar yeni bir hukuksal alanın ortaya çıkmasını sağladı. İki kavram aynı zamanda iletişim ve düşünce özgürlüğüne ilişkin yeni görüşlerin göstergeleri olarak gündeme damgasını vurdu.
Almanya'da internet alanındaki yasal düzenlemelerle ilgili yaygın görüş, mevcut yasaların ortaya çıkabilecek sorunları çözebileceği yolunda. Yeni teknolojilerle ilgili konularda doğabilecek sorunlar içinse iletişim hizmetleriyle ilgili 28 Temmuz 1997 tarihli yasa gibi, ek düzenlemelerin yapılabileceği düşünülüyor.
Almanya'da telebank, veri değiş tokuşu ya da teleoyunlar gibi alanlarda, bireysel kullanımı gerektiren elektronik enformasyon ve iletişim hizmetleri devlet tarafından son derece etkili yönergelerle kararlaştırılıp çerçevelendirilmiştir....
Johannes Weberling, "İnternette Medya Hukuku", s. 129-134
1990'ların ortalarında, internetin yeni bir kitle iletişim aracı olarak geniş halk kitlelerinin hizmetine sunulmasıyla birlikte "internet kuralları", "internet özgürlüğü" gibi kavramlar yeni bir hukuksal alanın ortaya çıkmasını sağladı. İki kavram aynı zamanda iletişim ve düşünce özgürlüğüne ilişkin yeni görüşlerin göstergeleri olarak gündeme damgasını vurdu.
Almanya'da internet alanındaki yasal düzenlemelerle ilgili yaygın görüş, mevcut yasaların ortaya çıkabilecek sorunları çözebileceği yolunda. Yeni teknolojilerle ilgili konularda doğabilecek sorunlar içinse iletişim hizmetleriyle ilgili 28 Temmuz 1997 tarihli yasa gibi, ek düzenlemelerin yapılabileceği düşünülüyor.
16 Eyalet Ortak Sözleşme Hazırladı
Almanya'da telebank, veri değiş tokuşu ya da teleoyunlar gibi alanlarda, bireysel kullanımı gerektiren elektronik enformasyon ve iletişim hizmetleri devlet tarafından son derece etkili yönergelerle kararlaştırılıp çerçevelendirilmiştir. 1 Ağustos 1997'de yürürlüğe giren "Teleservisler Yasası" bu alanı düzenlemektedir. Satın alma sözleşmeleri yerine ürünleri doğrudan dağıtmak suretiyle verilen hizmetler ya da medyaya bağlı teletekst hizmetleri gibi kamuya yönelik hizmetler, anayasanın güvencesi altındaki basın-yayın özgürlüğünün kapsamına girer.
Alman eyaletlerinin radyo-televizyon alanında tek yetkili makam olmalarından dolayı, 1997'de 16 eyaletin katılımıyla gerçekleştirilen medya hizmetlerini içeren resmi sözleşme (MDStV) hem yeni medya araçlarının bu alanına, hem de özellikle internetin önemli bileşenlerine yasal düzenlemeler getirmiştir. Bu sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrası, eyalet basın yasalarında yazılı basın ürünleri için aranan "impressum" yükümlülüğünü, yani yayından sorumlu en azından bir kişinin adının, soyadının ve adresinin açıkça belirtilmesini şart koşar. MDStV'nin 10. maddesi, yazılı basın ve radyo-televizyon yasalarında olduğu gibi, tüzel olan ya da olmayan her kişiye, yayında hedef olduğu iddiaya yönelik cevap ve düzeltme hakkını tanır.
İnternette Gazete Olmanın Koşulu
Yazılı basın ve radyo-televizyonların çalışmasını düzenleyen hukuksal yapıya eşit nitelikteki bu hükümlere son yıllarda yargı kararlarıyla daha da kesinlik kazandırılmaktadır. Örneğin Köln Eyalet Yüksek Mahkemesi, 19 Ocak 2001'de internet yayınının niteliğini tanımlayan bir karar aldı. Karar, internet üzerinden düzenli yayımlanan ürünlerin, içerikleri bu konuda karar yetkisine sahip bir yazıişleri tarafından hazırlanması koşuluyla günlük web gazetesi sayılabileceği hükmünü getiriyor. Buna karşın sürekli güncellenmeyen web sayfalarıyla ilgili düzenleme bulunmamaktadır. İnternet gazetesinin sorumlu yöneticisi, tıpkı basın yasasında basılı gazeteler için öngörülen sorumlu kişi gibi, MDStV'nin 6. maddesinin 2. fıkrasına göre, gazeteciliğe özgü redaksiyon işlemleriyle hazırlanmış, internet üzerinden yayımlanacak bir ürünün içeriğinden bizzat sorumludur. Suç unsuru oluştuğunda, basın yasasına bağlı sorumlu gibi o da internet sayfasını kendisinin hazırlayıp güncelleştirmediği yolunda mazeret beyan edemez.
Gazetecilerin spesifik değişikliklerin anlamı dışında, internet çağında görev yaparken bile basın hukukunun yürürlükteki hükümleriyle yetinmek zorunda kalmaları, internetin sunduğu çok yönlü olanaklardan sanki yararlanamayacakları ve çalışma koşullarında hiçbir değişiklik olmayacağı izlenimi uyandırıyor. Çünkü özellikle dünya ölçeğinde araştırma yapabilme, internetteki verilere dünyanın her yerinden erişebilme olanakları, iletişimde meydana gelen kolaylık, bugüne kadar hiç tanık olmadığımız, yeni fiili ve hukuksal durumlar doğuracak. Bunlar uzun vadede basının çalışmasını olumlu ya da olumsuz etkileyebilecek. Güncel gelişmeler gazetecilikte dikkat edilmesi gereken yeni sorunları gündeme getiriyor. Şimdi bu sorunlara göz atalım.
Gazeteci Takip ve Tehdit Altında
İnternet, gazeteciler açısından global düzeyde iletişim ve araştırma olanaklarını artıran önemli bir araç. Teknoloji bir yandan gazeteciye olanaklar sunarken diğer yandan da onu kötü niyetli kişilerin hedefi haline getiriyor. Bilgisayar korsanları, bilgisayar virüsleri, yanlış ya da çarpıtılmış haberler yayımlayarak yapılan yönlendirmelerle gazeteciler engellenmek istenebiliyor. Redaksiyon işlemlerindeki gizlilik, özellikle de kaynağın korunması, redaksiyon çalışmalarının gerçek anlamda bağımsız sürdürülmesinde önemli koşullardan biri sayıldığından, her yayının yazıişlerine, teknolojinin olası tehlikelerine karşı gecikmeden önlem alması önerilebilir yalnızca. Özellikle yoğun çaba gerektiren araştırmalarda, mevcut iletişim araçlarıyla, teknik konusunda deneyimli kişiler tarafından konuşmaların dinlenmesinin, bilgilerin çıkar amaçlı kullanılmasının artık hiç de zor olmadığı dikkate alınmalı.
