1- Savaş ve Barış / Lev Tolstoy
2- 1984 / George Orwell
3- Ulysses / James Joyce
4- Lolita / Vladimir Nabokov
5- Ses ve Öfke / William Faulkner
6- Görünmez Adam / Ralph Ellison
7- Deniz Feneri / Virginia Woolf
8- İlyada ve Odysseia / Homeros
9- Gurur ve Önyargı / Jane Austen
10- İlahi Komedya / Dante Alighieri
11- Canterbury Hikâyeleri / Geoffrey Chaucer
12- Gulliver’in Gezileri / Jonathan Swift
13- Middlemarch / George Eliot
14- Ruhum Yeniden Doğacak / Chinua Achebe
15- Çavdar Tarlasında Çocuklar (Gönülçelen) / J. D. Salinger
16- Rüzgâr Gibi Geçti / Margaret Mitchell
17- Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez
18- Muhteşem Gatsby / F. Scott Fitzgerald
19- Madde 22 / Joseph Heller
20- Sevgili / Toni Morrison
21- Gazap Üzümleri / John Steinbeck
22- Geceyarısı Çocukları / Salman Rüşdi
23- Cesur Yeni Dünya / Aldous Huxley
24- Mrs. Dalloway / Virginia Woolf
25- Native Son / Richard Wright
26- Amerika’da Demokrasi / Alexis de Tocqueville
27- Türlerin Kökeni / Charles Darwin
28- Herodot Tarihi / Heredot
29- Toplum Sözleşmesi / Jean-Jacques Rousseau
30- Kapital / Karl Marx
31- Prens / Niccolo Machiavelli
32- İtiraflar / St. Augustine
33- Leviathan / Thomas Hobbes
34- Pelopponnes Savaşlarının Tarihi / Tukididis
35- Yüzüklerin Efendisi / J. R. R. Tolkien
36- Winnie the Pooh / A.A Milne
37- Aslan, Cadı ve Dolap / C.S Lewis
38- Hindistan’a Bir Geçit / E. M. Forster
39- Yolda / Jack Kerouac
40- Bülbülü Öldürmek / Harper Lee
41- İncil
42- Otomatik Portakal / Anthony Burgess
43- Ağustos Işığı / William Faulkner
44- Siyah İnsanların Ruhları / W. E. B. Du Bois
45- Engin Sargossa Denizi / Jean Rhys
46- Madam Bovary / Gustave Flaubert
47- Kayıp Cennet / John Milton
48- Anna Karennina / Leo Tolstoy
49- Hamlet / William Shakespeare
50- Kral Lear / William Shakespeare
51- Othello/ William Shakespeare
52- Soneler / William Shakespeare
53- Çimen Yaprakları / Walt Whitman
54- Huckleberry Finn’in Maceraları / Mark Twain
55- Kim / Rudyard Kipling
56- Frankenstein / Mary Shelley
57- Süleyman’ın Şarkısı / Toni Morrison
58- Guguk Kuşu / Ken Kesey
59- Çanlar Kimin İçin Çalıyor? / Ernest Hemingway
60- Mezbaha 5 / Kurt Vonnegut
61- Hayvan Çiftliği / George Orwell
62- Sineklerin Tanrısı / William Golding
63- Soğukkanlılıkla / Truman Capote
64- Altın Defter / Doris Lessing
65- Kayıp Zamanın İzinde / Marcel Proust
66- Büyük Uyku / Raymond Chandler
67- Döşeğimde Ölürken / William Faulkner
68- Güneş de Doğar / Ernest Hemingway
69- Ben, Claudius / Robert Graves
70- Yalnız Bir Avcıdır Yürek / Carson McCullers
71- Oğullar ve Sevgililer / D. H. Lawrence
72- Kralın Adamları / Robert Penn Warren
73- Git Onu Dağda Anlat / James Baldwin
74- Charlotte’un Sevgi Ağı / E.B. White
75- Karanlığın Yüreği / Joseph Conrad
76- Gece / Elie Wiesel
77- Tavşan Kaç / John Updike
78- Masumiyet Çağı / Edith Wharton
79- Portnoy’un Feryadı / Philip Roth
80- Bir Amerikan Trajedisi / Theodore Dreiser
81- The Day of the Locust / Nathanael West
82- Yengeç Dönencesi / Henry Miller
83- Malta Şahini / Dashiell Hammett
84- Kuzey Işıkları Üçlemesi / Philip Pullman
85- Death Comes for the Archbishop / Willa Cather
86- Düşlerin Yorumu / Sigmund Freud
87- Henry Adams’ın Eğitimi / Henry Adams
88- Mao’dan Sözler / Mao Zedong
89- Dinsel Deneyim Çeşitleri / William James
90- Brideshead Revisited / Evelyn Waugh
91- Sessiz Bahar / Rachel Carson
92- İstihdam, Kazanç ve Para Genel Teorisi / John Maynard Keynes
93- Lord Jim / Joseph Conrad
94- Goodbye to All That / Robert Graves
95- The Affluent Society / John Kenneth Galbraith
96- Söğüt Ağaçlarındaki Rüzgâr / Kenneth Grahame
97- Malcolm X’in Otobiy. / Alex Haley ve Malcolm X
98- Eminent Victorians / Lytton Strachey
99- Renklerden Mor / Alice Walker
100- İkinci Dünya Savaşı / Winston Churchill
İletişim Fakültesi, Yeni Medya, Gazetecilik, Habercilik, Yakınsak Medya, Görsel İletişim Tasarımı
10 Temmuz 2009 Cuma
2 Temmuz 2009 Perşembe
FAVORİLER
Virgin Radio, U2 Zagrep konserine götürüyor
13-31 Temmuz arası Virgin Radio’yu dikkatle dinleyin, sorulacak 2 sorudan 1’ne ilk doğru cevabı verin, bir arkadaşınızla U2 Zagrep konseri için yola çıkın!
Geçtiğimiz aylarda 3 boyutlu konser deneyimini sinema salonlarına taşıyan U2 aylardır beklenen 360 derece konser turnesini İspanya'nın Barcelona kentinde verdiği muhteşem bir performansla başlattı.
Barcelona'nın ünlü Nou Camp Stadyumu’nda 90 binin üzerinde izleyicinin katılımıyla başlayan konserler serisi Avrupa ve Amerika’da toplam 31 kente yayılacak ve tahminen 3 milyon civarında izleyiciye ulaşacak.
Yıllardır beklendiği halde yolu bir türlü Türkiye'ye düşmeyen grubun hayranlarına bir müjdemiz var.
Türkiye'den tam 60 şanslı Virgin Radio dinleyicisi uçak bileti, konaklama ve konser bileti dahil olmak üzere Flexi Card ve Virgin Radio ortaklığıyla bu tarihi konseri canlı izleyebilecek. U2'nun 10 Ağustos'ta Hırvatistan'ın başkenti Zagrep'te vereceği konseri yerinde izlemek isteyenlerin tek yapması gereken 13-31 Temmuz arası Virgin Radio'yu dikkatle dinlemek ve sorulacak 2 sorudan 1'ne doğru cevabı vermek. Doğru cevabı ilk veren dinleyici bir arkadaşıyla beraber U2'nun Zagrep konseri için yola çıkacak.
Sorulacak sorularla ilgili ipuçlarını 1 gün önce Flexicard.com.tr adresinde bulabilirsiniz. Bu muhteşem konseri kaçırmak istemiyorsanız kulağını Virgin Radio'da olsun...
KURALLAR:
Bu kampanyaya Türkiye dışından katılım yapılamaz.
Bu kampanyadan Doğuş Grubu çalışanları yararlanamazlar.
18 yaşından küçük talihliler, sadece ebeveynleriyle (anne veya baba) beraber bu kampanyadan yararlanabilirler.
Tüm talihlilerin en az 6 ay geçerli pasaportlarının bulunması gereklidir.
İstanbul dışından katılacak talihlilerin İstanbul’a geliş ve gidiş masrafları kendilerine aittir.
Katılımcılar 4 ve 3 yıldızlı otele sıra ile yerleştirilecektir. Yerleşim planı Virgin Radio'ya aittir.
Talihliler ödülü kazanmalarından sonraki 3 gün içinde aşağıdaki telefon numarası ve e-posta adresinden bağlantıya geçmekle yükümlüdürler.
Tel: (212) 284 0 536
Email: u2zagrep@virginradioturkiye.com
**Bu kampanyadan kazanılan haklar devredilemez. Talihlilerin yukarıdaki kurallara uymamaları veya kazandıkları haktan vazgeçmeleri durumunda sadece Virgin Radio yedek talihliye bu hakkı devredebilir.
27 Haziran 2009 Cumartesi
Şükrü Sim’e belgesel ödülü
İstanbul (İÜHA)- İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şükrü Sim, Uluslararası Çevre Kısa Film Festivali’nde belgesel dalında ikincilik ödülü kazandı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ve Bakırköy Belediyesi işbirliği ile gerçekleştirilen Uluslararası Çevre Kısa Film Festivali’nde dereceye girenlere ödülleri törenle verildi.
Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen törende, festivalde 30 film arasından ikinciliği, Yrd. Doç. Dr. Şükrü Sim’in yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptığı “Şiirsel Kent Mardin “ adlı kısa film ikinci oldu.
Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda bir hafta süresince izleyiciyle buluşan festival filmlerinin 46’sıdan 30’u çevre temasını işliyordu. Yarışmaya, çevre temalı filmler kabul edildi.
Türkiye, İspanya, Hollanda, Venezüella ve Hollanda’dan kurmaca, belgesel ve canlandırma türlerinde, “Kurmaca” dalında Erkan Nurhan’ın yönettiği “Z” aldı film birinci seçildi.
Aynı dalda Müjde Arslan’ın yönettiği “Tohum” adlı film ikinci, İkbal Bozkurt’un yönettiği “Teşgeni” adlı film üçüncü oldu.
Belgesel dalında Ahmet Kılınç’ın yönettiği “Derindeki Turuncu Eller” birincilik ödülünü kazanırken, Şükrü Sim’in yönettiği “ Şiirsel Kent Mardin” adlı film ikinci, Mehmet Ali Baran’ın yönettiği “Cemre Düşerken” adlı film ise üçüncü oldu.
Festival kapsamında gerçekleştirilen ve 30 çevre temalı filmin yarışmalı bölüme kabul edildiği Uluslararası Çevre Kısa Film Yarışması’nın seçici kurulu; şu isimlerden oluştu:
Ali Ulvi Uyanık (Sinema Yazarı), Ediz Hun (Oyuncu), Prof. Dr. Oğuz Makal (Beykent Üniversitesi Sinema Bölümü Başkanı), Prof Dr. Orhan Kural (Ýıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi), Yrd. Doç. Dr. Meltem Ünal Erzen (İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi), Özcan Bilir (Bakırköy Belediyesi Kültür Müdürü), Vural Çavuşoğlu (Yapımcı, Yönetmen).
Festivalde Murat Şener Özel Ödülü’nü de “Ağla-Yanım” adlı film ile Bilge Diren Güneş aldı.
Memleketini film yaptı
Mardin’i anlatan bir filmin ödül almasından mutluluk duyduğunu ifade eden, yönetmen-yapımcı Yrd. Doç. Dr. Şükrü Sim, aldığı ödülün ilerleyen zamanlarda yapacağı çalışmalar için sponsor bulmayı kolaylaştıracağını belirtti.
Sim, “Belgesel filmin süresi sponsor bulamamamız yüzünden ancak 7 dakika olabildi. Maddi sorunlar çözülebilirse Mardin’in adını dünyaya duyurabilecek bir uzun metrajlı film çekmeyi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
‘Kültürel mozaik oluşturduk’
Yaptıkları filmin, şehrin tanıtımı için de faydalı olacağını düşünen yönetmen Şükrü Sim, Mardin kültürünü sanatsal kaygılar taşıyarak sinema diliyle anlattıklarını söyledi. Sim, belgeselde farklı etnik kesimlerden insanlarla röportaj yaparak kültürel bir mozaik oluşturduklarını vurguladı.
‘Cami ve kilise bir arada’
Mardin’in tarihi ve kültürel önemine değinen Sim, Türkiye’nin en eski yerlerinden biri olan bölgenin tarihsel dokusunun hala korunduğunun altını çizdi. Sim, “Burası yüzyıllardan beri farklı kültürlerin kardeşçe yaşadığı bir yer olmuştur. Bir fotoğraf karesinde camii ve kiliseyi aynı anda görebilirsiniz. İnsanlar birbirlerinin yaşayışlarına karışmazlar ve diğer doğu illerinin aksine burada hoşgörü hakimdir” dedi.
Kendisinin de Mardin’de doğup büyüdüğünü ifade eden yönetmen, bölgenin insanlarının gelişmiş medeniyetlerin demokrasi anlayışlarını bilmeden, içlerinden gelen bir hoşgörüyle kültürlerini ve barış ortamlarını sürdürdüğünü belirtti.
‘Kalacak yer problem’
Mardin’in önemli bir kültür mirasına sahip olmasına rağmen yetkililer tarafından ilgi gösterilmediğini savunan Şükrü Sim, “Mardin, turist çekmesi beklenen bölgelerden birisi ancak burada kalacak yer problemi var. Bölgeyi ziyaret edenler ancak çevre illerde konaklayabiliyor. Bu da turist sayısını düşürüyor” dedi.
Yönetmen Şükrü Sim, bölgenin tarihi İpek Yolu sınırları içinde olduğunu vurgulayarak, “Turist çekebilmek ve bölgedeki insanları istihdam edebilmek için devlet köklü politikalar üretmeli ve konaklama sıkıntısı çözülmeli. Çünkü Mardin, şu anda potansiyelinin yüzde 10’unu kullanıyor” diye konuştu.
Ayhan Şimşek
Fotograf : Istanbul Üniversitesi Haber Ajansı arşivinden.
Sezen Aksu, Pardon, Levinas ve Haşmet Babaoğlu
Yarın çıkacak Sabah gazetesi önümde Haşmet Babaoğlu'nun yazısını okurken bir haftadır elimde olan Sezen albümündeki Pardon şarkısını neden es geçtim hala anlayamıyorum, Zincirlikuyundan hafif bir haziran rüzgarı esiyor en siyahın beyaza döneceği saatte ve Levinas anektodlu bir yazı okurken Sezen'in pardonunu dinlemek ne kadar hoş..Ellerine emeğine sağlık Babaoğlu...
26 Haziran 2009 Cuma
One day in your life, Wacko Jacko'nun ardından
One day in your life
you'll remember a place
Someone's touching your face
You'll come back and you'll look around you
One day in your life
You'll remember the love you found here
You'll remember me somehow
Though you don't need me now
I will stay in your heart
And when things fall apart
You'll remember one day...
One day in your life
When you find that you're always waiting
For the love we used to share
Just call my name
And I'll be there
(Oh-oh-oh-oh-oh...)
You'll remember me somehow
Though you don't need me now
I will stay in your heart
And when things fall apart
You'll remember one day...
One day in your life
When you find that you're always longing
for the love we used to share
Just call my name
And I'll be there
24 Haziran 2009 Çarşamba
Orwell'in romanı "1984" 60 yaşında
Bu hafta, İngiliz yazar George Orwell'ın dünyaca ünlü "1984" adlı romanının ilk baskısının yayımlanmasının 60. yıldönümü.
Siyasi sanat, sanat dalları arasında başarılı örnekleri nadiren görülen bir tür. Üstelik siyasi sanatın siyaset üzerinde çoğunlukla etkili olamadığı görülür.
Bu yüzden de George Orwell'in İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından ölüm döşeğindeyken, totaliter devlet kontrolünün ne denli tehlikeli olduğunu vurgulamak amacıyla yazdığı "1984" romanının takdir edilmesi gerekiyor.
George Orwell'ın sıradan bir vatandaş olan Winston Smith adlı kahramanının, sansürlenmiş, devlet gözetiminde süregiden, yoksul ve sefil hayatını resmettiği 1984 tüm zamanların en önemli siyasi romanları arasında yer alıyor.
Roman, Orwell'ın Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği'ne dair gözlemlerine dayanıyordu. Ancak romanın etkisi o dönemde kısa süre içinde Orwell'ın kontrolünden çıkmıştı.
George Orwell belli bir siyasi bağlantısı olmayan bir solcuydu. Ancak Orwell'in totaliter rejimlere solun bakış açısıyla saldırıyor olması, belki de Orwell'ın hiç hoşuna gitmeyecek bir şekilde sağ kanattaki Komünizm karşıtlarınca kullanılmıştı.
TAHRİPKAR
Kitabın başarısının kanıtı ise, "1984"ün geleceğe dair ne kadar isabetli bir kehanet olduğunda değil, onun okuyucunun dünyayı nasıl da yeni baştan algılamasını sağlıyor oluşunda ve kendi dünyamızı onun anlatımıyla okuyabiliyor olmamızda yatıyor.
Aslında bu kitabın başarısını, bir dönem "tahripkâr" bulunarak yasaklanmış olmasından da çıkarmak mümkün. Orwell'ın ismi, onun yazdıklarını tarif edecek bir sıfata da dönüşmüştü İngilizce'de: Bu da "Orwellvari" kelimesi.
Bu kitabın etkisi o kadar genişti ki "1984" romanındaki ana karakterlerden Büyük Birader, pek çok ülkede değişik versiyonları yayımlanan bir televizyon programına ismini verebilmişti.
George Orwell bizlere "1984" romanında, iktidarın söylemlerinin gerçeği açıklamaya değil, gizlemeye hizmet ettiğini unutmamamız gerektiğini öğretmişti.
1949'da bizler için yazılan "1984" dersi, 2009'da da geçerli. (BBC)
Siyasi sanat, sanat dalları arasında başarılı örnekleri nadiren görülen bir tür. Üstelik siyasi sanatın siyaset üzerinde çoğunlukla etkili olamadığı görülür.
Bu yüzden de George Orwell'in İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından ölüm döşeğindeyken, totaliter devlet kontrolünün ne denli tehlikeli olduğunu vurgulamak amacıyla yazdığı "1984" romanının takdir edilmesi gerekiyor.
George Orwell'ın sıradan bir vatandaş olan Winston Smith adlı kahramanının, sansürlenmiş, devlet gözetiminde süregiden, yoksul ve sefil hayatını resmettiği 1984 tüm zamanların en önemli siyasi romanları arasında yer alıyor.
Roman, Orwell'ın Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği'ne dair gözlemlerine dayanıyordu. Ancak romanın etkisi o dönemde kısa süre içinde Orwell'ın kontrolünden çıkmıştı.
George Orwell belli bir siyasi bağlantısı olmayan bir solcuydu. Ancak Orwell'in totaliter rejimlere solun bakış açısıyla saldırıyor olması, belki de Orwell'ın hiç hoşuna gitmeyecek bir şekilde sağ kanattaki Komünizm karşıtlarınca kullanılmıştı.
TAHRİPKAR
Kitabın başarısının kanıtı ise, "1984"ün geleceğe dair ne kadar isabetli bir kehanet olduğunda değil, onun okuyucunun dünyayı nasıl da yeni baştan algılamasını sağlıyor oluşunda ve kendi dünyamızı onun anlatımıyla okuyabiliyor olmamızda yatıyor.
Aslında bu kitabın başarısını, bir dönem "tahripkâr" bulunarak yasaklanmış olmasından da çıkarmak mümkün. Orwell'ın ismi, onun yazdıklarını tarif edecek bir sıfata da dönüşmüştü İngilizce'de: Bu da "Orwellvari" kelimesi.
Bu kitabın etkisi o kadar genişti ki "1984" romanındaki ana karakterlerden Büyük Birader, pek çok ülkede değişik versiyonları yayımlanan bir televizyon programına ismini verebilmişti.
George Orwell bizlere "1984" romanında, iktidarın söylemlerinin gerçeği açıklamaya değil, gizlemeye hizmet ettiğini unutmamamız gerektiğini öğretmişti.
1949'da bizler için yazılan "1984" dersi, 2009'da da geçerli. (BBC)
Fikir tartışmasına “EVET”...Sansüre “hayır”!
Fikir tartışmasına “EVET”...Sansüre “hayır”!
Bunu neden yazdım?
Hemen arz edeyim..25 Mayıs tarihinde bu köşede sizlerle bir yazımı paylaştım ve Ertuğrul Özkök’ün “Fethiye’de balina görmesinden” yola çıkarak “medyamızda yanlış gördüğüm” bazı noktaları eleştirdim...
Satırlarımda kurumlardan asla bahsetmedim...Sadece kişiler üzerinden ve “yapılan şahsi hataların” içinde bulunulan medya gurubuna mal edilmesine vurgu yaptım...
Fikirlerin öne çıktığı, içinde “tartışılması gereken” birçok “yeni ana tez” barındıran bir yazıydı...
Karşılığında da “fikir yazısı” bekledim...Gelmedi!
Ne geldi ? Baskı, sansür ! Evet, yanlış okumadınız; baskı, sansür!
Bana “kara gömlekli, kara vicdanlı, faşist” diye köşesinden saldıran ÖZKÖK, Vuslat Doğan Sabancı’ya “ağlayarak”, Eyüp Can kardeşimize de baskı yaparak 27 Mayıs tarihinden itibaren benim Referans gazetesindeki yazılarımı “sansürletmeye” başladı...
Yazılarımı gönderdim, gazete basmadı...Ertesi gün yine gönderdim, gazete basmadı...Yine gönderdim, sonuç değişmedi !!
İşte o an gerçek üstüme çöktü...Başbakan Erdoğan’a, Hükümetlere, TSK’ya saldırmanın “bedava” olduğunu ama Özkök’e dokunulmayacağını, asla eleştirilemeyen bir “tabu” olduğunu işte o zaman öğrendim ! Başbakan’a “vur” hatta “iftira et, çoluk çocuğuna söv” ama Özkök’e asla dokunma ! Nasıl bir medya özgürlüğü içinde, yalanlarla dolu “sanal dünyamızda” nasıl debelendiğimi o gün anladım...
Sevgili dostlar, burada üzüldüğüm bir nokta daha oldu... Bu “sansür”içinde bir “patron adayı”, bir de “yeni gazeteci” eriyip gittiler...
Vuslat Doğan, geçtiğimiz hafta “basın özgürlüğü” ödülü alan Vuslat Doğan Sabancı, sansüre “destek” verdi ! Medyamızda “ileride iyi yerlere” gelebilecek bir kardeşimiz olan Eyüp Can Sağlık ise “varlık bile” gösteremedi! Neden gösteremediğini de bu sabah anladık; “sansüre destek karşılığı” Hürriyet “haber koordinatörü” olmuş !! Sonuçta Türkiye adına, Türk basını adına, iki kişi daha bana göre yok olup gitti ! Kimlerin “sözde demokrat, kimlerin sahte demokrat” olduğu maalesef ortaya çıktı...Başbakanı yerle bir et ama “sahte demokratlara” dokunma !!
Sevgili dostlar, tekrar ediyorum; her türlü fikir tartışmasına sonuna kadar varım ama gerçekten özgür ve herkesin eşit olduğu bir ortamda ! “Erdoğan’a saldır, Ertuğrul’u kutsa” benim ilkelerime, ahlakıma, aile terbiyeme ve en önemlisi vicdanıma uygun bir davranış değil!
Son olarak bana Vatan gazetesindeki yolculuğumda sonsuz destek veren sizlere ve başta Aydın Doğan-Sema Doğan olmak üzere Doğan Gurubu çalışanlarına ve bütün Vatan ailesine sonsuz teşekkür ederim...
Burada bir not daha düşmem gerekli; Habertürk’e “transfer olmadım”! Bu sansür süreci, beni “kendimi ifade edebileceğim” yeni mecralar aramaya itti! Bu zaman zarfında bana kapılarını açan Habertürk oldu! Yeni projeler ile orada çok iyi şeyler yapabileceğimize inancım sonsuz! Sansürlenmem döneminde bana yazılarıyla destek veren diğer köşe yazarlarına da sonsuz teşekkürler...
Bu kubbede hoş bir seda bırakabildiysek, ne mutlu bize... HOŞÇAKALIN...
Son söz : Bu yazının basılıp basılmayacağı, Vatan’ın da “bir gazete mi yoksa basılı kağıt parçası mı” olduğunu bize gösterecek...Basılmazsa nasıl olsa, diğer basın organlarında yayınlanacak...Umarım yıllardır çalıştığım gazetem “bunu basar” ve hayallerim bir daha yıkılmaz... SANSÜRCÜLERE ve SAHTE DEMOKRATLARA selam olsun...Tekrar hoşçakalın...
Yiğit Bulut - Habertürk
Bunu neden yazdım?