İnternet Yayını Yargı Denetimine Tabi
Gazete, dergi ya da herhangi bir medya ürününün internetten tüm dünyaya yayımlanması hukuksal açıdan özel sonuçlar doğurur. Yayındaki ifadeler tüm ülkelerin mahkemelerinde herhangi bir şekilde dava konusu olabilir. Bir medya ürününün bilgisayar korsanları tarafından kural gözetilmeden bir PC'ye yüklenerek PC kullanıcısına iletilmesi gibi özel durumu bir yana bırakırsak şunu söyleyebiliriz: Yayımlanan ürün suç içeren, yanlış, anlaşılmaz, özellikle anlaşılamaz hale getirilmiş ifadeler içeriyorsa, bu veriler herhangi bir bilgisayar kullanıcısının konutunda bulunduğunda dava konusu oluşuyor demektir.
Suç teşkil eden eylemle ilgili dava, PC kullanıcısının ikamet ettiği bölgedeki mahkemeye sunulur. Dolayısıyla medya içeriklerinden sorumlu kişiler için dünyanın her yerinde yargı karşısına çıkma tehlikesi söz konusudur.
Bu konumdaki kişiler yayımladıkları ürünün yasaya uygunluğunun kendi ülkelerindeki hukuk sistemine göre tespit edilmesi gerektiğini ileri sürebilirler. İlk bakışta akılcı gibi görünse de, bu yaklaşım, Amerikalı bir hakimin mahkemeyi Türk ya da Alman basın hukukunun içerdiği hükümlerin anlam ve amacı doğrultusunda yürütmesi demektir. Böyle bir uygulamayı kabul etmek olanaksızdır.
Şu anda, internetten yayımlanan bir ulusal günlük gazeteye, içeriğinden dolayı yabancı bir ülkede dava açılma olasılığı düşük olsa bile, geleceği düşünerek yasal düzenlemelerin bir an önce başlatılmasında yarar var. 1968 tarihli "Sivil Ticaret Davalarındaki Adli Kararların Yürütümü Hakkında Avrupa Ekonomi Birliği Anlaşması" ve buna paralel 1988'de imzalanan Luganer Anlaşması gibi hukuksal sorunlarla ilgili mevcut uluslararası mevzuat, internet konusundaki yargılama yetkisini netleştirecek şekilde gözden geçirilmeli. Yargıya konu olabilecek fikirlerin, ifadelerin dünyanın herhangi bir yerinde mahkemeye yansıdığında çıkış ülkesindeki yasal düzenlemelerin temel alınması gerektiği, internetteki gazete ya da derginin bir başka ülkede teknik olarak yayımlanması değil, aksine bu ürünün içeriğini hangi amaçla hazırlayıp sunduğu konularının mahkeme sürecinde önem kazanması gibi tartışmalı ayrıntılar açığa kavuşturulmalı.
Almanya'da yargılama yetkisiyle ilgili yargı kararları mevcut. Örneğin Bremen Yüksek Mahkemesi, Almanya'daki yüksek mahkemeler arasında ilk kez bağlayıcı bir karar aldı. Mahkeme, suç teşkil eden eylemin failin iradesiyle ve mahkemenin bağlı bulunduğu yerel sınırlar içinde gerçekleşmesi halinde konunun yargıya taşınabileceği kararını verdi.
Telif Haklarına Sahip Çıkılmalı
İnterneti benzersiz kılan, sınırsız bilgi kaynağına erişme olanağı sağlaması. Doğal olarak bu bilgilerin öncelikle belli kişiler tarafından üretilmesi gerekir. Eserleri üzerinde telif haklarına sahip bu kişiler, eserlerinin kullanılması söz konusu olduğunda karar verme yetkisine sahip oldukları gibi telif haklarını devrederken de bir bedel talep edebilir. Eğer eser sahibi önceden açıkça ya da dolaylı belirtmediyse fikir ürününün kullanım hakkını ayrı ayrı devredebilme, karşılığında bir bedel alma hakkına sahip. Bu nedenle telif haklarıyla korunan eserin internette farklı ve özerk bir kullanım alanı yarattığı artık tüm dünyada kabul edilmesi gereken bir gerçek.
Yapısından dolayı "kaotik işlemler sistemi" denebilir bu uygulamaya. İnternette bir kez ağ üzerinden iletilmiş eser için yasal düzenleme getirmek kesinlikle olanaksız. Suç unsuru eylemle ilgili, bu alanda da söz konusu olan "ülkeye göre yargı kararı"na rağmen, bu hakların global düzeyde geçerli sayılabilmesi hem organizasyon, hem de parasal gerekçelerle zaten olanaksız gibi görünüyor.
Eser bir kez web ortamına girdiğinde, kullanımına kural koymak artık mümkün değil. Bu nedenle de özellikle serbest gazetecilerin eserlerinin on-line kullanım haklarını yayımcılarla yapacakları sözleşmelerde kurala bağlamaları giderek önem kazanacak. İnternetteki telif konusu kısa süre önce Berlin Yüksek Mahkemesi'nde gündeme geldi. Mahkeme henüz kesinleşmeyen iki davada verdiği "Bir basın organının internette fotoğraf kullanması ancak fotoğrafçıyla basın organı arasındaki yazılı sözleşme çerçevesinde gerçekleştirilebilir" hükmüyle konuya açıklık getirdi.
Basın AİHS'yi Savunmalı
Fikir ürünlerinin uluslararası kullanıma açılması sonucunda tıpkı temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması gibi iletişim ve basın özgürlüğü ile ilgili devletler arası hukuka dayalı anlaşmalar da önem kazanacaktır. Bu arada bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının otomatik olarak "demokratik bir toplum yaratmak amacıyla" basın özgürlüğünün oluşmasını sağlamaz. Aksine özgür ve demokratik bir toplum ancak bağımsızlığını kazanmış, kamusal görevlerini yerine getiren, yani haber aktaran, özgürlüklere bekçilik yapan, tartışma platformu oluşturan bir basınla mümkündür.
Gelecekte tüm Avrupa için geçerli olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 10. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü garantisi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından bu maddenin yaşama geçirilmesinin teminat altına alınması da giderek önem kazanacaktır. AİHS'nin 10. maddesine göre, herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Sözleşmenin bu maddesi, her bireyin ifade özgürlüğünü, her türlü bilgi, haber ve düşünceden kamu makamlarının müdahalesi olmadan, ulusal sınırlara bakılmaksızın özgürce yararlanması hakkını güvenceye alır. AİHM, gündeme gelen davalarda ifade özgürlüğünün ülkelerde nasıl uygulandığını inceler. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrasında resmi makamlara, gerekli durumlarda, ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak biçimde düzenlemeler yapabilecek takdir yetkisi vermiştir. AİHM devlet müdahalesinin söz konusu olduğu davalarda, demokratik toplum düzeni için gerekli olduğu düşüncesiyle uygulanan yasal düzenlemelerin, sınırlamaların meşru amaçla orantılı olup olmadığını, resmi makamların savunma amacıyla ileri sürdükleri gerekçelerin yeterli olup olmadığını denetler. Bu bağlamda AİHM demokratik bir toplumda basının üstlendiği göreve farklı bir değer biçer.
Dolayısıyla basın, çeşitli gerekçelerle kısıtlandığı koşullarda bile kamu yararını ilgilendiren bilgileri, fikirleri açıklamakla, topluma iletmekle yükümlüdür. Hatta AİHM'ye göre basın, kamu yararı açısından "bekçi köpeği" rolünü üstlenmelidir. Bu nedenle basının çalışmalarına kısıtlama getirilmesi gerektiğinde öncelikle demokratik toplumun yararı göz önüne alınır.
AİHS'nin 25. maddesine göre, her vatandaş sözleşmeyle güvence altına alınmış temel hakların ihlali durumunda bireysel şikâyet yolunu kullanarak AİHM'ye başvurabilir. AİHS'nin 46. maddesindeki bağlayıcı hüküm gereği AİHM, ihlal iddialarını Avrupa Komisyonu üyesi ülkelerin tamamı adına inceler. Sözleşme ve mahkeme kararları, Türkiye gibi üyeliği kısmen onaylanmış ülkeler için de bağlayıcıdır.
Her ne kadar devletler AİHM kararlarının dikkate alınması için zorlanamasa da, AİHS'de yer alan temel hak ve özgürlüklerin mahkeme tarafından liberal biçimde yorumlandığını görüyoruz. Bunun dışında Avrupa Birliği üyesi ülkelerin önemsediği "Basın özgürlüğü özgür ve demokratik toplumun vazgeçilmez parçasıdır" ilkesinin kararlarda ön plana çıkarılması sevindirici bir gelişme. Gerçekler, AİHS'nin gelecekle ilgili iddialı hedeflerinin gerisinde kalsa da, internetin basına sağladığı ve giderek hızlanan uluslararasılaşma sürecine paralel olarak, basın özgürlüğünü uluslararası düzeyde güvence altına alacak düzenlemelerin gündeme geleceğini söyleyebiliriz. Bu nedenle gazeteciler, medya ürünlerinin okuyucuya hızla iletilmesini sağlayan internet teknolojisinin çalışmalarını zorlaştıracağından korkmak yerine, orta vadede işlerini kolaylaştıracağını düşünebilir.
İnternet Çağında Gazetecilik
Yayına Hazırlayan: Vehbi Ersan
Kapak İllüstrasyonu: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Mayıs 2002
Sanayi devriminden daha önemli bir gelişme olarak nitelendirilen internet hayatımızda köklü değişiklikler yarattı. İnternetten en çok etkilenen alanlardan biri de medya ve gazetecilik.
İnternetin yazılı basını ortadan kaldırıp kaldırmayacağı, gazeteciliği nasıl etkileyeceği tartışılırken, değişimler olağanüstü tempoda kendini gösterdi. Hemen hemen bütün günlük ulusal gazeteler internette de yayımlanmaya başladı. Sadece internette yayım yapan pek çok haber sitesi kuruldu. Kuşkusuz bu değişim, yeni soruları ve sorunları da beraberinde getirdi.
İşte İnternet Çağında Gazetecilik, bu değişimi ve bu değişimin ortaya çıkardığı mesleki, teknik, etik ve hukuki sorunları, Türkiye ve Almanya'daki yüksek tirajlı gazetelerin internet pratikleri ışığında, deneyimli editörlerin kaleminden aktarıyor. Kitap ayrıca internetle ilgili Türkiye'deki yasal mevzuatın ve RTÜK Yasası'yla yapılmak istenen düzenlemelerin eleştirel bir analizine yer veriyor.
İnternet çağında gazete ve gazeteciliğin sorunlarını saptamayı, mesleki ve etik sorunlara bir bakış açısı oluşturmayı amaçlayan bu kitap, en başta iletişim öğrencileri ve medya çalışanları için önemli bir başvuru kaynağı.
İÇİNDEKİLER
Önsöz
Dünyada ve Türkiye'de İnternetin Gelişimi
Aaa, Bilgisayarlar Aralarında Konuşuyor, Nevzat Basım
Geleneksel Basından İnternet Gazeteciliğine
Geleneksel Basın ve İnternet Gazeteciliği, Suat Gezgin
İnternet, Gazetecilik ve Yeni Olanaklar, Hakan Kara
Geleceğin Gazetecilerinden Beklentiler, Nail Güreli
Medya ve Siyaset, Umur Talu
Web Ortamına Geçiş Örnekleri
Farklı Dil ve Yaş Gruplarına FAZ Çözümü, Bertram Eisenhauer
112 Yaşındaki Gazete İnternette İddialı, Hans-Dieter Weber
Milliyet Nasıl Hazırlanıyor?, Ercüment İşleyen
Hürriyet Deneyimi, Roşan Karakaş
İnternetteki Cumhuriyet, Hakan Kara
Sadece Web'de Yayımlanan Gazeteler
Almanya'dan Bir Örnek: Netzeitung, Joachim Widmann
Geleceğin Gazeteciliği ve Multimedya
Yeni Trendler, Katja Riefler
Anzeiger Örneğinde Multimedya Çağına Hazırlık, Michael Reinhard
Deutsche Welle ve 31 Dilde İnternet Yayını, Ingo Mannteufel
İnternet ve Etik
Gerçekle Bağ Kurup Korkuyu Yenmeli, Giso Deussen
Medya Etiği, Murat Özgen
Hukuki Sorunlar
İnternette Medya Hukuku, Johannes Weberling
Mahkûmiyetler ve Yasal Çalışmalar Üzerine, Fikret İlkiz
Ek: İnternet Kurulu Üyelerinin Ortak Deklarasyonu
OKUMA PARÇASI
Serhan Yedig, Haşim Akman, “Önsöz”, s. 7-9
Artık herkes biliyor: insanlığın bugüne kadar ürettiği hiçbir şey, internet kadar hızlı yer almadı hayatımızda. Ortaya çıkış gerekçesi ne olursa olsun internet, olağanüstü bir biçimde gündelik hayatımıza nüfuz etti ve gerçekleşmesi zamana dayalı ne kadar ilişkimiz varsa hepsini kendi hızına uyum sağlamaya zorladı. Göründüğü kadarıyla yakın gelecekte de hayatımızın merkezine oturacak. Kimine ürkütücü gelse bile evlerimizdeki buzdolabı, biz yüzlerce kilometre uzaktayken ihtiyaç duyduğumuz herhangi bir yiyeceğin eksikliğini haber verebilecek. Tahminlerimizin sınırlarını zorlayan daha pek çok şey, interneti var eden teknoloji sayesinde gerçeğe dönüşecek.