Hemen arz edeyim..25 Mayıs tarihinde bu köşede sizlerle bir yazımı paylaştım ve Ertuğrul Özkök’ün “Fethiye’de balina görmesinden” yola çıkarak “medyamızda yanlış gördüğüm” bazı noktaları eleştirdim...
Satırlarımda kurumlardan asla bahsetmedim...Sadece kişiler üzerinden ve “yapılan şahsi hataların” içinde bulunulan medya gurubuna mal edilmesine vurgu yaptım...
Fikirlerin öne çıktığı, içinde “tartışılması gereken” birçok “yeni ana tez” barındıran bir yazıydı...
Karşılığında da “fikir yazısı” bekledim...Gelmedi!
Ne geldi ? Baskı, sansür ! Evet, yanlış okumadınız; baskı, sansür!
Bana “kara gömlekli, kara vicdanlı, faşist” diye köşesinden saldıran ÖZKÖK, Vuslat Doğan Sabancı’ya “ağlayarak”, Eyüp Can kardeşimize de baskı yaparak 27 Mayıs tarihinden itibaren benim Referans gazetesindeki yazılarımı “sansürletmeye” başladı...
Yazılarımı gönderdim, gazete basmadı...Ertesi gün yine gönderdim, gazete basmadı...Yine gönderdim, sonuç değişmedi !!
İşte o an gerçek üstüme çöktü...Başbakan Erdoğan’a, Hükümetlere, TSK’ya saldırmanın “bedava” olduğunu ama Özkök’e dokunulmayacağını, asla eleştirilemeyen bir “tabu” olduğunu işte o zaman öğrendim ! Başbakan’a “vur” hatta “iftira et, çoluk çocuğuna söv” ama Özkök’e asla dokunma ! Nasıl bir medya özgürlüğü içinde, yalanlarla dolu “sanal dünyamızda” nasıl debelendiğimi o gün anladım...
Sevgili dostlar, burada üzüldüğüm bir nokta daha oldu... Bu “sansür”içinde bir “patron adayı”, bir de “yeni gazeteci” eriyip gittiler...
Vuslat Doğan, geçtiğimiz hafta “basın özgürlüğü” ödülü alan Vuslat Doğan Sabancı, sansüre “destek” verdi ! Medyamızda “ileride iyi yerlere” gelebilecek bir kardeşimiz olan Eyüp Can Sağlık ise “varlık bile” gösteremedi! Neden gösteremediğini de bu sabah anladık; “sansüre destek karşılığı” Hürriyet “haber koordinatörü” olmuş !! Sonuçta Türkiye adına, Türk basını adına, iki kişi daha bana göre yok olup gitti ! Kimlerin “sözde demokrat, kimlerin sahte demokrat” olduğu maalesef ortaya çıktı...Başbakanı yerle bir et ama “sahte demokratlara” dokunma !!
Sevgili dostlar, tekrar ediyorum; her türlü fikir tartışmasına sonuna kadar varım ama gerçekten özgür ve herkesin eşit olduğu bir ortamda ! “Erdoğan’a saldır, Ertuğrul’u kutsa” benim ilkelerime, ahlakıma, aile terbiyeme ve en önemlisi vicdanıma uygun bir davranış değil!
Son olarak bana Vatan gazetesindeki yolculuğumda sonsuz destek veren sizlere ve başta Aydın Doğan-Sema Doğan olmak üzere Doğan Gurubu çalışanlarına ve bütün Vatan ailesine sonsuz teşekkür ederim...
Burada bir not daha düşmem gerekli; Habertürk’e “transfer olmadım”! Bu sansür süreci, beni “kendimi ifade edebileceğim” yeni mecralar aramaya itti! Bu zaman zarfında bana kapılarını açan Habertürk oldu! Yeni projeler ile orada çok iyi şeyler yapabileceğimize inancım sonsuz! Sansürlenmem döneminde bana yazılarıyla destek veren diğer köşe yazarlarına da sonsuz teşekkürler...
Bu kubbede hoş bir seda bırakabildiysek, ne mutlu bize... HOŞÇAKALIN...
Son söz : Bu yazının basılıp basılmayacağı, Vatan’ın da “bir gazete mi yoksa basılı kağıt parçası mı” olduğunu bize gösterecek...Basılmazsa nasıl olsa, diğer basın organlarında yayınlanacak...Umarım yıllardır çalıştığım gazetem “bunu basar” ve hayallerim bir daha yıkılmaz... SANSÜRCÜLERE ve SAHTE DEMOKRATLARA selam olsun...Tekrar hoşçakalın...
Yiğit Bulut - Habertürk
Yalnızlıktan Devren Kiralık, Necati Tosuner
"Yalnızlık mı?.. Oysa, ben yalnız olmaya gençlikten alışkınım ya!.. Balkon kapısı açıktı. Tül perde arada bir kıpırdıyor. Gecenin serinliği içeriye doluyordu. Sessizliği de... Sessizliği ürkütmekten titizlikle kaçındım. Öksürmekten bile korkar oldum. Ve.. belirli bir şeyi dert edinmeden, uzun süre öylece durmayı başardım. Gerçekte, bilinçli olarak da yapmadım bunu, kendiliğinden öyle oldu. Sonra sabah oldu. Dışarının ağartısı, "Ben geldiim!.." dedi. İyice serinlik oldu. Perde daha çok kıpırdar oldu. Karga sesleri duyuldu."
Türk hikayeciliğine 50 yıl sonra bakıldığında ismi yaldızlı sayflarda olucak bir isim Necati Tosuner, Sessizliği, yalnızlığı iyi anlatan isimlerin başında..bana bir şey anlat dediğinizde Tosuner kitapları size siyahın farklı bir tonunu anlatır. Okurken hep bir iskoç kentinde yada güney Fransa'da penceresine durmadan sağanak yağmur tanesinin düştüğü yerleri anımsarım, biraz içime döner, kitaplarında kaybolurum 14 yaş korkularımla...
Kenan Evren Duman
Türk hikayeciliğine 50 yıl sonra bakıldığında ismi yaldızlı sayflarda olucak bir isim Necati Tosuner, Sessizliği, yalnızlığı iyi anlatan isimlerin başında..bana bir şey anlat dediğinizde Tosuner kitapları size siyahın farklı bir tonunu anlatır. Okurken hep bir iskoç kentinde yada güney Fransa'da penceresine durmadan sağanak yağmur tanesinin düştüğü yerleri anımsarım, biraz içime döner, kitaplarında kaybolurum 14 yaş korkularımla...
Kenan Evren Duman
22 Haziran 2009 Pazartesi
Twitter demokrasisi ikiyüzlü
İran'da Twitter'a kadar her aracı 'demokrasi için' reformcuların hizmetine sunan Batı, bölgede bazı diktatörleri desteklemese daha inandırıcı olurdu...
Batı İran’da demokrasinin, insan haklarının ve reformun yanında yer aldı. Molla rejimini şiddetle eleştirdi ve dini rehberin konuşmasından duyduğu hayal kırıklığını ifade etti. Tahran’da hayatını kaybeden kurbanlara üzüldü ve neredeyse onları Fransız şehitlerinin listesine katıyordu... Seçimlere hile karıştırılmasını uygun görmedi, rejimin gösteri yapan reformculara yönelik davranışıyla İran’ın Batı’yla ilişkileri arasında bağlantı kurdu. Tahran sokaklarında ayaklananların cesaretini övdü ve gelen haberleri ‘sevindirici’ buldu. Bütün medya araçlarını, sivil toplum örgütlerini ve hukuk kurumlarını İran’ın geçiş süreci için seferber etti. İran haberleri Batı’nın tek konusu oldu.
Avrupa Konseyi’nin zirve düzeyindeki toplantısı ‘vahşi baskılara’ karşı ‘uluslararası mahkeme’ye dönüştü. Protesto etmek, kınamak, açıklama istemek, endişe ifade etmek ve mesajlarının ulaştırmasını istemek için İran elçisini çağırmayan neredeyse tek bir Batılı dışişleri bakanlığı kalmadı. Bu arada İran ve bölge üzerindeki uydular BBC’nin hizmetine verildi ve ‘baskı gruplarının’ kararıyla Twitter’ın sitesinde bakım yapılması engellendi. Site bakımının sırası değildi; değişim araçlarının İran’daki reformcu ve değişim güçlerinin tasarrufuna hazır kalması daha önemliydi.
Batı, reformcuların başarısı için bütün yasal ve yasadışı, açık ve gizli araçları tüketti. Geriye sadece İran kıyılarına Normandiya Çıkartması’na benzer çıkartmalar veya ABD Başkanı Barack Obama’nın Kahire’de itiraf ettiği gibi Musaddık hükümetinin devrilmesine benzeyen komplolar kaldı. Maalesef şu an gizli ve yasadışı araçların kullanılıp kullanıl-madığına dair çok şey bilmiyoruz. Ayrılıkçı grupların özellikle de bölgede emperyalist mirasa sahip ülkelerce desteklen-mesi ve kışkırtılması noktasında istihbarat müdahalesi yapılıp yapılmadığını bilemiyoruz.
Obama AB’den daha dengeli
Eğer Batı özgürlükleri çiğneyenlere muamelede sabit bir yöntem izleseydi, reformculara destek vermek için yaptıkları doğru ve meşru görülebilirdi. Batı’nın dayanışma mekanizması Ortadoğu boyunca var olan entrikacı ve totaliter rejimlere karşı benzer bir etkinlikle hareket etseydi, İranlı reformcularla dayanışmasının gönüllü parçası olurduk. Batı Lübnan seçimine taraflardan birini destekleyerek müdahale etmeseydi, Filistin’de seçim sonucunu yok saymak için seferber olmasaydı, tek bir seçim yapmamış rejimlere arka çıkmasaydı, Molla rejimine karşı cihadında gönüllü olurduk. Batılı elçiler diktatör yöneticilerle ilişkilerinde kendi değerlerini göz ardı edişlerini meşrulaştırmaya çalışmasaydı, ‘kendi değerlerine ve ilkelerine tutunan’ Batı’ya duyduğumuz hayranlığı gösterecektik.
Brüksel’deki zirve, Batı’nın ‘demokrasi ve insan hakları’ masalını ciddiye alan bizleri utandırdı. Bana toplantı salonunda gösteri izni verilseydi ekranda salondakilerin Ortadoğu’ya yayılmış demokrasi, özgürlük ve insan hakları düşmanlarına yönelik övgü dolu sözlerinden kesitler sunardım... ‘Yeşil kadife devrimi’nin başarısı için birçok Batılı karar alma organını saran ajitasyon bataklığı içinde, sadece ABD başkanı daha dengeli bir tepki verdi. Büyük Avrupa başkentleriyse sınavı kaybetti.
(Ürdün gazetesi Düstur, 21 Haziran 2009)
UREYB EL RENTAVI
radikal
Batı İran’da demokrasinin, insan haklarının ve reformun yanında yer aldı. Molla rejimini şiddetle eleştirdi ve dini rehberin konuşmasından duyduğu hayal kırıklığını ifade etti. Tahran’da hayatını kaybeden kurbanlara üzüldü ve neredeyse onları Fransız şehitlerinin listesine katıyordu... Seçimlere hile karıştırılmasını uygun görmedi, rejimin gösteri yapan reformculara yönelik davranışıyla İran’ın Batı’yla ilişkileri arasında bağlantı kurdu. Tahran sokaklarında ayaklananların cesaretini övdü ve gelen haberleri ‘sevindirici’ buldu. Bütün medya araçlarını, sivil toplum örgütlerini ve hukuk kurumlarını İran’ın geçiş süreci için seferber etti. İran haberleri Batı’nın tek konusu oldu.
Avrupa Konseyi’nin zirve düzeyindeki toplantısı ‘vahşi baskılara’ karşı ‘uluslararası mahkeme’ye dönüştü. Protesto etmek, kınamak, açıklama istemek, endişe ifade etmek ve mesajlarının ulaştırmasını istemek için İran elçisini çağırmayan neredeyse tek bir Batılı dışişleri bakanlığı kalmadı. Bu arada İran ve bölge üzerindeki uydular BBC’nin hizmetine verildi ve ‘baskı gruplarının’ kararıyla Twitter’ın sitesinde bakım yapılması engellendi. Site bakımının sırası değildi; değişim araçlarının İran’daki reformcu ve değişim güçlerinin tasarrufuna hazır kalması daha önemliydi.