Söz internetten açılınca, eşyanın tabiatı gereği, hemen herkesin kolayca kehanetlerde bulunması mümkün. İnternet o kadar hızlı, doğurgan ve kuşatıcı bir mecra ki alışkın olduğumuz hızla, ona ayak uydurmakta, farklı ve yeni tutum belirlemekte gecikiyor, bazen de yetersiz kalıyoruz. Ardından da korkularımız baş gösteriyor.... Devamını okumak için bkz.
Umur Talu, "Medya ve Siyaset", s. 53-61
Benden, basındaki işten çıkarmaların arkasındaki nedenler ve bunların ayrıntıları üzerinde durmam istendi. Bir kişisel öykü gibi de anlatabilirdim. Ama öykü kişisel değil. İşten çıkarmalar da birkaç kategori zaten. Bir salt ekonomik gerekçeli olduğu söylenen işten çıkarmalar var, bir de hazır ortalık karışmışken bir taşla birkaç kuş vurmalar var. Bütün bunlara geleceğim. Ama hikâyeye bugünden başlamak istiyorum. Bugünden geriye dönerek... Anlatacağım bugünün manzarası, aslında benim kişisel hikâyemin geri planını da, kökenini de anlatacak.
2001 Mayıs'ında Türkiye'de ani bir gelişme oldu. Uzun süredir elde olduğu halde, hatta komisyona inip geri gittiği halde, Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Yasası'yla ilgili bir değişiklik tasarısı birdenbire Anayasa Komisyonu'na indi. Anayasa Komisyonu'nda kabul edildi, Meclis Genel Kurulu'na gidiyor.
Bunun etrafındaki aktörler, ittifaklara ilişkin çözümlemeler bize Türk medyasının, siyasetinin, ... Devamını okumak için bkz.
Johannes Weberling, "İnternette Medya Hukuku", s. 129-134
1990'ların ortalarında, internetin yeni bir kitle iletişim aracı olarak geniş halk kitlelerinin hizmetine sunulmasıyla birlikte "internet kuralları", "internet özgürlüğü" gibi kavramlar yeni bir hukuksal alanın ortaya çıkmasını sağladı. İki kavram aynı zamanda iletişim ve düşünce özgürlüğüne ilişkin yeni görüşlerin göstergeleri olarak gündeme damgasını vurdu.
Almanya'da internet alanındaki yasal düzenlemelerle ilgili yaygın görüş, mevcut yasaların ortaya çıkabilecek sorunları çözebileceği yolunda. Yeni teknolojilerle ilgili konularda doğabilecek sorunlar içinse iletişim hizmetleriyle ilgili 28 Temmuz 1997 tarihli yasa gibi, ek düzenlemelerin yapılabileceği düşünülüyor.
Almanya'da telebank, veri değiş tokuşu ya da teleoyunlar gibi alanlarda, bireysel kullanımı gerektiren elektronik enformasyon ve iletişim hizmetleri devlet tarafından son derece etkili yönergelerle kararlaştırılıp çerçevelendirilmiştir....
Johannes Weberling, "İnternette Medya Hukuku", s. 129-134
1990'ların ortalarında, internetin yeni bir kitle iletişim aracı olarak geniş halk kitlelerinin hizmetine sunulmasıyla birlikte "internet kuralları", "internet özgürlüğü" gibi kavramlar yeni bir hukuksal alanın ortaya çıkmasını sağladı. İki kavram aynı zamanda iletişim ve düşünce özgürlüğüne ilişkin yeni görüşlerin göstergeleri olarak gündeme damgasını vurdu.
Almanya'da internet alanındaki yasal düzenlemelerle ilgili yaygın görüş, mevcut yasaların ortaya çıkabilecek sorunları çözebileceği yolunda. Yeni teknolojilerle ilgili konularda doğabilecek sorunlar içinse iletişim hizmetleriyle ilgili 28 Temmuz 1997 tarihli yasa gibi, ek düzenlemelerin yapılabileceği düşünülüyor.
16 Eyalet Ortak Sözleşme Hazırladı
Almanya'da telebank, veri değiş tokuşu ya da teleoyunlar gibi alanlarda, bireysel kullanımı gerektiren elektronik enformasyon ve iletişim hizmetleri devlet tarafından son derece etkili yönergelerle kararlaştırılıp çerçevelendirilmiştir. 1 Ağustos 1997'de yürürlüğe giren "Teleservisler Yasası" bu alanı düzenlemektedir. Satın alma sözleşmeleri yerine ürünleri doğrudan dağıtmak suretiyle verilen hizmetler ya da medyaya bağlı teletekst hizmetleri gibi kamuya yönelik hizmetler, anayasanın güvencesi altındaki basın-yayın özgürlüğünün kapsamına girer.
Alman eyaletlerinin radyo-televizyon alanında tek yetkili makam olmalarından dolayı, 1997'de 16 eyaletin katılımıyla gerçekleştirilen medya hizmetlerini içeren resmi sözleşme (MDStV) hem yeni medya araçlarının bu alanına, hem de özellikle internetin önemli bileşenlerine yasal düzenlemeler getirmiştir. Bu sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrası, eyalet basın yasalarında yazılı basın ürünleri için aranan "impressum" yükümlülüğünü, yani yayından sorumlu en azından bir kişinin adının, soyadının ve adresinin açıkça belirtilmesini şart koşar. MDStV'nin 10. maddesi, yazılı basın ve radyo-televizyon yasalarında olduğu gibi, tüzel olan ya da olmayan her kişiye, yayında hedef olduğu iddiaya yönelik cevap ve düzeltme hakkını tanır.
İnternette Gazete Olmanın Koşulu
Yazılı basın ve radyo-televizyonların çalışmasını düzenleyen hukuksal yapıya eşit nitelikteki bu hükümlere son yıllarda yargı kararlarıyla daha da kesinlik kazandırılmaktadır. Örneğin Köln Eyalet Yüksek Mahkemesi, 19 Ocak 2001'de internet yayınının niteliğini tanımlayan bir karar aldı. Karar, internet üzerinden düzenli yayımlanan ürünlerin, içerikleri bu konuda karar yetkisine sahip bir yazıişleri tarafından hazırlanması koşuluyla günlük web gazetesi sayılabileceği hükmünü getiriyor. Buna karşın sürekli güncellenmeyen web sayfalarıyla ilgili düzenleme bulunmamaktadır. İnternet gazetesinin sorumlu yöneticisi, tıpkı basın yasasında basılı gazeteler için öngörülen sorumlu kişi gibi, MDStV'nin 6. maddesinin 2. fıkrasına göre, gazeteciliğe özgü redaksiyon işlemleriyle hazırlanmış, internet üzerinden yayımlanacak bir ürünün içeriğinden bizzat sorumludur. Suç unsuru oluştuğunda, basın yasasına bağlı sorumlu gibi o da internet sayfasını kendisinin hazırlayıp güncelleştirmediği yolunda mazeret beyan edemez.
Gazetecilerin spesifik değişikliklerin anlamı dışında, internet çağında görev yaparken bile basın hukukunun yürürlükteki hükümleriyle yetinmek zorunda kalmaları, internetin sunduğu çok yönlü olanaklardan sanki yararlanamayacakları ve çalışma koşullarında hiçbir değişiklik olmayacağı izlenimi uyandırıyor. Çünkü özellikle dünya ölçeğinde araştırma yapabilme, internetteki verilere dünyanın her yerinden erişebilme olanakları, iletişimde meydana gelen kolaylık, bugüne kadar hiç tanık olmadığımız, yeni fiili ve hukuksal durumlar doğuracak. Bunlar uzun vadede basının çalışmasını olumlu ya da olumsuz etkileyebilecek. Güncel gelişmeler gazetecilikte dikkat edilmesi gereken yeni sorunları gündeme getiriyor. Şimdi bu sorunlara göz atalım.
Gazeteci Takip ve Tehdit Altında
İnternet, gazeteciler açısından global düzeyde iletişim ve araştırma olanaklarını artıran önemli bir araç. Teknoloji bir yandan gazeteciye olanaklar sunarken diğer yandan da onu kötü niyetli kişilerin hedefi haline getiriyor. Bilgisayar korsanları, bilgisayar virüsleri, yanlış ya da çarpıtılmış haberler yayımlayarak yapılan yönlendirmelerle gazeteciler engellenmek istenebiliyor. Redaksiyon işlemlerindeki gizlilik, özellikle de kaynağın korunması, redaksiyon çalışmalarının gerçek anlamda bağımsız sürdürülmesinde önemli koşullardan biri sayıldığından, her yayının yazıişlerine, teknolojinin olası tehlikelerine karşı gecikmeden önlem alması önerilebilir yalnızca. Özellikle yoğun çaba gerektiren araştırmalarda, mevcut iletişim araçlarıyla, teknik konusunda deneyimli kişiler tarafından konuşmaların dinlenmesinin, bilgilerin çıkar amaçlı kullanılmasının artık hiç de zor olmadığı dikkate alınmalı.
İnternet Yayını Yargı Denetimine Tabi
Gazete, dergi ya da herhangi bir medya ürününün internetten tüm dünyaya yayımlanması hukuksal açıdan özel sonuçlar doğurur. Yayındaki ifadeler tüm ülkelerin mahkemelerinde herhangi bir şekilde dava konusu olabilir. Bir medya ürününün bilgisayar korsanları tarafından kural gözetilmeden bir PC'ye yüklenerek PC kullanıcısına iletilmesi gibi özel durumu bir yana bırakırsak şunu söyleyebiliriz: Yayımlanan ürün suç içeren, yanlış, anlaşılmaz, özellikle anlaşılamaz hale getirilmiş ifadeler içeriyorsa, bu veriler herhangi bir bilgisayar kullanıcısının konutunda bulunduğunda dava konusu oluşuyor demektir.
Suç teşkil eden eylemle ilgili dava, PC kullanıcısının ikamet ettiği bölgedeki mahkemeye sunulur. Dolayısıyla medya içeriklerinden sorumlu kişiler için dünyanın her yerinde yargı karşısına çıkma tehlikesi söz konusudur.
Bu konumdaki kişiler yayımladıkları ürünün yasaya uygunluğunun kendi ülkelerindeki hukuk sistemine göre tespit edilmesi gerektiğini ileri sürebilirler. İlk bakışta akılcı gibi görünse de, bu yaklaşım, Amerikalı bir hakimin mahkemeyi Türk ya da Alman basın hukukunun içerdiği hükümlerin anlam ve amacı doğrultusunda yürütmesi demektir. Böyle bir uygulamayı kabul etmek olanaksızdır.
Şu anda, internetten yayımlanan bir ulusal günlük gazeteye, içeriğinden dolayı yabancı bir ülkede dava açılma olasılığı düşük olsa bile, geleceği düşünerek yasal düzenlemelerin bir an önce başlatılmasında yarar var. 1968 tarihli "Sivil Ticaret Davalarındaki Adli Kararların Yürütümü Hakkında Avrupa Ekonomi Birliği Anlaşması" ve buna paralel 1988'de imzalanan Luganer Anlaşması gibi hukuksal sorunlarla ilgili mevcut uluslararası mevzuat, internet konusundaki yargılama yetkisini netleştirecek şekilde gözden geçirilmeli. Yargıya konu olabilecek fikirlerin, ifadelerin dünyanın herhangi bir yerinde mahkemeye yansıdığında çıkış ülkesindeki yasal düzenlemelerin temel alınması gerektiği, internetteki gazete ya da derginin bir başka ülkede teknik olarak yayımlanması değil, aksine bu ürünün içeriğini hangi amaçla hazırlayıp sunduğu konularının mahkeme sürecinde önem kazanması gibi tartışmalı ayrıntılar açığa kavuşturulmalı.