Batı, reformcuların başarısı için bütün yasal ve yasadışı, açık ve gizli araçları tüketti. Geriye sadece İran kıyılarına Normandiya Çıkartması’na benzer çıkartmalar veya ABD Başkanı Barack Obama’nın Kahire’de itiraf ettiği gibi Musaddık hükümetinin devrilmesine benzeyen komplolar kaldı. Maalesef şu an gizli ve yasadışı araçların kullanılıp kullanıl-madığına dair çok şey bilmiyoruz. Ayrılıkçı grupların özellikle de bölgede emperyalist mirasa sahip ülkelerce desteklen-mesi ve kışkırtılması noktasında istihbarat müdahalesi yapılıp yapılmadığını bilemiyoruz.
Obama AB’den daha dengeli
Eğer Batı özgürlükleri çiğneyenlere muamelede sabit bir yöntem izleseydi, reformculara destek vermek için yaptıkları doğru ve meşru görülebilirdi. Batı’nın dayanışma mekanizması Ortadoğu boyunca var olan entrikacı ve totaliter rejimlere karşı benzer bir etkinlikle hareket etseydi, İranlı reformcularla dayanışmasının gönüllü parçası olurduk. Batı Lübnan seçimine taraflardan birini destekleyerek müdahale etmeseydi, Filistin’de seçim sonucunu yok saymak için seferber olmasaydı, tek bir seçim yapmamış rejimlere arka çıkmasaydı, Molla rejimine karşı cihadında gönüllü olurduk. Batılı elçiler diktatör yöneticilerle ilişkilerinde kendi değerlerini göz ardı edişlerini meşrulaştırmaya çalışmasaydı, ‘kendi değerlerine ve ilkelerine tutunan’ Batı’ya duyduğumuz hayranlığı gösterecektik.
Brüksel’deki zirve, Batı’nın ‘demokrasi ve insan hakları’ masalını ciddiye alan bizleri utandırdı. Bana toplantı salonunda gösteri izni verilseydi ekranda salondakilerin Ortadoğu’ya yayılmış demokrasi, özgürlük ve insan hakları düşmanlarına yönelik övgü dolu sözlerinden kesitler sunardım... ‘Yeşil kadife devrimi’nin başarısı için birçok Batılı karar alma organını saran ajitasyon bataklığı içinde, sadece ABD başkanı daha dengeli bir tepki verdi. Büyük Avrupa başkentleriyse sınavı kaybetti.
(Ürdün gazetesi Düstur, 21 Haziran 2009)
UREYB EL RENTAVI
radikal
George Orwell
George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair (25 Haziran 1903 – 21 Ocak 1950), 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır.
Orwell'ın hayatı, sonradan yazılarını etkileyecek olan deneyimlerle doludur. Eton Koleji'nden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma'da bulunmuş; kısa süreliğine adanın polis teşkilatında görev yapmıştır. Bu memuriyet döneminde şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur.
Gençlik döneminde Fransa'da bulunmuş, türlü mesleklerde çalışmış, para sıkıntısı gerek yazarlığa başlamadan önce, gerekse ilk yapıtlarını kaleme aldığı yıllarda yakasını bırakmamıştır.
İlk yapıtları
Orwell'ın ilk romanı, otobiyografik olup olmadığı halen tartışma konusu olan Paris ve Londra'da Beş Parasız dır. 1933 yılında yayınlanmış olan bu eserde olaylar, ismi asla zikredilmeyen bir karakterin ağzından aktarılmaktadır. Eserin kahramanı Paris'te İngilizce kursu vermek üzere bulunan, öğrencilerinin dersleri türlü bahanelerle bırakmasından sonra ise işsiz ve meteliksiz kalan genç bir adamdır. Günler boyunca açlık çeken, sokakta sabahlayan, sonunda önce otel mutfağında, ardından da bir restoranın bulaşıkhanesinde iş bulan baş karakter, sonunda zihinsel engelli bir çocuğun eğitmenliğini üstlenerek Londra'ya gider.
Ne var ki talihsizlik ve yokluk, burada da peşini bırakmaz. İşvereni olan ailenin tatile çıktığını öğrenir, onların dönüşünü yersiz yurtsuz bir serseri olarak, yollarda aç bilaç taban teperek, güçsüzlere ayrılmış yatakhanelerde sabahlayarak geçirmeye zorlanır.
Avrupa'nın iki büyük başkentini toplumun en alt basamağındaki bir kişinin gözünden betimleyen eserden sonra Burma Günleri (1934) ve pek fazla beğenilmeyen Papazın Kızı (1935) gelir.
Orwell'ın edebi hayatındaki ikinci kilometre taşı, daha sonra kaleme alacağı Daralma ile pek çok ortak noktası bulunan Keep the Aspidistra Flying (Zambak Solmasın) adlı romandır. Orwell bu eserde kendisinin de bir parçası olduğu, dar gelirli ortadireğin yaşantısına ayna tutar; bu sınıfa mensup olanların hayatını adım adım kurutup manasızlaştıran, umutlarını ve hayallerini teker teker öldüren geçim derdine ve tekdüzeliğe isyan eder.
1937 yılında Orwell maden işçilerinin hayatına dair bir araştırma olan Wigan Pier Yolu nu kaleme alır. Ne var ki yazıları, bu tarihten sonra bir süreliğine kesintiye uğrayacaktır; çünkü güneyde, İspanya'da savaş davulları çalınmaya başlanmıştır.
İspanya İç Savaşı ve Orwell
Orwell, İspanya'da darbe girişiminde bulunan, Hitler ile Mussolini'nin de desteğini alan Franco'ya karşı çarpışacak gönüllülere katılarak İspanya'ya gider. Savaşa dair anılarını daha sonra Katalonya'ya Selam adlı eserinde aktaracaktır.
Orwell gördükleri karşısında çok etkilenir: Darbecilerle çatışan devrimci organizasyonlar, özellikle de sosyalistler ve anarko-sosyalistler İspanya'da yepyeni bir düzen kurmuş gibidir. Fuhuş ortadan kaldırılmış, dilenciler sokaklardan çekilmiştir. Piyasadaki pek çok mal ihtiyaç sahiplerine parasız dağıtılmaktadır. Yeni sistem sosyal hayatın her detayını etkilemektedir: Artık hiç kimse senyör gibi, karşıdaki kişinin üstün olduğunu ima eden sözcükleri telaffuz etmemektedir ve bahşiş bırakmak yasaktır.
Orwell cepheye gider, bir keskin nişancının attığı mermiyle gırtlağından vurulur. Ölümden kılpayı kurtularak cephe gerisine gönderilir ve İspanya'ya ilk geldiğinde gördüğü düzenin tamamen ortadan kaldırılmış olduğuna tanık olur. Kanaatine göre bu durum sadece İspanyol burjuvazisinin değil, Avrupa'da zamansız bir devrim hareketinin başlamasını tehlikeli bulan Stalin'in de eseridir.
Kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği ile yakın bağları bulunan İspanyol Komünist Partisi bir siyasi temizlik hareketine girişir. P.O.U.M (Marxist Birlik Partisi) yasadışı ilan edilir, yabancı uyruklu çoğu asker silah arkadaşlarınca tutuklanır veya -Orwell gibi-ülkeyi terketmek zorunda kalır.
Aspidistra
1930'lar İngilteresinde 'sınıf atlama özlemini'ni bir kara mizah ile eleştirmektedir. Aspidistra, sınıf atlama özentisi içindeki dar gelirlilerin bir statü simgesi olarak gördükleri, evlerinden eksik etmedikleri çiçeksiz bir zambak türüdür. Bir reklam ajansında metin yazarlığı yapan Gordon Comstock, kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü reklamcılıktan nefret eder, orta sınıfın boğucu yaşamından kaçarak şairliğe soyunur. Bu uğurda sevgilisinden ayrılmayı bile göze alır; ama romanın beklenmedik sonunu yine sevgilisi yaratmaktadır.
Hayvan Çiftliği
İspanya'daki "ihanete uğramış devrim" tablosu Orwell'ı derinden sarmıştır. Ancak en meşhur yapıtları olan Hayvanlar Çiftliği'nin ve 1984'ün sırf Stalin'i yermek için kaleme alındığını iddia etmek mevzuyu haddinden fazla basitleştirmek olacaktır. Orwell yazarlığa başladığı günlerdeki çizgisinden sapmış değildir: Nasıl ki ilk eserleri kendi tecrübelerinden izler taşıyor, ancak her toplumu ve çağı ilgilendiren meseleleri de işliyorsa savaş sonrası yapıtları da yalnızca Franco'nun, Hitler'in, Stalin'in dünyasını değil, bu 'despot'ları yaratan hırsları ve budalalığı da taşlamaktadır.
Hayvanlar Çiftliği bir devrimin trajedisidir. Bu modern fabl, kesilmekten, kırkılmaktan, sağılmaktan, dövülmekten gına getirerek zalim sahiplerine karşı ayaklanan Manor Çiftliği hayvanlarının hikâyesidir. Karakterler son derece sade ve güçlüdür: Kinik eşek Benjamin, fedakar at Boxer, akılsız kısrak Mollie, hatta serçeleri tüm hayvanların kardeş olduğunu söyleyerek pençeleri arasına çekmeyi deneyen kedi bile akıllarda kolayca yer edinen, çok canlı kişiliklerdir.
Hayvan, çiftliği geri almayı deneyen insanlara karşı yiğitçe çarpışır, gövdelerini mermilere siper eder; el sahibi olmadıkları halde çiftliğin zor işlerinin üstesinden gelmeyi, hatta bir değirmen inşa etmeyi bile başarırlar. Ne yazık ki zaferleri, yöneticiliğe soyunup gitgide 'insanlaşan' domuzların hırsları ve entrikaları tarafından gölgelenmeye mahkumdur.
Son yılları [değiştir]Orwell'ın ömrü, henüz kırk altı yaşındayken noktalanmıştır. Hayvan Çiftliğinden sonra geniş çaplı bir üne kavuşsa ve maddi sıkıntıları sona erse de yoksulluk günlerinde tutulduğu tüberküloz hastalığı, hayatının son döneminin büyük bölümünü hastanelerde geçirmesine yol açmıştır.
II. Dünya Savaşı boyunca Observer gazetesinde çalışmıştır. 1945 yılında eşini başarısız bir ameliyat sonrasında kaybetmiş, ölümünden kısa bir süre önce yeniden evlenmiştir.
21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş, ardında on adet kitap ve sayısız makale bırakmıştır.
Kitapları
Paris ve Londra'da Beş Parasız
Burma Günleri
Papazın Kızı
Zambak Solmasın
Wigan İskelesi Yolu
Katalonya'ya Selam
Aspidistra
Daralma
Hayvan Çiftliği
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
Orwell'ın hayatı, sonradan yazılarını etkileyecek olan deneyimlerle doludur. Eton Koleji'nden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma'da bulunmuş; kısa süreliğine adanın polis teşkilatında görev yapmıştır. Bu memuriyet döneminde şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur.
Gençlik döneminde Fransa'da bulunmuş, türlü mesleklerde çalışmış, para sıkıntısı gerek yazarlığa başlamadan önce, gerekse ilk yapıtlarını kaleme aldığı yıllarda yakasını bırakmamıştır.
İlk yapıtları
Orwell'ın ilk romanı, otobiyografik olup olmadığı halen tartışma konusu olan Paris ve Londra'da Beş Parasız dır. 1933 yılında yayınlanmış olan bu eserde olaylar, ismi asla zikredilmeyen bir karakterin ağzından aktarılmaktadır. Eserin kahramanı Paris'te İngilizce kursu vermek üzere bulunan, öğrencilerinin dersleri türlü bahanelerle bırakmasından sonra ise işsiz ve meteliksiz kalan genç bir adamdır. Günler boyunca açlık çeken, sokakta sabahlayan, sonunda önce otel mutfağında, ardından da bir restoranın bulaşıkhanesinde iş bulan baş karakter, sonunda zihinsel engelli bir çocuğun eğitmenliğini üstlenerek Londra'ya gider.
Ne var ki talihsizlik ve yokluk, burada da peşini bırakmaz. İşvereni olan ailenin tatile çıktığını öğrenir, onların dönüşünü yersiz yurtsuz bir serseri olarak, yollarda aç bilaç taban teperek, güçsüzlere ayrılmış yatakhanelerde sabahlayarak geçirmeye zorlanır.
Avrupa'nın iki büyük başkentini toplumun en alt basamağındaki bir kişinin gözünden betimleyen eserden sonra Burma Günleri (1934) ve pek fazla beğenilmeyen Papazın Kızı (1935) gelir.
Orwell'ın edebi hayatındaki ikinci kilometre taşı, daha sonra kaleme alacağı Daralma ile pek çok ortak noktası bulunan Keep the Aspidistra Flying (Zambak Solmasın) adlı romandır. Orwell bu eserde kendisinin de bir parçası olduğu, dar gelirli ortadireğin yaşantısına ayna tutar; bu sınıfa mensup olanların hayatını adım adım kurutup manasızlaştıran, umutlarını ve hayallerini teker teker öldüren geçim derdine ve tekdüzeliğe isyan eder.
1937 yılında Orwell maden işçilerinin hayatına dair bir araştırma olan Wigan Pier Yolu nu kaleme alır. Ne var ki yazıları, bu tarihten sonra bir süreliğine kesintiye uğrayacaktır; çünkü güneyde, İspanya'da savaş davulları çalınmaya başlanmıştır.
İspanya İç Savaşı ve Orwell
Orwell, İspanya'da darbe girişiminde bulunan, Hitler ile Mussolini'nin de desteğini alan Franco'ya karşı çarpışacak gönüllülere katılarak İspanya'ya gider. Savaşa dair anılarını daha sonra Katalonya'ya Selam adlı eserinde aktaracaktır.
Orwell gördükleri karşısında çok etkilenir: Darbecilerle çatışan devrimci organizasyonlar, özellikle de sosyalistler ve anarko-sosyalistler İspanya'da yepyeni bir düzen kurmuş gibidir. Fuhuş ortadan kaldırılmış, dilenciler sokaklardan çekilmiştir. Piyasadaki pek çok mal ihtiyaç sahiplerine parasız dağıtılmaktadır. Yeni sistem sosyal hayatın her detayını etkilemektedir: Artık hiç kimse senyör gibi, karşıdaki kişinin üstün olduğunu ima eden sözcükleri telaffuz etmemektedir ve bahşiş bırakmak yasaktır.
Orwell cepheye gider, bir keskin nişancının attığı mermiyle gırtlağından vurulur. Ölümden kılpayı kurtularak cephe gerisine gönderilir ve İspanya'ya ilk geldiğinde gördüğü düzenin tamamen ortadan kaldırılmış olduğuna tanık olur. Kanaatine göre bu durum sadece İspanyol burjuvazisinin değil, Avrupa'da zamansız bir devrim hareketinin başlamasını tehlikeli bulan Stalin'in de eseridir.
Kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği ile yakın bağları bulunan İspanyol Komünist Partisi bir siyasi temizlik hareketine girişir. P.O.U.M (Marxist Birlik Partisi) yasadışı ilan edilir, yabancı uyruklu çoğu asker silah arkadaşlarınca tutuklanır veya -Orwell gibi-ülkeyi terketmek zorunda kalır.
Aspidistra
1930'lar İngilteresinde 'sınıf atlama özlemini'ni bir kara mizah ile eleştirmektedir. Aspidistra, sınıf atlama özentisi içindeki dar gelirlilerin bir statü simgesi olarak gördükleri, evlerinden eksik etmedikleri çiçeksiz bir zambak türüdür. Bir reklam ajansında metin yazarlığı yapan Gordon Comstock, kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü reklamcılıktan nefret eder, orta sınıfın boğucu yaşamından kaçarak şairliğe soyunur. Bu uğurda sevgilisinden ayrılmayı bile göze alır; ama romanın beklenmedik sonunu yine sevgilisi yaratmaktadır.
Hayvan Çiftliği
İspanya'daki "ihanete uğramış devrim" tablosu Orwell'ı derinden sarmıştır. Ancak en meşhur yapıtları olan Hayvanlar Çiftliği'nin ve 1984'ün sırf Stalin'i yermek için kaleme alındığını iddia etmek mevzuyu haddinden fazla basitleştirmek olacaktır. Orwell yazarlığa başladığı günlerdeki çizgisinden sapmış değildir: Nasıl ki ilk eserleri kendi tecrübelerinden izler taşıyor, ancak her toplumu ve çağı ilgilendiren meseleleri de işliyorsa savaş sonrası yapıtları da yalnızca Franco'nun, Hitler'in, Stalin'in dünyasını değil, bu 'despot'ları yaratan hırsları ve budalalığı da taşlamaktadır.
Hayvanlar Çiftliği bir devrimin trajedisidir. Bu modern fabl, kesilmekten, kırkılmaktan, sağılmaktan, dövülmekten gına getirerek zalim sahiplerine karşı ayaklanan Manor Çiftliği hayvanlarının hikâyesidir. Karakterler son derece sade ve güçlüdür: Kinik eşek Benjamin, fedakar at Boxer, akılsız kısrak Mollie, hatta serçeleri tüm hayvanların kardeş olduğunu söyleyerek pençeleri arasına çekmeyi deneyen kedi bile akıllarda kolayca yer edinen, çok canlı kişiliklerdir.
Hayvan, çiftliği geri almayı deneyen insanlara karşı yiğitçe çarpışır, gövdelerini mermilere siper eder; el sahibi olmadıkları halde çiftliğin zor işlerinin üstesinden gelmeyi, hatta bir değirmen inşa etmeyi bile başarırlar. Ne yazık ki zaferleri, yöneticiliğe soyunup gitgide 'insanlaşan' domuzların hırsları ve entrikaları tarafından gölgelenmeye mahkumdur.
Son yılları [değiştir]Orwell'ın ömrü, henüz kırk altı yaşındayken noktalanmıştır. Hayvan Çiftliğinden sonra geniş çaplı bir üne kavuşsa ve maddi sıkıntıları sona erse de yoksulluk günlerinde tutulduğu tüberküloz hastalığı, hayatının son döneminin büyük bölümünü hastanelerde geçirmesine yol açmıştır.
II. Dünya Savaşı boyunca Observer gazetesinde çalışmıştır. 1945 yılında eşini başarısız bir ameliyat sonrasında kaybetmiş, ölümünden kısa bir süre önce yeniden evlenmiştir.
21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş, ardında on adet kitap ve sayısız makale bırakmıştır.
Kitapları
Paris ve Londra'da Beş Parasız
Burma Günleri
Papazın Kızı
Zambak Solmasın
Wigan İskelesi Yolu
Katalonya'ya Selam
Aspidistra
Daralma
Hayvan Çiftliği
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
George Orwell
Can Yayınları /
"Çok genç yaşta bile gözüpek ve yürekli biri olan George Orwell (1903-1950) önce döneminin ve ülkesinin toplumsal düzenine karşı çıktı. Büyük Rus devrimine inandı. Troçki'ye hayrandı. Ancak, İspanya içsavaşı sırasında Stalinistlerin Troçkistlere karşı tutumu, umutlarını yıktı. Bu durum ve yakalandığı hastalık, George Orwell'i Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ün mutlak umutsuzluğuna sürükledi. Orwell, yapısal olarak karamsar, ya da siyaset tutkunu biri değildi. İlgi alanları çok genişti. Daha az acılı bir dönemde yaşasaydı, yaşamaktan mutluluk duyardı. Ama çağımıza siyaset egemendir. Orwell, yaşadığı sürece gerçeklere bağlı kalmış ve öğrenmekten, en acı dersleri bile öğrenmekten vazgeçmemiştir. Ama umudunu yitirmiştir. "Orwell"in çağımızın peygamberi olmasını engelleyen de bu olmuştur. Dünyanın bugünkü durumunda umutla gerçeği birleştirmek olanaksızdır. Durum buysa, tüm peygamberler yalancı peygamberlerdir. Orwell gibi kişiler, bence günümüz dünyasında gerekli olanın yarısını, ama ancak yarısını ortaya koymuşlardır. Öteki yarıyı hala aramaktayız".
Bertrand Russel
George Orwell
Can Yayınları /
"Çok genç yaşta bile gözüpek ve yürekli biri olan George Orwell (1903-1950) önce döneminin ve ülkesinin toplumsal düzenine karşı çıktı. Büyük Rus devrimine inandı. Troçki'ye hayrandı. Ancak, İspanya içsavaşı sırasında Stalinistlerin Troçkistlere karşı tutumu, umutlarını yıktı. Bu durum ve yakalandığı hastalık, George Orwell'i Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ün mutlak umutsuzluğuna sürükledi. Orwell, yapısal olarak karamsar, ya da siyaset tutkunu biri değildi. İlgi alanları çok genişti. Daha az acılı bir dönemde yaşasaydı, yaşamaktan mutluluk duyardı. Ama çağımıza siyaset egemendir. Orwell, yaşadığı sürece gerçeklere bağlı kalmış ve öğrenmekten, en acı dersleri bile öğrenmekten vazgeçmemiştir. Ama umudunu yitirmiştir. "Orwell"in çağımızın peygamberi olmasını engelleyen de bu olmuştur. Dünyanın bugünkü durumunda umutla gerçeği birleştirmek olanaksızdır. Durum buysa, tüm peygamberler yalancı peygamberlerdir. Orwell gibi kişiler, bence günümüz dünyasında gerekli olanın yarısını, ama ancak yarısını ortaya koymuşlardır. Öteki yarıyı hala aramaktayız".
Bertrand Russel
Türkiye’de Basının Gelişimi ve Sorunları
Türkiye’de Basının Gelişimi ve Sorunları
Türkiye’de Basının Gelişimi ve Sorunları adlı yapıt, İÜ İletişim Fakültesi yayınlarından çıkmış bir çalışma. Kitapta, Türkiye’de yazılı basının gelişiminde kat edilen mesafede geçilen önemli kilometre taşları sahne arkası olaylarıyla verilirken, diğer yandan da o döneme ait siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel olaylara da eleştirel bazı yaklaşımlar getiriliyor. Genel akış sıralaması açısından ele alındığında kitabın kronolojik bir düzen içinde tarihsel gelişme ve olayları ele aldığı görülmekte. Yapıtın birinci bölümünde, gazetenin tarihçesi kısaca ele alınırken, Osmanlı İmparatorluğu ile Batı’daki gazetecilik faaliyetleri nitelik ve nicelik açısından karşılaştırılarak saptamalar yapılmış. İkinci bölümde ele alınan konular, Cumhuriyet dönemindeki olayları kapsıyor ve bu dönemde toplumsal olaylar üzerinde etkin olmuş önemli gelişmeler burada irdeleniyor. Ayrıca bu bölümde, söz konusu gelişmelerin basın ve gazeteciler üzerindeki etkileri de önemli ve ilginç yönleriyle değerlendiriliyor. Üçüncü bölümde, günümüz Türkiye’sinde gazetecilerin yaşamış oldukları mesleki sorunların yanı sıra, ülkemizde gazeteci kimliğinin tanımlanmasında yaşanan bazı yasal zorluklar ve bunun yansımaları ele alınıyor. Yapıtın diğer bir özelliği ise, Türk basın tarihi konusunda araştırma yapacak olanlara, bu konuda yazılmış önemli eserleri içeren bir kaynakça sunması. Son olarak belirtmek gerekirse, akıcı bir anlatım dili ile açık ifadelerin kullanıldığı bu yapıt okuyucuya ülkemizde tarihsel süreçte gelişen bazı olayları farklı açılardan değerlendirme fırsatı ve perspektifini de veren yararlı bir kaynak.
• Murat Özgen, Türkiye’de Basının Gelişimi ve Sorunları, İÜ İletişim Fakültesi Yayınları, İstanbul, 2000,
Türkiye’de Basının Gelişimi ve Sorunları adlı yapıt, İÜ İletişim Fakültesi yayınlarından çıkmış bir çalışma. Kitapta, Türkiye’de yazılı basının gelişiminde kat edilen mesafede geçilen önemli kilometre taşları sahne arkası olaylarıyla verilirken, diğer yandan da o döneme ait siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel olaylara da eleştirel bazı yaklaşımlar getiriliyor. Genel akış sıralaması açısından ele alındığında kitabın kronolojik bir düzen içinde tarihsel gelişme ve olayları ele aldığı görülmekte. Yapıtın birinci bölümünde, gazetenin tarihçesi kısaca ele alınırken, Osmanlı İmparatorluğu ile Batı’daki gazetecilik faaliyetleri nitelik ve nicelik açısından karşılaştırılarak saptamalar yapılmış. İkinci bölümde ele alınan konular, Cumhuriyet dönemindeki olayları kapsıyor ve bu dönemde toplumsal olaylar üzerinde etkin olmuş önemli gelişmeler burada irdeleniyor. Ayrıca bu bölümde, söz konusu gelişmelerin basın ve gazeteciler üzerindeki etkileri de önemli ve ilginç yönleriyle değerlendiriliyor. Üçüncü bölümde, günümüz Türkiye’sinde gazetecilerin yaşamış oldukları mesleki sorunların yanı sıra, ülkemizde gazeteci kimliğinin tanımlanmasında yaşanan bazı yasal zorluklar ve bunun yansımaları ele alınıyor. Yapıtın diğer bir özelliği ise, Türk basın tarihi konusunda araştırma yapacak olanlara, bu konuda yazılmış önemli eserleri içeren bir kaynakça sunması. Son olarak belirtmek gerekirse, akıcı bir anlatım dili ile açık ifadelerin kullanıldığı bu yapıt okuyucuya ülkemizde tarihsel süreçte gelişen bazı olayları farklı açılardan değerlendirme fırsatı ve perspektifini de veren yararlı bir kaynak.