Almanya'da yargılama yetkisiyle ilgili yargı kararları mevcut. Örneğin Bremen Yüksek Mahkemesi, Almanya'daki yüksek mahkemeler arasında ilk kez bağlayıcı bir karar aldı. Mahkeme, suç teşkil eden eylemin failin iradesiyle ve mahkemenin bağlı bulunduğu yerel sınırlar içinde gerçekleşmesi halinde konunun yargıya taşınabileceği kararını verdi.
Telif Haklarına Sahip Çıkılmalı
İnterneti benzersiz kılan, sınırsız bilgi kaynağına erişme olanağı sağlaması. Doğal olarak bu bilgilerin öncelikle belli kişiler tarafından üretilmesi gerekir. Eserleri üzerinde telif haklarına sahip bu kişiler, eserlerinin kullanılması söz konusu olduğunda karar verme yetkisine sahip oldukları gibi telif haklarını devrederken de bir bedel talep edebilir. Eğer eser sahibi önceden açıkça ya da dolaylı belirtmediyse fikir ürününün kullanım hakkını ayrı ayrı devredebilme, karşılığında bir bedel alma hakkına sahip. Bu nedenle telif haklarıyla korunan eserin internette farklı ve özerk bir kullanım alanı yarattığı artık tüm dünyada kabul edilmesi gereken bir gerçek.
Yapısından dolayı "kaotik işlemler sistemi" denebilir bu uygulamaya. İnternette bir kez ağ üzerinden iletilmiş eser için yasal düzenleme getirmek kesinlikle olanaksız. Suç unsuru eylemle ilgili, bu alanda da söz konusu olan "ülkeye göre yargı kararı"na rağmen, bu hakların global düzeyde geçerli sayılabilmesi hem organizasyon, hem de parasal gerekçelerle zaten olanaksız gibi görünüyor.
Eser bir kez web ortamına girdiğinde, kullanımına kural koymak artık mümkün değil. Bu nedenle de özellikle serbest gazetecilerin eserlerinin on-line kullanım haklarını yayımcılarla yapacakları sözleşmelerde kurala bağlamaları giderek önem kazanacak. İnternetteki telif konusu kısa süre önce Berlin Yüksek Mahkemesi'nde gündeme geldi. Mahkeme henüz kesinleşmeyen iki davada verdiği "Bir basın organının internette fotoğraf kullanması ancak fotoğrafçıyla basın organı arasındaki yazılı sözleşme çerçevesinde gerçekleştirilebilir" hükmüyle konuya açıklık getirdi.
Basın AİHS'yi Savunmalı
Fikir ürünlerinin uluslararası kullanıma açılması sonucunda tıpkı temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması gibi iletişim ve basın özgürlüğü ile ilgili devletler arası hukuka dayalı anlaşmalar da önem kazanacaktır. Bu arada bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının otomatik olarak "demokratik bir toplum yaratmak amacıyla" basın özgürlüğünün oluşmasını sağlamaz. Aksine özgür ve demokratik bir toplum ancak bağımsızlığını kazanmış, kamusal görevlerini yerine getiren, yani haber aktaran, özgürlüklere bekçilik yapan, tartışma platformu oluşturan bir basınla mümkündür.
Gelecekte tüm Avrupa için geçerli olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 10. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü garantisi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından bu maddenin yaşama geçirilmesinin teminat altına alınması da giderek önem kazanacaktır. AİHS'nin 10. maddesine göre, herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Sözleşmenin bu maddesi, her bireyin ifade özgürlüğünü, her türlü bilgi, haber ve düşünceden kamu makamlarının müdahalesi olmadan, ulusal sınırlara bakılmaksızın özgürce yararlanması hakkını güvenceye alır. AİHM, gündeme gelen davalarda ifade özgürlüğünün ülkelerde nasıl uygulandığını inceler. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrasında resmi makamlara, gerekli durumlarda, ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak biçimde düzenlemeler yapabilecek takdir yetkisi vermiştir. AİHM devlet müdahalesinin söz konusu olduğu davalarda, demokratik toplum düzeni için gerekli olduğu düşüncesiyle uygulanan yasal düzenlemelerin, sınırlamaların meşru amaçla orantılı olup olmadığını, resmi makamların savunma amacıyla ileri sürdükleri gerekçelerin yeterli olup olmadığını denetler. Bu bağlamda AİHM demokratik bir toplumda basının üstlendiği göreve farklı bir değer biçer.
Dolayısıyla basın, çeşitli gerekçelerle kısıtlandığı koşullarda bile kamu yararını ilgilendiren bilgileri, fikirleri açıklamakla, topluma iletmekle yükümlüdür. Hatta AİHM'ye göre basın, kamu yararı açısından "bekçi köpeği" rolünü üstlenmelidir. Bu nedenle basının çalışmalarına kısıtlama getirilmesi gerektiğinde öncelikle demokratik toplumun yararı göz önüne alınır.
AİHS'nin 25. maddesine göre, her vatandaş sözleşmeyle güvence altına alınmış temel hakların ihlali durumunda bireysel şikâyet yolunu kullanarak AİHM'ye başvurabilir. AİHS'nin 46. maddesindeki bağlayıcı hüküm gereği AİHM, ihlal iddialarını Avrupa Komisyonu üyesi ülkelerin tamamı adına inceler. Sözleşme ve mahkeme kararları, Türkiye gibi üyeliği kısmen onaylanmış ülkeler için de bağlayıcıdır.
Her ne kadar devletler AİHM kararlarının dikkate alınması için zorlanamasa da, AİHS'de yer alan temel hak ve özgürlüklerin mahkeme tarafından liberal biçimde yorumlandığını görüyoruz. Bunun dışında Avrupa Birliği üyesi ülkelerin önemsediği "Basın özgürlüğü özgür ve demokratik toplumun vazgeçilmez parçasıdır" ilkesinin kararlarda ön plana çıkarılması sevindirici bir gelişme. Gerçekler, AİHS'nin gelecekle ilgili iddialı hedeflerinin gerisinde kalsa da, internetin basına sağladığı ve giderek hızlanan uluslararasılaşma sürecine paralel olarak, basın özgürlüğünü uluslararası düzeyde güvence altına alacak düzenlemelerin gündeme geleceğini söyleyebiliriz. Bu nedenle gazeteciler, medya ürünlerinin okuyucuya hızla iletilmesini sağlayan internet teknolojisinin çalışmalarını zorlaştıracağından korkmak yerine, orta vadede işlerini kolaylaştıracağını düşünebilir.