• Murat Özgen, Türkiye’de Basının Gelişimi ve Sorunları, İÜ İletişim Fakültesi Yayınları, İstanbul, 2000,
Türkiye'de Medya Siyaset İlişkisi
Türkiye'de Medya Siyaset İlişkisi
Yazar : Vedat Demir
Yayınevi : Beta Basım Yayın
Türkiye'de Medya Siyaset İlişkisi Kitabı Hakkında
Siyasetin kamuoyu desteğine olan ihtiyacı, medyanın ise sahip olduğu toplumu etkileme gücü, yönetenler nazarında medyayı önemli ve vazgeçilmez kılmıştır. Bu sebeple medya sadece demokratik ülkelerde değil, otoriter yönetimlerde de halkın desteğini kazanmak veya halkı yönlendirmek amacıyla kullanılan bir güç olmuştur. Türk medyası hem dünyadaki gelişmelerden etkilenmesi, hem de siyasi, sosyal ve ekonomik gelişimi itibarıyla kendine has bir yapıya sahiptir. Türkiye'de medya - siyaset ilişkisi Türk siyasi tarihinden, demokrasi ve özgürlük mücadelelerinden bağımsız düşünülemez. Kitap bu açıdan medya ekseninde Türkiye'deki siyasi tarihin kısa bir özetini de sunmaktadır.
Türkiye'de Medya Siyaset İlişkisi Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Medya ve Siyaset
Cumhuriyet Öncesi Dönemde Türkiye'de Medya - Siyaset İlişkisi
Cumhuriyet Sonrası Tek Parti Dönemi Basın Devlet İlişkisi
Çok Partili Dönemde Basın - Siyaset İlişkisi (1946-1980)
1980 Sonrası Dönemde Medya Siyaset İlişkisi
Yazar : Vedat Demir
Yayınevi : Beta Basım Yayın
Türkiye'de Medya Siyaset İlişkisi Kitabı Hakkında
Siyasetin kamuoyu desteğine olan ihtiyacı, medyanın ise sahip olduğu toplumu etkileme gücü, yönetenler nazarında medyayı önemli ve vazgeçilmez kılmıştır. Bu sebeple medya sadece demokratik ülkelerde değil, otoriter yönetimlerde de halkın desteğini kazanmak veya halkı yönlendirmek amacıyla kullanılan bir güç olmuştur. Türk medyası hem dünyadaki gelişmelerden etkilenmesi, hem de siyasi, sosyal ve ekonomik gelişimi itibarıyla kendine has bir yapıya sahiptir. Türkiye'de medya - siyaset ilişkisi Türk siyasi tarihinden, demokrasi ve özgürlük mücadelelerinden bağımsız düşünülemez. Kitap bu açıdan medya ekseninde Türkiye'deki siyasi tarihin kısa bir özetini de sunmaktadır.
Türkiye'de Medya Siyaset İlişkisi Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Medya ve Siyaset
Cumhuriyet Öncesi Dönemde Türkiye'de Medya - Siyaset İlişkisi
Cumhuriyet Sonrası Tek Parti Dönemi Basın Devlet İlişkisi
Çok Partili Dönemde Basın - Siyaset İlişkisi (1946-1980)
1980 Sonrası Dönemde Medya Siyaset İlişkisi
Türk Basının Önemli Günleri
Türk Basının Önemli Günleri
OCAK
08 Ocak 1996 Gazeteci Metin Göktepe gözaltında öldü.
09 Ocak 1961 Basın İlân Kurumu Kuruluş Kanunu kabul edildi
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü
11 Ocak onat kutlar'm öldürülmesi
13 Ocak radikal gazetesi'nin kuruluş yıldönümü
23 Ocak posta gazetesi'nin kuruluş yıldönümü
24 Ocak 1993 Uğur Mumcu öldürüldü.
ŞUBAT
01 Şubat 1979 Gazeteci Abdi İpekçi öldürüldü.
16 Şubat 1998 Türk basınına 55 yıl hizmet veren ekonomi basının duayeni Fasih İnal 77 yaşında vefat etti.
MART
07 Mart 1990 Gazeteci-yazar Çetin Emeç, bu sabah Suadiye'deki evinden göreve gitmek üzere çıktığı sırada, kimliği henüz belirlenemeyen kişiler tarafından tabancayla öldürüldü.
18 Mart 1985 Sabah Yayıncılık kuruldu. Kuruluşun, gazete ve dergi yayını alanında faaliyet göstereceği açıklandı.
24 Mart 1976 İktisatçı ve tarihçi Şevket Süreyya Aydemir öldü.
29 Mart 1990 Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanlığı'na yeniden Nezih Demirkent seçildi.
30 Mart 1984 Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı'na yeniden Nezih Demirkent seçildi.
NİSAN
01 Nisan 1993 Atlas Dergisi yayın hayatına başladı. 1 Nisan 1982 Nokta Dergisi yayın hayatına başladı.
05 Nisan 1996 Ermeni kökenli yurttaşların Türkçe olarak yayımladığı Agos gazetesi çıktı
06 Nisan Şehit Gazeteciler günü
22 Nisan 1970 Türkiye Gazetesi kuruldu. 22 Nisan 1985 Sabah Gazetesi kuruldu.
26 Nisan 1992 Ekonomik Trend dergisi yayın hayatına başladı.
27 Nisan 2002 Adana eski Milletvekili ve gazeteci-yazar Cüneyt Canver vefat etti.
29 Nisan 1964 Parlamento Muhabirleri Derneği kuruldu.
30 Nisan 1996 Kamuoyunda büyük yankı yapan 'İSKİ skandalı'nı ortaya çıkaran, Hürriyet Gazetesi muhabiri ve köşe yazarı Yıldırım Çavlı kalp krizi sonucu 52 yaşında öldü.
MAYIS
01 Mayıs 1948 Hürriyet Gazetesi Sedat Simavi yönetiminde yaym hayatına girdi.
01 Mayıs 1993 Aydınlık Dergisi kuruldu.
01 Mayıs 1968 Hürriyet Haber Ajansı (HHA) kuruldu.
03 MAYIS dünya basın özgürlüğü günü
03 Mayıs 1950 Milliyet Gazetecilik şirketi kuruldu.
08 Mayıs 1978 Radyo-TV Gazetecileri Derneği kuruldu.
10 Mayıs 1876 Türk basınında ilk kez sansür uygulandı.
14 Mayıs 1975 Gazeteci Ümit Deniz öldü.
15 Mayıs 1919 Hasan Tahsin şehit oldu.
15 Mayıs 1996 Gözcü Gazetesi yaym hayatına başladı. 25 Mayıs 19351. Türk Basın Kongresi toplandı 27 Mayıs 1972 ANKA Haber Ajansı kuruldu..
HAZİRAN
01 Haziran 1995 Yeni Sayfa Gazetesi kuruldu.
10 Haziran 1946 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
10 Haziran 1994 Bizim Gazete kuruldu.
12 Haziran 1984 Foto Muhabirleri Derneği kuruldu.
29 Haziran 1954 Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası kuruldu.
TEMMUZ
06 Temmuz 1993 Anadolu Gazeteciler Cemiyeti kuruldu
06 Temmuz 1981 Magazin ve Aktüel Haberler Ajansı (MAKAJANS) kuruldu.
10 Temmuz 1939 Türk Basın Birliği Birinci Kongresi toplandı.
10 Temmuz 1952 Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) kuruldu.
11 Temmuz 1991 Aktüel Dergisi yayın hayatına başladı.
23 Temmuz 1991 Yeni Günaydın gazetesi kuruldu.
24 Temmuz 1908 Türk basınında sansür uygulaması kaldırıldı. 24 Temmuz, sonraki yıllarda Basın Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.
AĞUSTOS
14 Ağustos 1908 Türk Basın Birliği kuruldu.
20 Ağustos 1991 Nadir Nadi vefat etti..
EYLÜL
04 Eylül 1990 Gazeteci-yazar Turan Dursun, İstanbul Koşuyolu'ndaki evinden çıkarken, kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısı sonucu öldürüldü. Saldırganlar olaydan sonra kaçtı. Cinayeti, İslam Mücahitleri adlı bir örgüt üstlendi.
13 Eylül 1938 Basın Kurumu Fevkalade Kongresi İstanbul'da açıldı.
14 Eylül 1994 Babıali'de Akşam gazetesi kuruldu
16 EYLÜL kanal d'nin kuruluş yıldönümü
EKİM
11 Ekim 1999 Doğan Medya grubu ile CNN arasında yapılan anlaşma sonucu kurulan CNN TÜRK yayına başladı.
13 Ekim 1996 Radikal gazetesi kuruldu. Gazete Doğan Medya grubu bünyesinde faaliyet gösteriyor.
21 Ekim 1999 Ahmet Taner Kışlalı öldürüldü.
KASIM
11 Kasım 1831İlk Türkçe gazete Takvim-i Vekayi yayımlandı.
23 Kasım 1998 Hürriyet Gazetesi yazarı Yavuz Gökmen vefat etti.
25 Kasım 1980 Milliyet Haber Ajansı (MİLHA) kuruldu.
28 Kasım 1934 Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 'Ulus' adıyla çıkmaya başladı
ARALIK
06 Aralık 1989 Tempo dergisi yayın hayatına başladı.
07 Aralık 1922 Siyasal mizah dergisi Akbaba yayın hayatına girdi..
19 Aralık 1975 İlk Basın Kurultayı toplandı.
27 Aralık 1994 Takvim Gazetesi yaym hayatına başladı
OCAK
08 Ocak 1996 Gazeteci Metin Göktepe gözaltında öldü.
09 Ocak 1961 Basın İlân Kurumu Kuruluş Kanunu kabul edildi
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü
11 Ocak onat kutlar'm öldürülmesi
13 Ocak radikal gazetesi'nin kuruluş yıldönümü
23 Ocak posta gazetesi'nin kuruluş yıldönümü
24 Ocak 1993 Uğur Mumcu öldürüldü.
ŞUBAT
01 Şubat 1979 Gazeteci Abdi İpekçi öldürüldü.
16 Şubat 1998 Türk basınına 55 yıl hizmet veren ekonomi basının duayeni Fasih İnal 77 yaşında vefat etti.
MART
07 Mart 1990 Gazeteci-yazar Çetin Emeç, bu sabah Suadiye'deki evinden göreve gitmek üzere çıktığı sırada, kimliği henüz belirlenemeyen kişiler tarafından tabancayla öldürüldü.
18 Mart 1985 Sabah Yayıncılık kuruldu. Kuruluşun, gazete ve dergi yayını alanında faaliyet göstereceği açıklandı.
24 Mart 1976 İktisatçı ve tarihçi Şevket Süreyya Aydemir öldü.
29 Mart 1990 Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanlığı'na yeniden Nezih Demirkent seçildi.
30 Mart 1984 Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı'na yeniden Nezih Demirkent seçildi.
NİSAN
01 Nisan 1993 Atlas Dergisi yayın hayatına başladı. 1 Nisan 1982 Nokta Dergisi yayın hayatına başladı.
05 Nisan 1996 Ermeni kökenli yurttaşların Türkçe olarak yayımladığı Agos gazetesi çıktı
06 Nisan Şehit Gazeteciler günü
22 Nisan 1970 Türkiye Gazetesi kuruldu. 22 Nisan 1985 Sabah Gazetesi kuruldu.
26 Nisan 1992 Ekonomik Trend dergisi yayın hayatına başladı.
27 Nisan 2002 Adana eski Milletvekili ve gazeteci-yazar Cüneyt Canver vefat etti.
29 Nisan 1964 Parlamento Muhabirleri Derneği kuruldu.
30 Nisan 1996 Kamuoyunda büyük yankı yapan 'İSKİ skandalı'nı ortaya çıkaran, Hürriyet Gazetesi muhabiri ve köşe yazarı Yıldırım Çavlı kalp krizi sonucu 52 yaşında öldü.
MAYIS
01 Mayıs 1948 Hürriyet Gazetesi Sedat Simavi yönetiminde yaym hayatına girdi.
01 Mayıs 1993 Aydınlık Dergisi kuruldu.
01 Mayıs 1968 Hürriyet Haber Ajansı (HHA) kuruldu.
03 MAYIS dünya basın özgürlüğü günü
03 Mayıs 1950 Milliyet Gazetecilik şirketi kuruldu.
08 Mayıs 1978 Radyo-TV Gazetecileri Derneği kuruldu.
10 Mayıs 1876 Türk basınında ilk kez sansür uygulandı.
14 Mayıs 1975 Gazeteci Ümit Deniz öldü.
15 Mayıs 1919 Hasan Tahsin şehit oldu.
15 Mayıs 1996 Gözcü Gazetesi yaym hayatına başladı. 25 Mayıs 19351. Türk Basın Kongresi toplandı 27 Mayıs 1972 ANKA Haber Ajansı kuruldu..
HAZİRAN
01 Haziran 1995 Yeni Sayfa Gazetesi kuruldu.
10 Haziran 1946 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
10 Haziran 1994 Bizim Gazete kuruldu.
12 Haziran 1984 Foto Muhabirleri Derneği kuruldu.
29 Haziran 1954 Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası kuruldu.
TEMMUZ
06 Temmuz 1993 Anadolu Gazeteciler Cemiyeti kuruldu
06 Temmuz 1981 Magazin ve Aktüel Haberler Ajansı (MAKAJANS) kuruldu.
10 Temmuz 1939 Türk Basın Birliği Birinci Kongresi toplandı.
10 Temmuz 1952 Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) kuruldu.
11 Temmuz 1991 Aktüel Dergisi yayın hayatına başladı.
23 Temmuz 1991 Yeni Günaydın gazetesi kuruldu.
24 Temmuz 1908 Türk basınında sansür uygulaması kaldırıldı. 24 Temmuz, sonraki yıllarda Basın Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.
AĞUSTOS
14 Ağustos 1908 Türk Basın Birliği kuruldu.
20 Ağustos 1991 Nadir Nadi vefat etti..
EYLÜL
04 Eylül 1990 Gazeteci-yazar Turan Dursun, İstanbul Koşuyolu'ndaki evinden çıkarken, kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısı sonucu öldürüldü. Saldırganlar olaydan sonra kaçtı. Cinayeti, İslam Mücahitleri adlı bir örgüt üstlendi.
13 Eylül 1938 Basın Kurumu Fevkalade Kongresi İstanbul'da açıldı.
14 Eylül 1994 Babıali'de Akşam gazetesi kuruldu
16 EYLÜL kanal d'nin kuruluş yıldönümü
EKİM
11 Ekim 1999 Doğan Medya grubu ile CNN arasında yapılan anlaşma sonucu kurulan CNN TÜRK yayına başladı.
13 Ekim 1996 Radikal gazetesi kuruldu. Gazete Doğan Medya grubu bünyesinde faaliyet gösteriyor.
21 Ekim 1999 Ahmet Taner Kışlalı öldürüldü.
KASIM
11 Kasım 1831İlk Türkçe gazete Takvim-i Vekayi yayımlandı.
23 Kasım 1998 Hürriyet Gazetesi yazarı Yavuz Gökmen vefat etti.
25 Kasım 1980 Milliyet Haber Ajansı (MİLHA) kuruldu.
28 Kasım 1934 Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 'Ulus' adıyla çıkmaya başladı
ARALIK
06 Aralık 1989 Tempo dergisi yayın hayatına başladı.
07 Aralık 1922 Siyasal mizah dergisi Akbaba yayın hayatına girdi..
19 Aralık 1975 İlk Basın Kurultayı toplandı.
27 Aralık 1994 Takvim Gazetesi yaym hayatına başladı
21 Haziran 2009 Pazar
John Lewis'e Cevap
John Lewis'e Cevap
Louis Althusser
İthaki Yayınları /
'72 Baharında, İngiliz komünist filozof John Lewis, Britanya Komünist Partisi'nin dergisi Marxism Today'de ''Althusser Vakası''na iki yazı ayırır. Teşhis: had safhada dogmatizm. Tahmin: hastanın fazla ömrü yok.
Saldırı noktası hümanizmdir.
John Lewis için sorun yok: marksist felsefe hümanisttir.
''Tarihi yapan, insandır.'' İnsan tarihi ''aşkınlaştırarak'' yapar. ''İnsan, bir tek yaptığını bilir.''
Althusser'in ''epistomolojik kesinti tezi katıksız bir uydurmadır''. Marx başından sonuna kadar hep hümanist ve Hgelci olmuştu. İnsan'a, Yabancılaşma'ya ve Yadısma'sına (=aşkınlık) hep inandı.
J. L'e Marxism Today'de '72 Sonbaharında yayınlanan bir yazıyla cevap verdim.
John Lewis'in idealizminin karşısına Marksizm-Leninizm tarih, sınıf mücadelesi ve felsefe konusundaki maddeci tezlerini çıkartıyorum.
John Lewis'in sustuğu yerde, ben siyasetten söz ediyorum.
Louis Althusser
İthaki Yayınları /
'72 Baharında, İngiliz komünist filozof John Lewis, Britanya Komünist Partisi'nin dergisi Marxism Today'de ''Althusser Vakası''na iki yazı ayırır. Teşhis: had safhada dogmatizm. Tahmin: hastanın fazla ömrü yok.
Saldırı noktası hümanizmdir.
John Lewis için sorun yok: marksist felsefe hümanisttir.
''Tarihi yapan, insandır.'' İnsan tarihi ''aşkınlaştırarak'' yapar. ''İnsan, bir tek yaptığını bilir.''
Althusser'in ''epistomolojik kesinti tezi katıksız bir uydurmadır''. Marx başından sonuna kadar hep hümanist ve Hgelci olmuştu. İnsan'a, Yabancılaşma'ya ve Yadısma'sına (=aşkınlık) hep inandı.
J. L'e Marxism Today'de '72 Sonbaharında yayınlanan bir yazıyla cevap verdim.
John Lewis'in idealizminin karşısına Marksizm-Leninizm tarih, sınıf mücadelesi ve felsefe konusundaki maddeci tezlerini çıkartıyorum.
John Lewis'in sustuğu yerde, ben siyasetten söz ediyorum.
Güncel Müdahaleler
Güncel Müdahaleler
Louis Althusser
İthaki Yayınları /
Devrimci birikimi, tüm devrimci eylemlerin ve bu eylemlerden soyutlama yoluyla elde edilen bilgilerin toplamı olarak tanımlarsak şayet, elinizdeki metin çok önemli bir devrimci pratiğin eleştirisini ve değerlendirmesini içermekte ve bu yönüyle de kanımıza devrimci birikime önemli bir katkı oluşturmaktadır.
Fransız Komünist Partisi'nin tüzüğünden örgütlenme yapısına, seçim stratejisinden ittifak mantığına, yönetiminden iç yönelimlerine, tepeden tırnağa son derece radikal ve kuramsal bir eleştirisidir. Güncel Müdahaleler. İşte bu yönüyle de, ülkemizde devrimci birikimine çok önemli bir katkı olmaya aday... Tabii ki değerlendirmesi siz okurlara ait.
Althusser'in deyimiyle, " Sözcükler karar vermez ne anlam taşıdıklarına, yankıları karar verir bir tek."
Louis Althusser
İthaki Yayınları /
Devrimci birikimi, tüm devrimci eylemlerin ve bu eylemlerden soyutlama yoluyla elde edilen bilgilerin toplamı olarak tanımlarsak şayet, elinizdeki metin çok önemli bir devrimci pratiğin eleştirisini ve değerlendirmesini içermekte ve bu yönüyle de kanımıza devrimci birikime önemli bir katkı oluşturmaktadır.
Fransız Komünist Partisi'nin tüzüğünden örgütlenme yapısına, seçim stratejisinden ittifak mantığına, yönetiminden iç yönelimlerine, tepeden tırnağa son derece radikal ve kuramsal bir eleştirisidir. Güncel Müdahaleler. İşte bu yönüyle de, ülkemizde devrimci birikimine çok önemli bir katkı olmaya aday... Tabii ki değerlendirmesi siz okurlara ait.
Althusser'in deyimiyle, " Sözcükler karar vermez ne anlam taşıdıklarına, yankıları karar verir bir tek."
Felsefe ve Bilim Adamlarının Kendiliğinden Felsefesi
Felsefe ve Bilim Adamlarının Kendiliğinden Felsefesi
Louis Althusser
İthaki Yayınları /
"Ne var ki, felsefi sorular, bilimsel sorun değildir. Geleneksel felsefe kendi sorularına yanıtlar getirebilir, ancak bilimadamlarının kendi sorularına çözüm getirdikleri anlamda bilimsel ya da daha başka sorunlara çözüm getirmez. Başka deyişle: felsefe, bilim adına ve bilimin yerine bilimsel sorunları çözmez; felsefenin soruları bilimin sorunları değildir. Burada da felsefe içinde bir tavır almaktayız: felsefe bir bilim değildir, dolayısıyla o fortiori bilimin kendisi de değildir, bilimin yaşadığı bunalımların bilimi de değildir, Bütün'ün bilimi de değildir. Felsefi sorular, ipso facto bilimsel sorunlar değilir."
20. yüzyılın en önemli ve özgün Marksist düşünürü Louis Althusser ilk kez 1974 yılında yayımlanan bu çalışmasında, ürettiği özgün kimliklerini sorgulamakta ve bilimadamlarının kendi disiplinine ilişkin tasarımlamalarını incelemektedir.
Louis Althusser
İthaki Yayınları /
"Ne var ki, felsefi sorular, bilimsel sorun değildir. Geleneksel felsefe kendi sorularına yanıtlar getirebilir, ancak bilimadamlarının kendi sorularına çözüm getirdikleri anlamda bilimsel ya da daha başka sorunlara çözüm getirmez. Başka deyişle: felsefe, bilim adına ve bilimin yerine bilimsel sorunları çözmez; felsefenin soruları bilimin sorunları değildir. Burada da felsefe içinde bir tavır almaktayız: felsefe bir bilim değildir, dolayısıyla o fortiori bilimin kendisi de değildir, bilimin yaşadığı bunalımların bilimi de değildir, Bütün'ün bilimi de değildir. Felsefi sorular, ipso facto bilimsel sorunlar değilir."
20. yüzyılın en önemli ve özgün Marksist düşünürü Louis Althusser ilk kez 1974 yılında yayımlanan bu çalışmasında, ürettiği özgün kimliklerini sorgulamakta ve bilimadamlarının kendi disiplinine ilişkin tasarımlamalarını incelemektedir.
Tutsaklık Güncesi
Tutsaklık Güncesi
Louis Althusser
Can Yayınları Etiket: 17,00 TL
NetKitap Ederi: 12,75 TL
Louis Althusser, 68 kuşağının belki de en önemli düşünsel önderiydi. Pour Marx ve Lire 'le capital' adlı yapıtlarıyla Marksist düşünceye yeni bir yorum getiren, kendi kuşağını olduğu kadar, daha sonraki düşünürleri de büyük ölçüde etkilemiş olan Althusser, ne yazık ki genç yaşlarından başlayarak gitgide artan ruhsal rahatsızlığından ve depresyondan kurtulamadı. Öyle ki büyük bir tutkuyla bağlandığı ve kendisini Komünist Parti'ye sokan, böylece yaşam çizgisini değiştiren karısı Helene'i bir delilik anında boğarak öldürdü. Daha önce yayımladığımız
Louis Althusser
Can Yayınları Etiket: 17,00 TL
NetKitap Ederi: 12,75 TL
Louis Althusser, 68 kuşağının belki de en önemli düşünsel önderiydi. Pour Marx ve Lire 'le capital' adlı yapıtlarıyla Marksist düşünceye yeni bir yorum getiren, kendi kuşağını olduğu kadar, daha sonraki düşünürleri de büyük ölçüde etkilemiş olan Althusser, ne yazık ki genç yaşlarından başlayarak gitgide artan ruhsal rahatsızlığından ve depresyondan kurtulamadı. Öyle ki büyük bir tutkuyla bağlandığı ve kendisini Komünist Parti'ye sokan, böylece yaşam çizgisini değiştiren karısı Helene'i bir delilik anında boğarak öldürdü. Daha önce yayımladığımız
Kriz Yazıları
Kriz Yazıları
Althusser'den Sonra Louis Althusser
Louis Althusser
İthaki Yayınları /
Siyasi ve Felsefi Yazılar'ın bu 4. cildi, Louis Althusser'in yaşarken yayınlamamış olduğu elyazısı metinlerden oluşuyor. Daha 1970'lerden itibaren Marksizmin krizini teşhis eden Marksist düşünür, krizden çıkış yolları üzerine düşünürken; önceden olduğu gibi, bir yandan tarihsel materyalizme sızmış idealist, Hegelci unsurları ayıklamaya, bir yandan da Marksist siyaset felsefesinde ihmal edilmiş olan devlet teorisinin kapsamını genişletmeye çalışıyor. Bu düşüncelere yoğunlaştığı dönemde başına gelen talihsiz olayla ara vermek zorunda kaldığı ve rastlantı materyalizmi' adını verdiği özgün felsefi projesine dair kaleme aldığı metinlerle, Louis Althusser'in 'son' düşüncesi daha önce adını pek anmadığı Derrida, Heidegger gibi filozoflara atıfla geliştirdiği düşüncesi gün ışığına çıkıyor.