16 Haziran 2009 Salı
Digital Devrim
McLuhan'dan Negroponte'ye
İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişme, 1960’larda dünyanın giderek “küresel bir köye” dönüştüğü söylemini gündeme getirdi. İletişim araçlarının kitleler üzerinde hangi etkiyi yaratıyor, yaşam biçimimizi nasıl değiştiriyor gibi sorular bugün olduğu gibi o döneminde de tartışma konuları arasındaydı. Kimi bilimadamları, kitle iletişim araçlarıyla verilen mesajların etkileri üzerinde dururken, bazıları da, bizzat iletişim aracının kendi etkisinden söz ediyordu.
İletişmi McLuhan, “ileti iletişim aracının kendisidir” diyordu.
Böylece doğrudan iletişim araçların aracılığıyla verilen mesajdan çok aracın kendisinin yaşantımızda yarattığı etkiyi ön plana çıkarıyordu.
Evlerimize televizyon girdi, önce oturma düzenimiz değişti. Televizyon oturma odalarındaki baş köşeyi aldı. Koltuklar, divanlar televizyona yöneldi. Komşu ziyaretleri ve uzun sohbetler azaldı. Akşamlarımızı televizyon başında geçirmeye başladık. Boş zamanları değerlendirmenin en iyi yolu bu büyülü camın karşısına geçmekti. Hele ana haber bültenlerinin yayınlandığı saatlerde...
Kitle iletişim araçlarının etkileri kapsamlı bir konu. 1960'lardan bu yana konuyla ilgili pek çok şey yazıldı.
Bugün bir başka bilim adamı medyanın “bağlayıcı” özelliğini giderek yitirdiğini söylüyor. Amerika’da Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) 1985 yılında kurulan Medya Laboratuvarının yöneticisi Nicholas Negroponte’ye göre, Medya giderek dijital verilerin aktığı bir nehre dönüşecek.
Negroponte'nin "Being Digital" (Digital olmak) adlı kitabı 1995 yılında yayınlandı ve çok satanlar listesine girdi. Almanca çevirisi "total dijital" (tümüyle dijital) başlığıyla yayınlandı.
Negroponte'nin metaforu insanda farklı çağrışımlara yol açıyor. Bir nehir düşünün, kovayı daldırıp, gereksinim duyduğunuz suyu alıyorsunuz. Ya da kanallar açıp, suyu yönlendiriyorsunuz.
Ortaya yeni bir vizyon atıldı. "Dijital çağda" insanlar, diledikleri zaman, diledikleri yerden, gereksinim duydukları haber ve bilgiya ulaşma olanağına kavuşacaklardı.
Nasıl mı? Elbette 20. yüzyılın en önemli buluşu olarak gösterilen Internet sayesinde.
Bunu yaparken de bugün kullandığımız türden bilgisayarların yanısıra çok farklı aygıtlar da kullanacağız.
İnternet konusunda yolun henüz başındayız. Bugün çevremizde gördüklerimiz, yaptıklarımız geleceğe ilişken sadece küçük birer ipucu durumunda.
Henüz yukarıda dile getirilen visyonun çok uzağındayız.
Teknik olarak, eğer o olanaklara sahipseniz (ki dünyanın büyük bir bölümü hala internet kullanamıyor) dilediğiniz zaman, dilediğiniz yerden internete bağlanabilirsiniz. Bağlandıktan sonra haber portallarından, internet gazetelerinden günün haberlerini de okuyabilirsiniz. Ama bu "gereksinim duyduğumuz" tüm bilgilere tek bir tuşla ulaşmak anlamına gelmiyor. Internette pek çok arama motoru olmasına karşın gereksinim duyduğumuz pek çok bilgiye ulaşamıyoruz. Kimi zaman yüzbinlerce sayfalık bir liste çıkıyor karşımıza, kimi zaman da hiçbirşey. Henüz interenetin ancak yüzde 10'u taranmış ve arama motorlarıyla ulaşılabilir durumda. Diğer yandan internetteki web sayalarının sayısı hızla artıyor.
Yine de katedilen mesafeyi küçümseyemeyiz. Kullandığımız araçlar gelişti. Internet yaygınlaştı ve hızlandı. Bir büyülü ekranın (televizyon) yanına bir başka büyülü ekran (bilgisayar monitörü) gelip oturdu. Televizyonu 3-4 metre mesafeden izliyorduk. Şimdi ekrana daha da yaklaştık. Bilgisayar oyunlarına dalmış oğluna seslenen bir annenin sesi geliyor kulağıma:
"Oğlum ekranın içine gireceksin."
Kim bilir belki de öyle olur. :-)
1940'ların ünlü bilgisayarı "Eniac" 27 ton ağırlında. 17 metre uzunluğundaydı. Fiyatı 468.000 dolardı. Bugün pek çoğumuz, birkaç Eniac gücünde cihazlar taşıyoruz cebimizde (cep telefonları).
"Gelecek Peşinizde" kitabının yazarı Juan Eriquez, Ford Taurus marka bir otomobilde 120'den fazla bilgisayar işlemcisi olduğunu söylüyor. Bunlar otomobile Apollo ay modülündekinden daha fazla hesaplama gücü veriyor.
Yaşanan değişim kimilerince "dijital devrim" olarak nitelendiriliyor.
Endüstri devrimi nasıl sanayi toplumunu yarattıysa, dijital devrim de enformasyon toplumunu yaratacak.
Bilgisayar ağları giderek tüm dünyayı sarıyor. Bu hatlardan her gün milyarlarca veri akıyor. Negroponte'nin "Nehir" benzetmesi buraya gayet iyi oturuyor.
Yaşanan bu süreç için "devrim" denebilir mi? Bu tartışılabilir. Ancak köklü bir değişimle karşı karşıya olduğumuz bir gerçek.
Juan Enriquez'in "Gelecek Peşinizde" kitabında şöyle diyor:
"Eğer son birkaç yılda dünyanın altüst olduğunu dünüyorsanız, görün bakın neler olacak."
Kaynaklar
Nikolas Negroponte, "Being Digital", 1995.
Juan Enriquez, "Gelecek Peşinizde", Çeviren Sıla Okur, Eczacıbaşı Yayınları, İstanbul, 2003.
Marshall McLuhan, "Gutenberg Galaksisi", Çeviren: Gül Çağalı Güven, Yapı Kredi Yayınları,2001.