Althusser'den Sonra Louis Althusser
Louis Althusser
İthaki Yayınları /
Siyasi ve Felsefi Yazılar'ın bu 4. cildi, Louis Althusser'in yaşarken yayınlamamış olduğu elyazısı metinlerden oluşuyor. Daha 1970'lerden itibaren Marksizmin krizini teşhis eden Marksist düşünür, krizden çıkış yolları üzerine düşünürken; önceden olduğu gibi, bir yandan tarihsel materyalizme sızmış idealist, Hegelci unsurları ayıklamaya, bir yandan da Marksist siyaset felsefesinde ihmal edilmiş olan devlet teorisinin kapsamını genişletmeye çalışıyor. Bu düşüncelere yoğunlaştığı dönemde başına gelen talihsiz olayla ara vermek zorunda kaldığı ve rastlantı materyalizmi' adını verdiği özgün felsefi projesine dair kaleme aldığı metinlerle, Louis Althusser'in 'son' düşüncesi daha önce adını pek anmadığı Derrida, Heidegger gibi filozoflara atıfla geliştirdiği düşüncesi gün ışığına çıkıyor.
Gelecek Uzun Sürer
Gelecek Uzun Sürer
Louis Althusser
Can Yayınları /
Yirminci yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran, düşünce akımlarını olduğu kadar, politika felsefesini ve pratiğini derinlemesine etkileyen Fransız filozof Louis Althusser (1918-1990) '68 kuşağının belki de en önemli düşünsel önderiydi. Pour Marx ve Lire 'le Capital' adlı kitaplarıyla marksist düşünceye yeni bir yorum getirmiş ve yeni bir düşünür kuşağının yetişmesine katkıda bulunmuştur. Yüzyılımızın en parlak zekâlarından biri olan Althusser'in, göz kamaştırıcı kimliğine karşın, çocukluğu, ana-babası, geçmişi ve kadınlarla çok önemli sorunları vardı. Belki de bunun sonucu olarak, 16 Kasım 1980 günü çok sevdiği karısı Helene'i boğarak öldürdü. Cinayeti işlediği sırada bilincini yitirmiş olduğu yönünde verilen doktor raporunu göz önünde bulunduran yargı organı, Althusser'in yargılanmasının gereksiz oludğuna karar verdi. Althusser, kendisinin de yazdığı gibi, Gelecek Uzun Sürer'de savunmasını değil, duruşmasını gerçekleştiriyor. Gelecek Uzun Sürer, aynı zamanda, Helene için gerçek bir aşk şarkısı; birlikte paylaştıkları yalnızlık, sıkıntı, hayal kırıklıkları ve acılar üzerine yakılmış bir ağıt.
Louis Althusser
Can Yayınları /
Yirminci yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran, düşünce akımlarını olduğu kadar, politika felsefesini ve pratiğini derinlemesine etkileyen Fransız filozof Louis Althusser (1918-1990) '68 kuşağının belki de en önemli düşünsel önderiydi. Pour Marx ve Lire 'le Capital' adlı kitaplarıyla marksist düşünceye yeni bir yorum getirmiş ve yeni bir düşünür kuşağının yetişmesine katkıda bulunmuştur. Yüzyılımızın en parlak zekâlarından biri olan Althusser'in, göz kamaştırıcı kimliğine karşın, çocukluğu, ana-babası, geçmişi ve kadınlarla çok önemli sorunları vardı. Belki de bunun sonucu olarak, 16 Kasım 1980 günü çok sevdiği karısı Helene'i boğarak öldürdü. Cinayeti işlediği sırada bilincini yitirmiş olduğu yönünde verilen doktor raporunu göz önünde bulunduran yargı organı, Althusser'in yargılanmasının gereksiz oludğuna karar verdi. Althusser, kendisinin de yazdığı gibi, Gelecek Uzun Sürer'de savunmasını değil, duruşmasını gerçekleştiriyor. Gelecek Uzun Sürer, aynı zamanda, Helene için gerçek bir aşk şarkısı; birlikte paylaştıkları yalnızlık, sıkıntı, hayal kırıklıkları ve acılar üzerine yakılmış bir ağıt.
Lenin ve Felsefe
Lenin ve Felsefe
Louis Althusser
İletişim Yayınları /
Louis Althusser 20. yüzyılın ikinci yarısında Marksist düşüncede önemli etkisi olmuş filozoflardan biri. Althusser’in Marx ve Lenin’i yeniden okuma girişimi ve bu sayede Marksizm içinde yaşanan krizi aşma çabası uzun yıllar etkisini sürdürdü, gerek yapısalcılığın gerekse post-yapısalcılığın besleyici kanalını oluşturdu. Lenin ve Felsefe, Althusser’in Lenin’i yeniden okuma girişiminin bir sonucu ya da "felsefeyle birlikte Lenin". Sadece eylem adamı, stratejist Lenin portresi yerine, Lenin’in Marx ve Hegel okumalarının Marksist teori ve pratik için önemine işaret eden, bu önemin altını çizen bir metin. Althusser burada Marksist bir filozof olarak felsefeyi tanımlarken, felsefe ile bilim, felsefe ile ideoloji, felsefe ile politika ilişkilerini de ele alıyor. Kitapta ayrıca Althusser ile yapılmış "Bir Devrim Silahı Olarak Felsefe" başlıklı konuşmayla, Althusser’in "Hegel Karşısında Lenin" başlıklı bir yazısı da yer alıyor.
Louis Althusser
İletişim Yayınları /
Louis Althusser 20. yüzyılın ikinci yarısında Marksist düşüncede önemli etkisi olmuş filozoflardan biri. Althusser’in Marx ve Lenin’i yeniden okuma girişimi ve bu sayede Marksizm içinde yaşanan krizi aşma çabası uzun yıllar etkisini sürdürdü, gerek yapısalcılığın gerekse post-yapısalcılığın besleyici kanalını oluşturdu. Lenin ve Felsefe, Althusser’in Lenin’i yeniden okuma girişiminin bir sonucu ya da "felsefeyle birlikte Lenin". Sadece eylem adamı, stratejist Lenin portresi yerine, Lenin’in Marx ve Hegel okumalarının Marksist teori ve pratik için önemine işaret eden, bu önemin altını çizen bir metin. Althusser burada Marksist bir filozof olarak felsefeyi tanımlarken, felsefe ile bilim, felsefe ile ideoloji, felsefe ile politika ilişkilerini de ele alıyor. Kitapta ayrıca Althusser ile yapılmış "Bir Devrim Silahı Olarak Felsefe" başlıklı konuşmayla, Althusser’in "Hegel Karşısında Lenin" başlıklı bir yazısı da yer alıyor.
Marx İçin / Pour Marx
Marx İçin / Pour Marx
Louis Althusser
İthaki Yayınları
Bir çağrı, hatta bir slogan niteliğindeki bu ad, bugün hâlâ otuz yıl önceki kadar yüksek ve güçlü bir şekilde-belki de yeniden-çınlıyor. Ama bambaşka nedenlerle ve tamamen farklı bir bağlamda çınlıyor. Althusser'in kitabı bugün artık yeni okurlara seslenmekte...
Bu kitapta girişilmiş olan iş, Marksizme teorik bir çehre ve bir vücut verme yönünde, çağımızın en akıcı ve anlamlı, aynı zamanda da en fazla kanıtlara dayalı çabalarından biri...
Louis Althusser
İthaki Yayınları
Bir çağrı, hatta bir slogan niteliğindeki bu ad, bugün hâlâ otuz yıl önceki kadar yüksek ve güçlü bir şekilde-belki de yeniden-çınlıyor. Ama bambaşka nedenlerle ve tamamen farklı bir bağlamda çınlıyor. Althusser'in kitabı bugün artık yeni okurlara seslenmekte...
Bu kitapta girişilmiş olan iş, Marksizme teorik bir çehre ve bir vücut verme yönünde, çağımızın en akıcı ve anlamlı, aynı zamanda da en fazla kanıtlara dayalı çabalarından biri...
Özeleştiri Ögeleri
Özeleştiri Ögeleri
Louis Althusser
Belge Yayınları / 4
Bu küçük kitapçık daha önce yayınlanmamış iki denemeyi içermektedir. Bunlardan birincisi Haziran 1972 tarihini taşımakta olup, bu metnin John Lewis'e Cevap'ta genişçe saçılmış olan ve hatırlanacağı üzere, sadece felsefenin tanımının düzeltilmesiyle sınırlı kalan özeleştiri ögeleriyle birlikte yer alması gerekiyordu. Ama bir yandan sade bir dergi makalesinin sınırlarını aşmamak, öte yandan da Fransızca olarak yayınlanan o metnin birlik ve bütünlüğünü bozmamak için bunları yazmaktan vazgeçmem gerekti.
Marx için ve Kapital'i Okuma adlı yapıtlarımın yayınlanmalarından iki sene sonra, Kapital'i Okuma'ın İtalyanca baskısının önsözünde, "teorisist bir eğilim"den etkilendiklerini belirttiğim sözkonusu bu iki yapıtın eleştirisel bir incelemesini ilk kez bu denemede bulacağız.
Bu Özeleştiri Öğeleri'ne ek olarak da, genç Marx'ın evrimini konu alan ve benim hangi istikamete yöneldiğimi gösteren daha önceki bir tarihte (Temmuz 1970) yazılmış bir denemeyi de ilave etmeyi uygun gördüm.
(Kitabın Girişinden)
Louis Althusser
Belge Yayınları / 4
Bu küçük kitapçık daha önce yayınlanmamış iki denemeyi içermektedir. Bunlardan birincisi Haziran 1972 tarihini taşımakta olup, bu metnin John Lewis'e Cevap'ta genişçe saçılmış olan ve hatırlanacağı üzere, sadece felsefenin tanımının düzeltilmesiyle sınırlı kalan özeleştiri ögeleriyle birlikte yer alması gerekiyordu. Ama bir yandan sade bir dergi makalesinin sınırlarını aşmamak, öte yandan da Fransızca olarak yayınlanan o metnin birlik ve bütünlüğünü bozmamak için bunları yazmaktan vazgeçmem gerekti.
Marx için ve Kapital'i Okuma adlı yapıtlarımın yayınlanmalarından iki sene sonra, Kapital'i Okuma'ın İtalyanca baskısının önsözünde, "teorisist bir eğilim"den etkilendiklerini belirttiğim sözkonusu bu iki yapıtın eleştirisel bir incelemesini ilk kez bu denemede bulacağız.
Bu Özeleştiri Öğeleri'ne ek olarak da, genç Marx'ın evrimini konu alan ve benim hangi istikamete yöneldiğimi gösteren daha önceki bir tarihte (Temmuz 1970) yazılmış bir denemeyi de ilave etmeyi uygun gördüm.
(Kitabın Girişinden)
Kapital'i Okumak
Kapital'i Okumak
Louis Althusser
Belge Yayınları /
Bilime giden geniş bir yol yoktur ve ancak, onun politikalarının yorucu dikliğinden korkmayanlar onun ışıltılı doruklarına varma şansına iyedir...
-Karl Marx-
Louis Althusser
Belge Yayınları /
Bilime giden geniş bir yol yoktur ve ancak, onun politikalarının yorucu dikliğinden korkmayanlar onun ışıltılı doruklarına varma şansına iyedir...
-Karl Marx-
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)