DPT Bilgi Toplumu Dairesi: Türkiye'nin e-dönüşümün neresinde?
http://www.hakankara.net/gazete/tree/index.htm
İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişme, 1960’larda dünyanın giderek “küresel bir köye” dönüştüğü söylemini gündeme getirdi. İletişim araçlarının kitleler üzerinde hangi etkiyi yaratıyor, yaşam biçimimizi nasıl değiştiriyor gibi sorular bugün olduğu gibi o döneminde de tartışma konuları arasındaydı. Kimi bilimadamları, kitle iletişim araçlarıyla verilen mesajların etkileri üzerinde dururken, bazıları da, bizzat iletişim aracının kendi etkisinden söz ediyordu.
İletişmi McLuhan, “ileti iletişim aracının kendisidir” diyordu.
Böylece doğrudan iletişim araçların aracılığıyla verilen mesajdan çok aracın kendisinin yaşantımızda yarattığı etkiyi ön plana çıkarıyordu.
Evlerimize televizyon girdi, önce oturma düzenimiz değişti. Televizyon oturma odalarındaki baş köşeyi aldı. Koltuklar, divanlar televizyona yöneldi. Komşu ziyaretleri ve uzun sohbetler azaldı. Akşamlarımızı televizyon başında geçirmeye başladık. Boş zamanları değerlendirmenin en iyi yolu bu büyülü camın karşısına geçmekti. Hele ana haber bültenlerinin yayınlandığı saatlerde...
Kitle iletişim araçlarının etkileri kapsamlı bir konu. 1960'lardan bu yana konuyla ilgili pek çok şey yazıldı.
Bugün bir başka bilim adamı medyanın “bağlayıcı” özelliğini giderek yitirdiğini söylüyor. Amerika’da Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) 1985 yılında kurulan Medya Laboratuvarının yöneticisi Nicholas Negroponte’ye göre, Medya giderek dijital verilerin aktığı bir nehre dönüşecek.
Negroponte'nin "Being Digital" (Digital olmak) adlı kitabı 1995 yılında yayınlandı ve çok satanlar listesine girdi. Almanca çevirisi "total dijital" (tümüyle dijital) başlığıyla yayınlandı.
Negroponte'nin metaforu insanda farklı çağrışımlara yol açıyor. Bir nehir düşünün, kovayı daldırıp, gereksinim duyduğunuz suyu alıyorsunuz. Ya da kanallar açıp, suyu yönlendiriyorsunuz.
Ortaya yeni bir vizyon atıldı. "Dijital çağda" insanlar, diledikleri zaman, diledikleri yerden, gereksinim duydukları haber ve bilgiya ulaşma olanağına kavuşacaklardı.
Nasıl mı? Elbette 20. yüzyılın en önemli buluşu olarak gösterilen Internet sayesinde.
Bunu yaparken de bugün kullandığımız türden bilgisayarların yanısıra çok farklı aygıtlar da kullanacağız.
İnternet konusunda yolun henüz başındayız. Bugün çevremizde gördüklerimiz, yaptıklarımız geleceğe ilişken sadece küçük birer ipucu durumunda.
Henüz yukarıda dile getirilen visyonun çok uzağındayız.
Teknik olarak, eğer o olanaklara sahipseniz (ki dünyanın büyük bir bölümü hala internet kullanamıyor) dilediğiniz zaman, dilediğiniz yerden internete bağlanabilirsiniz. Bağlandıktan sonra haber portallarından, internet gazetelerinden günün haberlerini de okuyabilirsiniz. Ama bu "gereksinim duyduğumuz" tüm bilgilere tek bir tuşla ulaşmak anlamına gelmiyor. Internette pek çok arama motoru olmasına karşın gereksinim duyduğumuz pek çok bilgiye ulaşamıyoruz. Kimi zaman yüzbinlerce sayfalık bir liste çıkıyor karşımıza, kimi zaman da hiçbirşey. Henüz interenetin ancak yüzde 10'u taranmış ve arama motorlarıyla ulaşılabilir durumda. Diğer yandan internetteki web sayalarının sayısı hızla artıyor.
Yine de katedilen mesafeyi küçümseyemeyiz. Kullandığımız araçlar gelişti. Internet yaygınlaştı ve hızlandı. Bir büyülü ekranın (televizyon) yanına bir başka büyülü ekran (bilgisayar monitörü) gelip oturdu. Televizyonu 3-4 metre mesafeden izliyorduk. Şimdi ekrana daha da yaklaştık. Bilgisayar oyunlarına dalmış oğluna seslenen bir annenin sesi geliyor kulağıma:
"Oğlum ekranın içine gireceksin."
Kim bilir belki de öyle olur. :-)
1940'ların ünlü bilgisayarı "Eniac" 27 ton ağırlında. 17 metre uzunluğundaydı. Fiyatı 468.000 dolardı. Bugün pek çoğumuz, birkaç Eniac gücünde cihazlar taşıyoruz cebimizde (cep telefonları).
"Gelecek Peşinizde" kitabının yazarı Juan Eriquez, Ford Taurus marka bir otomobilde 120'den fazla bilgisayar işlemcisi olduğunu söylüyor. Bunlar otomobile Apollo ay modülündekinden daha fazla hesaplama gücü veriyor.
Yaşanan değişim kimilerince "dijital devrim" olarak nitelendiriliyor.
Endüstri devrimi nasıl sanayi toplumunu yarattıysa, dijital devrim de enformasyon toplumunu yaratacak.
Bilgisayar ağları giderek tüm dünyayı sarıyor. Bu hatlardan her gün milyarlarca veri akıyor. Negroponte'nin "Nehir" benzetmesi buraya gayet iyi oturuyor.
Yaşanan bu süreç için "devrim" denebilir mi? Bu tartışılabilir. Ancak köklü bir değişimle karşı karşıya olduğumuz bir gerçek.
Juan Enriquez'in "Gelecek Peşinizde" kitabında şöyle diyor:
"Eğer son birkaç yılda dünyanın altüst olduğunu dünüyorsanız, görün bakın neler olacak."
Kaynaklar
Nikolas Negroponte, "Being Digital", 1995.
Juan Enriquez, "Gelecek Peşinizde", Çeviren Sıla Okur, Eczacıbaşı Yayınları, İstanbul, 2003.
Marshall McLuhan, "Gutenberg Galaksisi", Çeviren: Gül Çağalı Güven, Yapı Kredi Yayınları,2001.
DPT Bilgi Toplumu Dairesi: Türkiye'nin e-dönüşümün neresinde?
http://www.hakankara.net/gazete/tree/index.htm
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)